<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <ins class='adsbygoogle' data-ad-client='ca-pub-6864254610282912' data-ad-format='autorelaxed' data-ad-slot='5513347728' style='display:block'></ins> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({}); </script> <script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> İnsaNews

17 Aralık 2017 Pazar

Dünyanın En Eski Şarkısını Dinlemek İster Misiniz?



Dünyanın En Eski Şarkısını Dinlemek İster Misiniz?
Müzik tutkunları için ilginç bir haberimiz var! Bir kaç yüzyıl önce nasıl bir müzik yapıldığını merak ediyorsanız sizi yazımızı okumaya ve yazının sonundaki videoyu seyretmeye davet ediyoruz.
Ne yazık ki tarih boyunca üretilen müzikle ilgili çok fazla bilgi bulunmuyor. Kayıt yapmak geçtiğimiz yüzyılda başlayan bir şey sonuçta. 10.yüzyılın Tarkan’ı kimdi bilmiyoruz mesela
Müzikologlar (müzik yapmak yerine müzik üzerine çalışanlar) uzun süre geçmiş zamanlardaki müziğin pek ahenkli olduğuna inanmıyordu. Diyatonik gama ve harmoniye Eski Yunan’da rastlanıyor. Bu yeteri kadar eski değil mi diye düşünebilirsiniz. Bizce değil
Yeni arkeolojik keşifler daha da eski zamanlarda nasıl müzik yapıldığına dair fikirler verebilir. Bu da müziğin eski çağlardan beri vazgeçilmez olduğunu gösteriyor.
Yıllar önce yapılan bir kazı 3,400 yıl öncesine ait Sümerliler tarafından yapılmış notalar içeren tabletler bulunmuş. Kaliforniya Üniversitesi’nden profesörlerin incelediği bu tabletler 7 notalı diyatonik gam ve harmoni varmış.
Sümerliler o zamanlar bu notaları hangi müzik aletleri kullanarak çalmışlar bilemiyoruz ama notalardan çıkan müziğin neye benzediğini merak ediyorsanız bu notların günümüzde klavye ile çalınan versiyonunu aşağıdaki videodan dinleyebilirsiniz. Oldukça ilginç bir müzik zevkleri varmış
Hemen altta ikinci video yine 3400 yılöncesineaitbir başka melodı




Limonun Dünyadaki En Faydalı Şeylerden biri Olduğunu Gösteren 15 Neden


Limonun Dünyadaki En Faydalı Şeylerden biri Olduğunu Gösteren 15 Neden

Bazen hepimizin evlerinde bulunan ve hep elimizin altında olan şeylerin temizlik konusunda bize ne kadar yardımcı olacağını tahmin edemeyiz.
Limon da bunların başında gelir.
Limonun belki de hiç bilmediğiniz 15 farklı kullanım şeklini sizinle paylaşmak istiyoruz.


1. Çok yönlü temizleme deterjanı
Bir limonu soyun, üzerine 150 ml sirke dökün ve bir gece bekletin. Sabah 150 ml su ekleyin. Karışımı bir sprey şişesine koyun. Her yerde kullanabileceğiniz doğal temizlik deterjanınız hazır!
2. Ahşap kesme tahtalarını temizleme
Yarım limonu sünger niyetine kullanarak ahşap kesme tahtalarınızı tuz ile ovalarsanız kesme tahtalarınız hem tertemiz olur hem de kullanım süreleri uzar. Tahtayı limon ve tuzla ovalayın, 10-15 dakika bekletin, sonra bir kez daga ovalayın.
3. Beyaz çamaşırları parlatma
Beyazlarınızı daha beyaz yapmak istiyorsanız, yıkamadan önce en az yarım saat limon suyu ve karbonatlı karışımda bekletin.
4. Manikür yapma


Ilık suya bir kaç damla limon suyu katarak tırnaklarınızı yenileyecek bir bir karışım elde edebilirsiniz.
5. Çillerden kurtulma
Limon istemeyen çilleri ve yaşlılık lekelerini hafifletmeye de yarar. Bir dilim limon kesin ve nazikçe yüzünüzü ovalayın.
6. Sindirimi iyileştirme
Sabahları aç karnına içine bal katılmış ılık bir limonlu su içmek sindirimi hızlandırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.


7. Düzgün bir masa kurma
Eğer masada ellerinizle yemeniz gereken bir yemek varsa, parmaklarınızı temizlemek için sofraya küçük kaplarda limonlu su koymak güzel olabilir. Özellikle menüde deniz ürünleri varsa!
8. Ev gereçlerini temizleme
Buzdolabınızı limon suyuna batırılmış bir süngerle silin ve kötü kokuları unutun. Bulaşık makinasına boşken biraz limon suyu koyun ve bir tur çalıştırın.


9. Bitkileri filizlendirme
Limonları yarıya kesin ve sularını sıkın. Kabukların içini oyun ve içlerine tohumları ve toprağı koyun. Filizler çıkmaya başlayınca limon kabuğu ile birlikte saksılara ya da bahçenize ekin.
10. Ayakkabı kokusundan kurtulma
Taze limon kabuklarını bir gece ayakkabınızın içinde bekletin ve kötü kokuları alsın.
11. Mumluk yapma
Limon, misket limonu ve portakal kabukları görsel olarak çok güzel birer mumluk olur. Limonların içini oyun ve erimiş balmumu ile doldurun veya hazır mumları kabuğun içine sabitleyin.
12. Sağlığımıza iyi gelir
Limon suyu ve karbonat karışımının alkali, hazmettirici ve temizleyici özelliği vardır. Kötü kolestrolü düzenler, karaciğeri temizler ve iyi bir doz C vitamini olur. Bir bardak sodaya yarım limon suyu ve bir çay kaşığı karbonat koyun ve sabahları için. İki hafta boyunca her gün için sonra iki hafta ara verin.
13. Paslanmaz çeliği temizleme
Limon kabuğu ve karbonat pazlanmaz çeliklerinizi pırıl pırıl yapar.


14. Kırmızı meyve lekelerini çıkarma
Kırmızı meyveleri yıkarken, soyarken ve yerken elleriniz muhtemelen kırmızı oluyordur. Limon suyu bu kırmızı lekeleri ellerinizden çıkarır. Aynı şekilde kıyafetlerinizden de çıkarır. Lekeli giysiyi önce soğuk suda yıkayın daha sora bir kaç dakika limonlu suda bekletin.
15. Böcekleri uzak tutma
Karıncaları evinizden uzak tutma için pencere ve kapı kenarlarına biraz limon suyu dökün. Sivrisineklerden kurtulmak için yarıdan kestiğiniz limonlara karanfil saplayın ve sivrisinek olan yere koyun.


kaynak: https://hayatbilgileri.com/pratik-hayat-bilgileri/limonun-dunyadaki-en-faydali-sey-oldugunu-gosteren-15/

16 Aralık 2017 Cumartesi

Tarihe Damga Vurmuş 5 Kadın Matematikçi

Résultat de recherche d'images pour "emmy noether"

Tarihe Damga Vurmuş 5 Kadın Matematikçi
Matematik tarihinde ünlü matematikçiler denildiğinde erkek matematikçilerin adları anılsa da bu kadın matematikçilerin olmadığı anlamına gelmez.
Erkek matematikçilere göre işleri zordur çünkü gerek ailelerinin gerekse toplumun baskısını da çözmek zorundadırlar.
1. HYPATIA (370 – 415)
Bir matematikçi, astronom ve filozof olan Hypatia, dönemin ünlü matematikçisi Theon’un kızıydı. İskenderiye Kütüphanesi’nde felsefe, matematik ve astronomi üzerine dersler vermiştir. Hypatia doğayı; mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalıştı. Hypatia Atina’da eğitimini aldıktan sonra 400 yılına doğru İskenderiye’ye döner ve İskenderiye Kütüphanesi’ndeki Platon Okulu’nda dersler vermeye başlar. Hypatia bu okulda, içerisinde Hristiyanlık, Paganizm ve Musevilik gibi birçok inanca sahip öğrencisine Platon ve Aristo’nun öğretilerini kazandırdı.
Résultat de recherche d'images pour "1. HYPATIA (370 – 415) art"
Bu öğrencileri arasında ileride İskenderiye valisi olacak olan Orestes ve Ptolemais’in piskoposu olacak olan Synesius da vardı. Hypatia’yı ölene kadar savunmuş olan İskenderiye Valisi Orestes ile Hypatia’yı “dinsizlik” ve “şeytanlık” ile suçlayan İskenderiye piskoposu Cyril arasındaki kavga şehir çapında bir provokasyona dönüşür ve olaylar Hypatia’nın 415’de taşlanarak öldürülmesine kadar varır.
2. SOPHIE GERMAIN (1776 – 1831)


Babası zengin bir ipek tüccarıdır. Toplumda liberal reformların konuşulup planlandığı bir ailenin kızı olarak 1776 yılında doğar. Daha 13 yaşındayken Arşimet’in ölüm hikayesini okuduktan sonra matematikçi olmaya karar verir. Kendi kendine Latince ve Yunanca öğrenir. Ailesinin muhalefetine rağmen, anne ve babası uyduktan sonra Newton ve Euler’i okur. Felsefeye merak sarar. Bu kadar inatçı bir çocukla baş edemeyen babası sonunda Sophie’yi hayatı boyunca desteklemeye karar verir.
Résultat de recherche d'images pour "2. SOPHIE GERMAIN (1776 – 1831)"
Matematikteki zekasını ilk kez meşhur matematikçi Lagrange keşfeder. Lagrange için hazırladığı bir ödevi kadın olduğundan önem verilmeyeceği kaygısıyla ‘‘M. LeBlanc” diye sahte bir isimle verir. Lagrange bu dehanın Sophie Germain olduğunu daha sonra öğrenir. Sophie’nin matematik alanında en büyük destekçilerinden biri Lagrange olur.
Sophie Germain’in matematikteki meşhur Fermat Teoremi’nin çözümüne yaptığı katkılar bilinen en iyi yönüdür. Yaptığı katkıların önemi kendinden ancak 100 yıl sonra Kummer tarafından bir adım ileri götürülebildiği düşünülürse daha iyi anlaşılır.
Bir çok deha gibi, Sophie Germain de çok genç yaşta öldü. Rakam teorisi üzerine çalışmalarını sürdürürken 55 yaşında kanserden öldü. Ölüm sertifikasındaki mesleği bölümüne matematikçi değil, rantiye yazdılar.
3. ADA LOVELACE (1815 – 1852)
10 Aralık 1815 yılında Londra’da doğdu. Şair baba ve matematiğe düşkün anneden olan Ada Lovelace (Augusta Ada Byron ), 13 yaşındayken uçan bir makine tasarlayıp, hesapladı. 17 yaşında matematik ve teknoloji üzerine çalışmaya koyuldu. 1840 yılında Augustus De Morgan’dan matematik dersleri almaya başladı.
İngiltere’de 1832 yılına kadar kadınların bilimsel tartışmalara katılmalarına izin verilmediği ve akademik yayın yapmalarının uygunsuz görüldüğü bir dönemde, kadın olduğunun belli olmaması amacı ile isminin baş harfleri olan “A.A.B.”yi kullanarak, bilgisayar sistemleri üzerine bilimsel bir dergide ilk akademik yayını yapan öncü kadın Ada, 1835 yılında Lord Lovelace ile evlendi ve bu evlilikten 3 çocuğu oldu.
Résultat de recherche d'images pour "3. ADA LOVELACE (1815 – 1852)"
Mekanik bir bilgisayar tasarlayan İngiliz Charles Babbage’ın makinesi üzerine yazılmış bir Fransızca makaleyi tercüme ederek İngiliz mühendise gönderdi. Bundan etkilenen Babbage, Lovelace Kontesi Ada’dan söz konusu makaleye kendi notlarını da eklemesini istedi. Ada, çevirdiği makalenin üç katı uzunluğuna erişen kendi orijinal notlarını Babbage’a gönderdi ve aralarında yoğun bir iletişim başladı. Leydi Lovelace’a göre bu tür bir makine uygun şekilde programlanırsa karmaşık müzik eserleri bestelemek, grafik üretmek ve karmaşık matematiksel problemleri çözmek için kullanılabilirdi. Ada Lovelace, Babbage’a gönderdiği mektuplarda söz konusu makinenin belli ve sonlu sayıda adımdan oluşan bir plan kullanarak ne şekilde Bernoulli sayılarını hesaplayabileceğini tarif ediyordu. Bu plan, bilgisayar tarihinde somut bir makineye uygulanabilecek olan ilk “bilgisayar programı” olarak kabul edilmektedir. 1979 yılında, ABD Savunma Bakanlığı tarafından geliştirilen meşhur programlama dillerinden birine de onun onurununa “ADA” ismi verildi.


Bilinen ilk bilgisayar programcılarından olan, müzikle, atlarla ve hesap makineleri ile ilgilenen Ada Augusta Byron, 27 Kasım 1852’de 37 yaşında Marylebone’de kanserden hayata gözlerini yumdu
4. SOFYA KOVALEVSKAYA (1850 – 1891)
Rus aristokrasisinin önemli bir ailesine mensup olan Kovalevskaia 1850 yılında doğmuş. Entelektüel bir ortamda İngiliz dadılar tarafından yetiştirilmiş. Küçük yaşlarda matematikle tanışmış. Babası, Sofya’nın yatak odasının duvarlarını, matematik formülleri ile dolu káğıtlarla süslemiş. Küçük Sofya bütün bu formülleri küçük yaşta öğrenmiş.
Komşularından ödünç aldığı kitaplar sayesinde hiçbir eğitimi olmadan trigonometriyi ikinci kez keşfeder. Kovalevskaya on yedi yaşında ailesiyle beraber St. Petersburg’a taşınır. Babasının muhalefetine rağmen düzenli olarak matematik dersleri almaya başlar. Kadın olduğu için o dönemin Rusya’sında üniversiteye gidemez.
Üniversiteye gidebilmek için Almanya’ya taşınmak üzere olan genç bir bilim adamıyla evlenir. Genç bilimci Vladimir Kovalevski’dir. İkisi de Heidelberg Universitesi’nde kendi ilgi alanlarında çalışmaya başlarlar. Kovalevskaya 1874 yılında Göttingen Üniversitesi’nden matematik doktorası alır. Dünyada ilk kez bir kadın, matematik alanında doktora almıştır. Bu dönemde artık yalnızca iyi bir matematikçi değil, Kovalevskaya Avrupa’da kadın haklarının da yılmaz savunucusudur.
Bir yandan matematik dergilerinde yazıları yayınlanırken, diğer yandan edebi eserler de kaleme almaktadır. Fyodor Dostoyevski, Anton Çehov ve George Elliot gibi kişilerle yakın temas içindedir.
İlk önce Rusya’dan çıkabilmek için evlendiği eşine artık áşık olmuştur. Bir de kızları olmuştur. Daha kızları beş yaşındayken Kovalevskaya’nın eşi, başından geçen talihsiz olaylar nedeniyle intihar eder. Artık, genç Sofya çocuklu bir duldur.
Résultat de recherche d'images pour "4. SOFYA KOVALEVSKAYA (1850 – 1891)"


Matematikteki başarıları Kovalevskaya’nın Stockholm Üniversitesi’nde hayat boyu profesör olmasını sağlar. Bu da dünyada bir kadın için bir başka ilktir. Bir matematik dergisinin editörü olur. Dünyada ilk kez bir kadın bu göreve getirilmektedir.
Hermite ve Çebişev gibi matematikçilerle ilişki içindedir. Rus matematikçilerle Batı dünyasının matematikçileri arasında köprü görevi yapar. İktisat alanında da önemli uygulama alanı bulan sabit nokta teoremi (fixed point theorem) üzerine önemli katkılar yapar. Bu katkıları dolayısıyla Fransız Bilim Akademisi Ödülü’nü alır.
Basit bir soğuk algınlığı gibi başlayan bir hastalık nedeniyle Kovalevskaya kırk bir yaşında, 1891 yılında ölür.
5. EMMY NOETHER (1882 – 1935)
Zamanının ünlü Alman matematikçisi Max Noether’in kızıdır. Yahudi bir aileden gelmiştir. Ailesi oldukça varlıklıdır. Dört çocuğun en büyüğüdür. Okulda Almanca, İngilizce, Fransızca ve aritmetik derslerine ağırlık verdi. Özel piyano dersleri aldı. Dans etmeyi öğrendi. Amacı lisan öğretmeni olmaktı. Annesi onu ev hanımı olacak umuduyla yemek yapmasını, bulaşık yıkamasını öğreterek büyüttü. Halbuki, o 20. yüzyılın en büyük cebircilerinden biri olacaktı.
On sekiz yaşında Almanca ve Fransızca’da öğretmenlik lisansı aldı. Bavyera’da kız liselerinde lisan öğretmenliği yapmaya hak kazandı. Ama, hiç öğretmenlik yapmadı. Emmy zor olanı seçti. Üniversite’de matematik okumaya karar verdi. O dönemin Almanya’sında kızlar ancak resmi olmayan bir biçimde üniversitede okuyabiliyorlardı. Her ders için profesörlerden ayrı izin alınması gerekiyordu. Babasının üniversitede profesör olması nedeniyle gerekli izinleri almak zor olmadı. Erlangen Üniversitesi’nde matematik dersleri aldı. İki yıl sonra Göttingen Üniversitesi’ne gitti. Hilbert, Klein ve Minkowski gibi ünlü matematikçilerden dersler aldı.
Kendi adıyla bir teorem ispat etti. Daha sonra, Noether Teoremi, Einstein’ın Rölativite Teori’sine de yardım eden unsurlardan biri oldu. Einstein’dan övgüler aldı. Modern Cebir’in oluşmasında çok önemli katkıları oldu.

Matematik dünyası her fırsatta Emmy’nin matematikteki yeni açılımlarını öğrenme çabasındaydı. Çeşitli ülkelerin yıllık matematik kongrelerinde konferanslar vermeye davet ediliyordu. Her defasında matematiğin farklı bir alanında küçümsenmeyecek katkılarını sergiliyordu. Sonunda, 1932 yılında matematik bilgisinin geliştirilmesine yaptığı katkıları dolayısıyla Artin ile birlikte Alfred Ackermann-Teubner ödülüne layık görüldü.

Hitler’in iktidara gelmesiyle birlikte, Yahudi olduğu için Göttingen Üniversitesi’nden 1933 yılında kovuldu. Arkadaşı Anna Johnson Pell Wheeler’ın daveti üzerine Amerika’ya gitti ve Bryn Mawr College’da misafir öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Princeton Üniversitesi’nin ünlü Institute for Advanced Study’de dersler verdi. Çok genç yaşta, elli üç yaşında Bryn Mawr’da öldü.

Kadınsız devrim giyotine benzer: Olympe De Gouges



les femmes dans la revolution ile ilgili görsel sonucu


Kadınsız devrim giyotine benzer: Olympe De Gouges

“Adam, sen, adil olabilir misin? Sana bu soruyu bir kadın soruyor. En azından bu hakkı ondan alamazsın. Söyle bana, benim cinsimi baskı altına alan, kendinden menkul iktidarı kim verdi sana? Gücün mü? Yeteneklerin mi?”
Zalimlere, ataerkil topluluklara, dinlere göre her şeyi kontrol altında tutmanın tek bir yolu vardı; kadını kontrolde tutmak. İşte bu yüzden işe kadınla başladılar. Önce dilini, sonra rengini yasakladılar, ardından kadının sihirli gücü olan aşkını…
Kadın 5 bin yılı aşkın bir süredir tahakküm altında ve işin en kötü yanıda bunun kendisi tarafından kabul edilmiş olması ve kader adı altında bu duruma boyun eğmesidir. Bu duruma tarih boyunca birçok kadın başkaldırmıştır. Kimi zaman işkenceyle susturulmaya kimi zamanda öldürülüp sindirilmeye çalışılan kadınlardan yalnızca birisidir Olympe De Gouges.
des femmes et révolution ile ilgili görsel sonucu
Olympe, 1748 – 1793 yılları arasında yaşamış Fransız kadın filozof ve yazardır. Fransa da küçük burjuva bir aileden geliyor. İnandığı herşeyin uğrunda sonuna kadar mücadele eden direnen tutkulu ve heyecanlı bir kişiliği vardı. Daha küçük yaşlarda sorgulamaya ailesinden başlıyor. Annesinin düşümeden, sorgulamadan ataerkil topluluğun gücüne sarılması onda kadınla ilgili düşüncelerin şekillenmesini sağladı. Olympe, dini evliliğe karşı idi; cinsel özgürlüğü savunuyordu.
des femmes et révolution ile ilgili görsel sonucu


Cinsiyetsiz aklın öncüsü Olypme, 1784’te kendi yazarlık kariyerine başladı. Kariyerinde siyasi yazılarıyla ünlendi. 1789 Fransız Devrimi’nin “eşitlik, kardeşlik, özgürlük” ilkeleri, devrim sürecinde zengin ya da yoksul, kadın yada erkek herkesi kapsadığı dile getirilmiş. O dönemde Marie Antoniette, “Ekmekleri yoksa pasta yesinler” sözlerinin tarihe mâl olacağını düşünmüş müydü bilinmez. Fakat bu sözün bardağı taşıran son damla olduğu ve Büyük Fransız Devrimi’nde önemli rol oynayacak kadınları sokağa dökmüştür.
des femmes et révolution ile ilgili görsel sonucu
Binlerce pazarcı zanaatçı ve çamaşırcı kadın, Kraliçe’nin sözlerini “Ne zaman ekmeğimiz olacak?” haykırışlarıyla yanıtladılar. Sokaktaki insanların da katılımıyla Ulusal Meclisi bastılar. Kral, İnsan ve Yurttaş Haklar Bildirisi’ni kabul etmek zorunda kalır. Fakat devrimin şekillemesiyle evrensel olduğu iddia edilen hakların belli bir cinsle sınırlanmış olduğunu gözler önüne seriyor. Kadınlar adeta görmezden geliniyor, insan ve Yurttaş kategorisinde görülmüyordu. Fransız devrimine olan inancını kaybeden Olympe, 1791’de kadınlar için eşit politik hakları talep eden Cercle Social derneğine katıldı. Orada yapılan toplantıda söylediği “Kadına darağacına çıkma hakkı tanınıyor; öyleyse kürsüye çıkma hakkı da olmalıdır” sözü ünlenmesini sağlıyor. Birkaç gün sonra Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesini yayınlıyor.
Bu bildirgeden bir kesit:

des femmes et révolution ile ilgili görsel sonucu
“Yaratıcıyı hikmetinde tanı. Yakınlaşmayı ister göründüğün doğanın ihtişamı içinde şöyle bir yürü ve eğer cesaret edebilirsen, senin baskıcı egemenliğine kaynak oluşturabilecek bir örnek bul. Hayvanlara git, elementleri araştır, bitkileri incele, evet, doğanın işleyişine bak ve eğer sana bunun için gerekli araçları gösterirsem, kanıtlarımı kabul et. Eğer yapabilirsen, doğanın düzeni içinde cinsleri ara, araştır ve karar ver. Onları her yerde, herhangi bir ayrım olmadan birlikte görebilirsin; onlar her yerde uyumlu bir topluluk olarak bu ölümsüz şaheseri yaratmak için çalışıyor.“
Olympe aynı yıl Rousseau’nun Toplum Sözleşmesi’ne karşılık kendi Toplum Sözleşmesini kaleme aldı. Toplumsal cinsiyet eşitliğine dayalı evliliği savundu. Ona göre geleneksel evlilik, “güven ve sevginin mezarıdır. Bu nedenle, evli partnerlerin mülkü ortak olmalıdır.“
Résultat de recherche d'images pour "Olympe De Gouges art"Olympe De Gouges


1789 Fransız Devrimi’nin öncü gücü Jakobenler iktidara geldikten hemen sonra monarşi yanlılarını sindirmek için yirmi bini aşkın insanı katletmiştir. Tarihe ” Terör Hükümdarlığı ” olarak geçen bu dönemde devrimiyle tiranlığın yer değiştirdiğini söylemekten sakınmayan Olypme de payını alacaktı. Ülkesini ve halkını taparcasına sevmenin kurbanı Olypme yakalanarak giyotine mahkum edildi. Giyotine giderken şu sözleri dile getirir:
“…Titreyin, çağdaş Tiranlar! Mezarımın derinliklerinden duyulacak sesim. Cesaretim, sizin daha barbar davranmanıza neden oluyor…”
18’inci yüzyılda Kadın Özgürlük Mücadelesi, kadınların kendileri için var olma çabalarınınöncüsüdür. Devrimi kadın mayasıyla büyütmeye, devrim içinde devrim yapmaya çalıştıkları için baskıcı güçler tarafından yok edilmeye çalışılmıştır. Şu an günümüzde bile onca kadın katline karşı, kadınlar dimdik ayakta şu sözler hep dillerde: “Susmadık, susmayacağız . Sonuna kadar direnişe devam!”

Résultat de recherche d'images pour "Olympe De Gouges art"

Artemis’ten Sarıkız’a: Kaz Dağının Sarıkız Efsanesi



Artemis sarıkız ile ilgili görsel sonucu

Artemis’ten Sarıkız’a: Kaz Dağının Sarıkız Efsanesi
Kaz Dağlarının Sarıkız Efsanesi epey bilinen bir efsanedir. Birbirine yakın birkaç versiyonu olan efsanede asıl tema, kadına iffet yüzünden uygulanan baskı, terkedilme ve yalnızlaştırılmadır.
Résultat de recherche d'images pour "Kaz Dağının Sarıkız Efsanesi"
Şimdiye kadar gezdiğim tüm enerji merkezleri ve dağlar bir köşeye çekildiler ve yüreğimdeki başrolü; Sarıkız, Afrodit, Zeus, Hera, Athena, Paris, Helen, Artemis, Orion gibi mit kahramanlarının dağı olan İda’ya verdiler.
Anadolu topraklarının tarihi geçmişinde derinlere doğru indikçe dipsiz bir kuyu içinde yolculuk yapmaya başlıyorsunuz. Eylül ayı başlarında, tesadüflerin birbiriyle kurduğu bağlantılar sonucunda, epey kalabalık bir grup olarak Kaz dağlarında Tahtakuşlar köyü ve Sarıkız Tepesini ziyarete gittik. Başta üç beş kişiyle niyetlendiğimiz yolu, katılımcı talepleri sonunda yirmi kişiyle tamamladık. Başlangıcından sonuna kadar bu gezi bize ilginç olaylar yaşattı ve derin bilgilerin kapısını açtı. Gezi sırasında karşılaştığım mitler, efsaneler, zaten meraklısı olduğum konuların içine beni büyüleyerek çekip aldı. Sarıkız Tepesindeki enerji tüm zerrelerime kayıtlandı ve günlerdir o tepenin aşkıyla yaşıyorum.


Şimdiye kadar gezdiğim tüm enerji merkezleri ve dağlar bir köşeye çekildiler ve yüreğimdeki başrolü; Sarıkız, Afrodit, Zeus, Hera, Athena, Paris, Helen, Artemis, Orion gibi mit kahramanlarının dağı olan İda’ya verdiler.
Kaz Dağının Sarıkız Efsanesi
Kaz Dağlarının Sarıkız Efsanesi epey bilinen bir efsanedir. Birbirine yakın birkaç versiyonu olan efsanede asıl tema, kadına iffet yüzünden uygulanan baskı, terkedilme ve yalnızlaştırılmadır. Sonrasında yapılan hatanın farkına varılarak, terkedilen kadının kutsallaştırılması da bu tür efsanelerin mutlak sonucudur.
Sarıkız Tepesi, Tahtacı Türkmenlerinin yüzyıllarca yaşam yeri olmuş. Şimdi dağın eteklerinde yerleşik bir köy olan Tahtakuşlar’ın ilginç hikâyesi var. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u almak için kullanacağı gemileri inşasında kullanacağı keresteleri biçtirmek üzere Türkmenleri, Adana Toroslar yöresinden Kaz dağlarına getirtmiş. Bu Türkmenler dört yüzyıl kadar dağda göçer yaşadıktan sonra, 1860 yılları civarında yerleşik olmuşlar. Şimdi artık, köyün üzerinde Kazdağı Milli Park alanında bulunan Sarıkız Tepesi, efsanesi ile birlikte tüm Türkmenlerin kutsal bir ziyaret merkezine dönüşmüş. Türkmenlerin ataları şaman kültüründen geliyor ve köylüler ata kültürlerini bugüne kadar korumuşlar. Tahtakuşlar Köyünde UNESCO ödüllü bir Etnografya müzesi-galerisi var. Alibey Kudar ve oğlu Mustafa Selim Kudar’ın kurduğu bu galeride, şamanizmin yaşamın içine yayılmış sembolleriyle burun buruna geliyorsunuz.
Şaman kültüründe dişi enerji baskındır. Anaerkil dönemin büyülü metaforları, bugünün bilimsel analiz yöntemleriyle bile hala gizemini koruyor. Kaz dağlarındaki her tepe ve köşebaşı ise buram buram gizemli bir mistisizm kokuyor. Bölge tarihini daha eskiye doğru incelediğimizde, dişi kültü daha derinleşerek ve karmaşıklaşarak devam ediyor. Tıpkı Sarıkız Efsanesinde olduğu gibi, İda dağının antik Yunan mitlerinde de dişi enerji, asıl tema olarak yer alıyor.


Şimdi Kaz Dağları olarak bilinen eski İda dağında; Hera, Afrodit ve Athena’nın katıldıkları, Truva Savaşı’na yol açan o meşhur güzellik yarışması yapılmış, Zeus burada doğmuş, tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izlemiş ve Afrodit ilk kez burada âşık olmuş. Bölgedeki Zeus Altarı isimli bir tapınakta, rivayete göre Zeus; Afroditle sevişir ve bir yandan da savaş yönetirmiş.
Zeus, düzenlediği bir toplantıya tanrıça Eris’i çağırmaz. Bunun üzerine Eris, toplantıya altın bir elma gönderir ve bunun “en güzel tanrıçaya” verilmesini ister. Athena, Hera ve Afrodit altın elmanın kime verilmesi gerektiği konusunda anlaşmazlığa düşünce Zeus, tanrıçaları Paris’e gönderir ve en güzel tanrıçayı Paris’in seçmesini ister. Afrodit, Paris’e kendisine eş olacak en güzel kadını (Helen) bulacağını vadeder ve Helen’i Paris’e aşık eder. Paris, altın elmayı Afrodit’e verir. Paris, Sparta’yı ziyaretinde Helen’e âşık olur ve iki âşık birlikte Truva’ya dönerler. Helen evlidir ve bu durum bir savaşı başlatmış olur.
Geoghraphika’nın yazarı Amasya’lı Strabon’a göre, Adramytteion (Edremit) yakınındaki Astyra antik kentinde bir “Astyrene Artemisi” tapınağı vardır. Strabon, bu tapınağın kutsal bir alanda olduğunu söyler. Artemis, Zeus’un kızıdır, ayı temsil eder ve güneşi temsil eden Apollon ile ikizdir. Erkek ikizi Apollon’dan bir gün önce doğduğu ve doğum için annesine yardım ettiği söylenir. Anadolu’da ana tanrıça olarak kabul edilir ve ok-yay ve geyikle birlikte resmedilir. Strabon’un bahsini ettiği Artemis tapınağı hala bulunamamıştır. Kaz dağlarında Güre ılıcaları civarındaki arkeolojik çalışmalarda bulunan kalıntıların Astyra kenti olduğu tahmin ediliyor ve kazılar devam ediyor. Astyrene Artemis’i tapınağı ise Strabon’un anlatımlarına göre, Sarıkız Tepesi yakınlarında bir yere denk geliyor.
Batan Atlantis kıtasının Ege Denizinde olduğunu iddia eden bilim adamları var. Bu iddiaya dayanarak Nuh’un gemisinin İda’da olduğunu söyleyenler de mevcut. Kaz Dağlarında bulunan bitki çeşidi dünyanın hiçbir yerinde yok ve tükenmeye karşı türlere analık etmek üzere korunma altına alındı. Dağdaki türlerin çeşitliliğinin Nuh’un gemisi metaforuyla uyuşması, bu olasılığın mümkün olduğunu düşündürüyor.
Tüm bu bilgilere ilave olarak, Dünya ley hatları üzerinde ana bir hattın, Türkiye’ye Truva antik kentinden giriş yaparak Kaz Dağları üzerinden geçtiğini de eklersek bu bölgedeki enerjinin sebebini belki biraz daha açıklayabiliriz.

Résultat de recherche d'images pour "sarı kız kaz dağları"
Astryene Artemis’i, Efes Artemisinden farklıdır. Efes Artemis’i doğurganlık sembolü Kybele ile özdeşleştirilir. Astryene Artemis’i ise erkeksiz bir yaşam ve bakirelikle bilinir. Ok-yay kullanır. Attığı oklar güneş ve ayın ışıklarıdır. Yanında bir geyik vardır. Amazon kültünün de başlangıcı olarak kabul edilir. Dağlarda, ormanlarda gezer. Yanında kendinden başka genç dişi avcılar vardır.
Artemis ve Sarıkız Benzerliği


Astryene Artemis’i ile bizim Sarıkız’ın karakter özellikleri çok benzeşiyor. Sarıkız dağlarda kazlarıyla geziyor, Artemis avcılarıyla. Sarıkız da tıpkı Artemis gibi evlenmemeyi seçiyor. Her ikisi de hayvanları çok seviyor. Sarıkız’ın efsanesinde iffet nedeniyle babası tarafından dağa bırakıldığı söylense de, efsanenin özünde Sarıkız’ın dağa ormana aşık olup, babasını ikna ederek dağda yaşamayı seçtiği ortaya çıkıyor.
Artemis’in hikayesinde bekaret yemini eden Artemis, buna rağmen genç ve yakışıklı Orion’a aşık olur. Erkek kardeşi Apollon bu aşkı kıskanır. Birgün Orion yüzerken Apollon, Artemis’i Orion’un başı küçük bir nokta kalıncaya kadar uzak bir yere götürür ve o hedefi vurup vuramayacağını sorar. Avcı tanrıça heyecanlanır ve okunu hedefe gönderir. Daha sonra onun Orion olduğunu anladığında çok üzülür ve babası Zeus’tan Orion’u bir takımyıldızı olarak gökyüzüne almasını ister ve böylece Zeus kızının isteğini yerine getirir. Tam da burada hatırlayalım ki, yıldızlarla Yunan Tanrı ve Tanrıçalarının bağlantıları derin bilgiler taşıyor. Orion yıldız kuşağının dünya üzerindeki izdüşümünde Piramitlerin bulunduğunu iddia ediliyor. Artemis’i temsil eden bölge olan Kaz Dağlarının gökyüzüne göre konumunun da anlamlı bir izdüşümü olabileceğini hiç astronomi bilmeden bile söyleyebilirim. Gökyüzündeki Orion takım yıldızının kum saati görünümlü haritasında İda dağının izdüşümüne, Artemis’in Orion’u okuyla vurması hikayesine bir de bu gözle bakmak gerek bana göre.
Betelgeuse Patlaması
Bu arada son yıllarda yapılan gözlemlere göre; yakında Orion takım yıldızında bir değişiklik bekleniyor. Avcı takımyıldızında sağ omuzda yer alan Betelgeuse yıldızının patlayarak çökeceği, patlamanın bir yay etkisi oluşturacağı, bu patlama sırasında en az iki hafta süreyle dünyadan iki güneş izleneceği söyleniyor. Betelgeuse yıldızı, Truva savaşının sebebi olarak da görülen Helen ile ilişkilendiriliyor. Araplar, Betelgeuse yıldızına ” Gizemli Kadın” diyor. Bu bilgi bana, paylaşılamayan altın elmanın, Afrodit’in en güzel olma uğruna Paris’e verdiği “kadın” rüşvetinin, rüşvetten doğan bu aşkın sonucunda çıkan savaşın ne olduğunu açıkladı aslında. Helen kültü ve Helenistik kültürden doğan şimdiki medeniyetimiz bu savaşın ta kendisi. Bir an önce patlasa ya dedim içimden. Betelgeuse ile birlikte, hepimizin altın elmayı rüşvetle kazanan, en güzel benim diyen egolarımız patlamalı diye düşündüm itiraf edeyim!
Çünkü Güney Quennsland Üniversitesi Fizik hocası Dr. Brad Carter tarafından, bu patlama sonucunda dünyaya ulaşacak nötrino parçacıklarının dünyadaki her şeyi ışıklı maddelere dönüştüreceği ve insan üzerinde yeni bir evrim meydana getireceği, iddia ediliyor. Bu patlamanın bir kıyamet olacağını iddia edenler de var tabi ama kıyamın Uyanış-Diriliş olduğunu da hatırlatalım.

Tekrar Artemis’in hikayesine gelirsek… Artemis bir dişi ve kendi ikizi olan Apollon ile birlikte bir insanın kendi içindeki eril-dişil enerjiyi tanımlıyorlar. Her insan bir Artemis ve bir Apollon’dan oluşuyor. Apollon’un temsil ettiği kendi içimizdeki eril yanımız, dışarıdaki bir erili, yani karşı cinsimizi hem de kurnazlık yaparak okla vuruyor. Bu tablo şu an dünya üzerindeki tüm içsel ve dışsal eril-dişil çatışmaları tanımlıyor bana göre.
Apollon’un kıskançlık ve kurnazlık yapmayacağı, Artemis’in oyuna gelmeyeceği, gerçek bütünleşmelerin yaşanacağı, eril ve dişilin BARIŞ ile buluşacağı ve aşkın ışığının tıpkı nötrinolar gibi pırıl pırıl parlayacağı bir evrim diliyorum hepimize…
Sarıkız’a yani Artemis’e muhteşem ışığı için teşekkür ediyorum. Oku, yayı, sadakı, geyiği, kazı ve aşkıyla beni uyandırdığı için…


Fotoğraflar: Gülcan Çakır indigo dergisi

Bilim dünyasını heyecanlandıran o görüntüler!

Bilim dünyasını heyecanlandıran görüntü!


Bilim dünyasını heyecanlandıran o görüntüler!
Mars gezegenindeki çalışmalarına devam eden Curiosity Keşif Aracı'nın çektiği öne sürülen fotoğraflar tartışma yarattı.


Gittiği her köşeyi Dünya ile paylaşan araçtan yansıyan yeni fotoğraflar, uzaylıların varlığına ilişkin gizemli bilgiler içeridiği yorumu yapılıyor. Fotoğraflardan bazılarında 'kemiği' andıran objelerin görülmesi Mars'taki yaşamı tartışan bilim insanları tarafından tartışıldı.
İnsanlık tarihinde bu zamana kadar gerçekleştirilmiş en köklü Mars görevlerinden birisi olan ve an itibariyle Mars yüzeyinde bulunan keşif aracıyla yoluna devam eden Curiosity, Kızıl Gezegen'de çektiği ilginç fotoğrafları NASA'yla paylaşmaya devam ediyor.


Bilim insanları heyecanlandıran görüntüler arasında en ilginci 'kalça kemiği'ni andıran bu kemik buluntuları. Martian Archaeology (Mars Arkeolojistleri) isimli grup tarafından video olarak yayımlanan bu görüntülerin dünya dışı yaşama ait olabileceğini öne sürüldü.
İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, dünya dışı yaşam üzerine çalışan grup, bu fotoğrafların ardından Kızıl Gezegen ile ilgili çalışmalarını hızlandırdı.
2 metreye kadar uzanan robotik kolları, 2.7 metrelik genişliği ve 2.1 metrelik yüksekliğe sahip Curiosity, daha önce de Mars'tan paylaştığı bu karelerle Kızıl Gezegen'in yüzeyindeki ilginç hareketleri gözler önüne sermişti.
Résultat de recherche d'images pour "Bilim dünyasını heyecanlandıran o görüntüler! Kaynak: Bilim dünyasını heyecanlandıran o görüntüler!"

Kaynak: Bilim dünyasını heyecanlandıran o görüntüler!



15 Aralık 2017 Cuma

Oğul, kardeş ve eniştenin milyon dolarlık gemi ortaklığı



Oğul, kardeş ve eniştenin milyon dolarlık gemi ortaklığı


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Burak, kardeşi Mustafa Erdoğan ve darbeyi haber veren eniştesi Ziya İlgen'in, Azeri bir şirketle milyon dolarlık gizli petrol tankeri ortaklığını sahip olduğu iddia edildi.

European Investigative Collaborations’ın (EIC) ‘Malta Belgeleri’ çalışmalarına göre, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak, kardeşi Mustafa Erdoğan, darbeyi de haber veren eniştesi Ziya İlgen ile Azeri iş adamı Mübariz Mansimov Gurbanoğlu gizli bir milyon dolarlık petrol tankeri ortaklığına sahip.

Gazeteci Craig Shaw’ın haberine göre, Erdoğan ailesi, Man Adası ve Malta’daki offshore şirketleri aracılığıyla milyonlarca dolar değerindeki Agdash adlı petrol tankerinin sahibi.
Petrol tankeri için yapılan anlaşmaya aracılık edenler ise İstanbul’da kurulu Palmali Group’un sahibi Azeri-Türk iş adamı Mübariz Mansimov Gurbanoğlu ve Erdoğan’ın yakın dostu SOM Petrol’ün sahibi iş adamı Sıtkı Ayan. Malta Files belgelerine göre Ayan 2008’de yedi milyon, Mansimov ise 2008’den beri Erdoğan ailesine gemi için yaklaşık 23 milyon dolar ödemiş.
European Investigative Collaborations (EIC) konsorsiyumunun Malta Files projesi kapsamında yapılan bu araştırma, Türkiye’nin en güçlü ailesinin gizli iş ilişkilerine ve kişisel servetlerini artırmak için devlet imkanlarını nasıl kullandıklarına dair ışık tuttuğunu iddia ediyor.

Petrol tankeri Agdash’ı aldılar

Artıgerçek’in aktardığı habere göre, Erdoğan ailesi Ekim 2008’de Man Adası’nda kurulu “Bumerz Limited” adlı aile şirketleri üzerinden Mübariz Mansimov’un petrol tankeri Agdash’ı aldı. “Bumerz” şirketinin adı, Tayyip Erdoğan’ın oğlu Burak Erdoğan, kardeşi Mustafa Erdoğan ve eniştesi Ziya İlgen’in adlarının bir araya getirilmesiyle oluşuyor.
Mansimov ise Bakü doğumlu bir iş adamı. Sovyet ordusunda görev yaptığı ve Sovyetler’in çöküşünden sonra denizcilik işine girdiği biliniyor. Denizciliğe ilk girdiğinde Azeri devleti için çalışan Mansimov daha sonra kendi şirketi Palmali’yi kurdu.
Palmali Group’un filosunda şu anda yüze yakın gemi var. Karadeniz’deki petrol ticaretinin üçte ikisi Palmali gemileriyle yapılıyor. Bu ticaret, Mansimov’u milyarder yaparken onun yerli ve yabancı birçok ünlü iş adamıyla bağlantısını da sağlamış. ABD Başkanı Donald Trump’ı da tanıdığı söylenen Mansimov, geçtiğimiz Ocak ayında Vaşington’da Trump’ın yemin törenine katılmıştı.
Mansimov ve Erdoğan arasındaki dostluk da yıllar öncesine dayanıyor. 1998 yılında işini Azerbaycan’dan Türkiye’ye taşıyan Mansimov, 2006’da Türk vatandaşlığına geçti ve Gurbanoğlu soyadını aldı. Vatandaşlığa geçmesinde Erdoğan’ın rolü olduğunu “Sayın Başbakan (Erdoğan) ‘Niye Türk vatandaşı olmuyorsun’ demişti, doğru dedim ve Türk vatandaşı oldum” diye ifade eden Mansimov’u yakından tanıyan bir kaynak, milyarder iş adamının vatandaşlığa geçmek için Türk hükümetine rüşvet verdiğini iddia ediyor. Bunu kanıtlamak mümkün değil ama eldeki belgeler Erdoğan ailesinin kişisel servetine Mansimov’un büyük bir katkısı olduğunu gösteriyor.
Milyarder Mansimov ve Türkiye’nin en güçlü ailesi Erdoğanlar arasındaki iş ilişkisi karmaşık bir sistem üzerinden yürüyor. Bu sistem, bulunan belgeler ve kamuya açık sicil verileri incelenerek ilk kez Malta Files projesiyle gün ışığına çıkmış oluyor.


Mansimov, 2007 yılında petrol tankeri Agdash’ı Rusya devletinin iştiraki olan United Denizcilik’e sipariş etti. İnşaat masraflarının bir kısmını ödemek için de Letonya’da bulunan Parex Bank’tan 18,4 milyon dolarlık kredi istedi. Parex Bank, uzun yıllar Doğu Avrupa ve eski Sovyet ülkelerindeki suçlularının kara para aklama bankası olarak biliniyordu. Fakat banka Mansimov’a krediyi hemen o anda vermedi.
Aynı dönemde Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen, İrlanda Denizi’ndeki küçücük bir ada olan ve vergi cenneti olarak bilinen Man Adası’nda Bumerz Limited adlı şirketi kayıt ettirdi. Emekli öğretmen olan ve kameraları sevmeyen İlgen hakkında çok fazla bilgi yok. İddialara göre, Erdoğan’ın başbakan olduğu yıllardan sonra ailenin ticaretle alakalı konularını o üstlenmiş.
Agdash 2007’nin sonbaharında Mansimov’a teslim edildi ve bir yıl boyunca Letonya, Hollanda ve İngiltere kıyılarında ve petrol terminallerinde dolaştı. Ekim 2008’de ise Erdoğan ailesi, Bumerz Limited şirketi üzerinden Agdash’ın kayıtlı olduğu Malta’da kurulu “Pal Shipping Trader One” adlı şirketin tüm hisselerini aldı ve böylece inşa edildiğinde değeri 25 milyon dolar olan tankerin gerçek sahibi haline geldi.
Man Adası sicil kayıtlarına göre, hisselerin Erdoğanlar’a transferinden bir gün sonra, 24 Ekim 2008’de Parex Bank Mansimov’un Agdash için bir sene önce istediği 18,4 milyon dolarlık krediyi Bumerz şirketine vermeye karar verdi. Halka açık sicil kayıtlarında Ziya İlgen’in ismini kredi belgelerinde görmek mümkün.
Ancak Erdoğan ailesi bu kredinin tek kuruşunu bile bankaya geri ödemedi; çünkü Mansimov, Erdoğan ailesinden gemiyi yedi yıllığına kiralayıp krediyi onlar adına geri ödedi. Agdash’ın satıldığı gün Erdoğan ailesinin şirketi Bumerz ile Mansimov’un Karayipler’de kurulu şirketlerinden biri arasında imzalanan sözleşmeye göre Mansimov, “Bumerz Limited’e direkt olarak ya da Pal Shipping Trader One Co Ltd’den (gemiyi) kiralayarak Parex Bank’a (kredinin) tüm taksitlerini ödemeyi” taahhüt etti.
Yani Mansimov, halihazırda kendi sipariş ettiği gemiyi Erdoğan ailesinin şirketine devredip bir de üstüne geminin inşaat masrafını ödemek için alınan krediyi aynı gemiyi kiralayarak yedi sene içinde kendi cebinden ödemiş oldu. Kredilerin geri ödemesi bittiğinde geminin sahibi hâlâ Erdoğanlar’ın şirketi Bumerz olarak kaldı.
Böylece Agdash petrol tankeri Mansimov tarafından Erdoğanlara hediye edildi. 2008 yılından 2015 yılına kadar kredi ödemesi devam eden bu hediyenin bedeli en az 21,2 milyon dolar ediyor.
Gemi için ödenmesi gereken kalan yedi milyon dolar ise Erdoğan’ın çok eski dostu olduğu bilinen iş adamı Sıtkı Ayan tarafından yapılıyor. Ayan’ın bu ödemeyi Agdash için neden yaptığı ise bilinmiyor.

EIC KİMDİR?

Medya partnerleri ve destekleyicileri arasında Der Spiegel, L’Espresso, El Mundo, Romanya Araştırmacı Gazetecilik Merkezi’ne bağlı The Black Sea gibi yayın organlarının yer aldığı Avrupa araştırmacı gazetecilik ağı European Investigative Collaborations (EIC), haberlerini Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gazetecilerin ortak çalışmasıyla hazırlıyor. EIC, daha önce Futbol Leaks dökümanlarını yayımlamıştı.


Kaynak: Grihat.com

Doğruları söylemek vatan borcu, gerekirse bedel öderiz



Doğruları söylemek vatan borcu, gerekirse bedel öderiz

Berna Laçin böyle dedi ve ekledi: Her gün pek çok arkadaşım ‘Bernacığım sussana’ diyor. Susmak istesem de susamıyorum. Doğru bildiğimi ne olursa olsun söylüyorum. Kim bilir, bendeki belki de bir tür delilik

RÖPORTAJ: Yüksel şengül
Yüreğinde ne varsa dilinde, düşündüğü neyse sözünde… Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamaları her zaman ses getiren, gündem yaratan Berna Laçin'le Fenerbahçe Parkı'nda buluştuk. Elbette önce memleket meselelerini, sonra tiyatroyu, evliliğiyle kızı Ada'yı ve hedeflerini konuştuk…
– Berna Laçin düşündüklerini asla gizlemiyor. Susamıyor, sessiz kalamıyor…

Bünye ile ilgili bir şey bu. Her gün pek çok arkadaşım ‘Bernacığım sussana' diyor. Susmak istesem de susamıyorum. Sussam gönlüm razı değil, söylesem tesiri yok. İnsanların içinden geçenleri, söylemek isteyip de söyleyemediklerini söylemiş oluyorum.
‘SUSMAKTA HAKLILAR!'


– Ünlüler arasında susanların sayısı bir hayli fazla.

Susanlar susmakta çok haklı. Çünkü şu dönemde susmak çok daha kârlı bir şey. Konuşursan başına çok şey gelebiliyor. Uzaktan yakından ilgin olmadığı şeylerle suçlanabiliyorsun. Bu yüzden mülayim, sessiz ve boyun eğen vatandaşlar daha makbul oluyor. Ancak ne olursa olsun kendimi frenlemem mümkün olmuyor. Duyduğum bir söz yalansa mutlaka reaksiyon gösteriyorum, tepki veriyorum.
– Tepki vermesen…

(Gülüyor) Tepki veremezsem hastalanıyorum, kötü oluyorum. Doğru bildiğimi ne olursa olsun söylüyorum. Kimbilir, bendeki belki de bir tür delilik.
‘TEPKİ GÖSTERMELİYDİM'
Berna laçin ile ilgili görsel sonucu

– Doğruyu söyleyen eskiden dokuz köyden kovulurmuş… Şimdilerde gazetesinden, televizyonundan, şirketinden kovuluyor… 

Çok doğru… Dönem doğru söyleyenlerin kovulma dönemidir. Mesela ben biraz daha mülayim olsam, hayatımı kolaylaştıracak çok farklı açılımlarla karşılaşabilirim. Oysa doğruyu söylemek bugün vatan borcudur. Gerekirse bedel de ödeyebiliriz.
– Ödeyenler oldu, oluyor. Bunlardan birisi İrfan Değirmenci. Berna Laçin o zaman da sessiz kalamadı…

Yıllardır her sabah İrfan Değirmenci'yi televizyondan izliyorum. İsmail Küçükkaya'yı Fatih Portakal'ı da izliyorum. Onlarla tanışmasam da hepsini çok iyi tanıyorum, seviyorum. İrfan Değirmenci bir anda kovulup işsiz kalınca elbette tepki gösterdim, göstermeliydim. Nevşin Mengü'yü de CNN Türk'ün kapısına koydular. Oysa onlar işlerini sonuna kadar doğru yapan, mesleklerinin hakkını veren insanlardır. Tek suçları Twitter'dan fikirlerini duyurmaktı… Sonuçları ne olursa olsun herkes fikirlerini, tepkilerini ortaya koymalı ve sessiz kalmamalı. Bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük sessiz kalmaktır. Geçende sanatçı arkadaşım Emre Kınay bana şunları söyledi:
‘Her şeye niye tepki gösteriyorsun, çok alemsin. Aslında sen, tam da oluşturulmaya çalışılan topluma uygun bir insansın. Gece hayatın yok, içki içmezsin, sigara kullanmasın. Sen niye itiraz ediyorsun, sussana.' Canımın istediği kişiyle evli olup, canımın istediği gibi yaşadığım ve konuştuğum için mutluyum ben. İstiyorum ki herkes mutlu olsun. Bir tarafım muhafazakardır ama en radikal çıkışları da ben yapıyorum.
‘BEYİNLERİN KİMYASI BOZULDU'

– O zaman konuşmaya devam…

Berna laçin ile ilgili görsel sonucu

Derdim saldırmak, hakaret etmek, dövmek değil. Güzel şeyler yapılırsa tebrik de ederim. Ama eleştirdiğim zaman da insanlar bana kızmamalı. Hepimizin eleştirme hakkı var. Demokratik olmayan şeyler fena halde canımı acıtıyor. Çünkü ben demokratik bir ülkede yaşamak istiyorum.
– Tepkiler alıyor musun? 

Elbette tepkiler alıyorum. Çoklukla ‘Beğenmiyorsan oraya git' diyorlar. Orası neresiyse, bilemiyorum. Toplumda müthiş bir kafa karışıklığı yaşanıyor. Beyinlerin kimyası bozuldu. ‘Tarafsın' diyenler çıkıyor. İyi ama ben kendi tarafımdayım. Benim gibi düşünen halkla aynı taraftayım. Ayrıca her tarafı eleştirebilirim. Hiç kimseye hakaret etmedim, etmem. Eleştiri hakkımı kullanıyorum.
– Herkes ekmek parası derdinde…

Ekmek parası diyorlar ama (gülüyor) bazı arkadaşlarımız iyice abarttı, gözleri doymuyor. Bırakın ekmeği, ekmek yerine pastaneler dolusu pasta yiyorlar. Biraz da yaşananlara tepki gösterseler, seslerini çıkarsalar, eleştirseler. Bir gün paralarınızı koyacak yer bulamayabilirsiniz ama bir de bakmışsınız ki yaşayacağınız vatanınız elden gitmiş. Bugünü kurtarma derdinden sıyrılmamız gerekiyor.


‘BİZİ ATATÜRK ÖZGÜR KILDI'

– Vatan Gazetesi'ndeki Akıl Çelen adlı köşede de yazıyorsun. Ülkede kimi zaman vahim şeyler yaşanıyor. Mesela, 23 Nisan'la ilgili yazın beni çok duygulandırmıştı… 

Ben o yazıyı ağlayarak yazdım. Kızım Ada'nın doğduğu gündür 23 Nisan. Çok duygulandım o gün ve ben Ada'ya ne hediye alsam bir kıymeti olmadığını düşündüm. Elbette en büylük hediye Atatürk'ün bıraktığı mirastı ve o elden gidiyordu. 23 Nisan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Ulu Önderimiz Atatürk'ün, hepimizi özgür kılarak, hayatlarımızı sonsuza kadar değiştirdiği ve çocuklarımıza bayram olarak armağan ettiği gündür.
Arada bir bozulsa da dengemiz, dalgalarla boğuşsa da gemimiz, kırılsa da fırtınalardan kalbimiz, yıkılmayız biz! Eyyy Büyük Atam, eğer ki biz, açtığın aydınlık, demokratik, laik, özgürlük yolundan yürüyemezsek, bıraktığın tam bağımsız Türkiye'yi çocuklarımıza devredemezsek, miras bıraktığın hakları koruyamadığımız için evlatlarımızın yüzüne bakamayacak kadar acze düşersek; taşa dönelim cümlemiz! Bu utancı yaşamaktan çok korkuyorum. (İkimizin de gözleri yaşarıyor)
BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU


– Basınımızın durumu da ortada. Cumhuriyet'in yazarları, SÖZCÜ muhabiri Gökmen Ulu ve SÖZCÜ İnternet Sorumlu Müdürü Mediha Olgun ne yazık hâlâ hapiste…

Bakın, son 10 yılda, ‘Basın özgürlüğü' kategorisinde 56 sıra birden geriye düştüğümüzü, hatta sonunda ‘Basın özgürlüğü olmayan ülkeler' listesine geçtiğimizi biliyor musunuz! Basın özgürlüğünde en sondayız. Dünya üzerindeki tutuklu gazetecilerin yarısı Türkiye'de hapiste. Çok acı, çok endişe verici bu…
TOPLUMUN DERDİ SIKINTISI VARSA SANAT BUNU DİLE GETİRİR

– Gelelim tiyatroya. ‘Hoşgeldin Boyacı' adlı oyun devam edecek mi? 

18 yıldır tiyatrodan uzak kalan Erdal Özyağcılar'la birlikte Zeynep Özyağcılar'ın kurduğu Tiyatro Martı'da üç sezondur Hoşgeldin Boyacı adlı oyunu sergiliyoruz. Seyirci çok sevdi oyunu. Çünkü, insanlar gülmek istiyor, rahatlamak istiyor, yaşanan sıkıntıları unutmak istiyor. Sanırım dördüncü sezonda da perde açacağız. Yeni sezona yeni oyunla başlamak istiyorum. Televizyondan para kazanıyorum diyerek iyiki tiyatrodan uzaklaşmamışım. Tiyatronun keyfi çok başka.


ATA'YA SESLENİŞ


Berna Laçin, Ulu Önder'e böyle seslendi: “Atam, eğer biz, açtığın aydınlık, demokratik, laik, özgürlük yolundan yürüyemezsek, bıraktığın tam bağımsız Türkiye'yi çocuklarımıza devredemezsek, miras bıraktığın hakları koruyamadığımız için evlatlarımızın yüzüne bakamayacak kadar acze düşersek; taşa dönelim cümlemiz!”
– “Tiyatro bitti” diyenlere inat, tiyatroya ilgi artıyor galiba…

Her zaman böyle olmuştur, baskı ortamlarında sanat büyür ve gelişir. Baskı, yağmur gibi sular sanatı. Toplumun derdi sıkıntısı varsa, sanat bunu dile getirir. Sanatçı, toplumunun sorunlarını bilmek ve sorumluluğunu yerine getirmek zorundadır.
– Televizyon diziden geçilmiyor. Bir dizi de Laçin'den gelebilir mi? 


Ada'nın büyümesini bekledim. O bir genç kız oldu, bu sene dizi olabilir. Ancak dizi süreleri çok uzun.
– Tolga Eşiz'le yaşadığın evlilik sanat dünyasında örnek gösteriliyor.

Temmuz ayında 21 yılı doluyor evlilik hayatımın. Ondan önce flört dönemimizi de eklersek 30 sene, bir ömür oldu. 18 yaşından beri Tolga (Eşiz) ile hiç ayrılmadık. Mutlu evlilik şans oldu benim için. Mutlu olmayan kadınlar da bitirsinler evliliklerini. Günümüzde beklentiler çok yükseldi. Allah yaşadığım evliliği nazarlardan saklasın.
– Ada, artık 15 yaşında bir genç kız… Arkadaş gibi misiniz?

Elbette arkadaşça bir ilişkimiz var ama asla arkadaş değiliz. Onun arkadaşa ihtiyacı yok, çünkü bin tane arkadaşı var. Ancak bir tane annesi var. Anneliğimi kimseye kaptıramam (gülüyor).
Berna laçin ile ilgili görsel sonucu

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/