<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> İnsaNews

13 Kasım 2017 Pazartesi

PISA Direktörü Andreas Schleicher: Öğrettikleriniz artık gereksiz



PISA  Andreas Schleicher  Türk eğitim sistemi

PISA Direktörü Andreas Schleicher: Öğrettikleriniz artık gereksiz

PISA Direktörü Andreas Schleicher Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'a konuştu. Schleicher Türk eğitim sistemini değerlendirdi

Ebeveynler, çocuklar, eğitmenler... Herkesin gündeminde liselere geçişte yeni sistem var. Soru işareti çok, tartışmasız geçen gün yok. Aslında bu son tartışma, sık sık değişiklik yapılan eğitim sistemiyle ilgili daha geniş endişenin son halkası. Tartışmaların çoğu OECD’nin yaptığı PISA sınavlarının sonuçlarına odaklanıyor. Türkiye’nin karnesi kötü geldikçe akılda hep aynı soru beliriyor: “Eğitim kötüye mi gidiyor?” Bu sorunun yanıtını, PISA sınavlarını dizayn eden ve hâlâ OECD PISA Direktörlüğü görevini yürüten Andreas Schleicher’de aradık. Schleicher’in pek çok konuda uyarısı vardı. Özellikle de ezbere dayalı eğitim konusunda. Ve üzerinde durduğu en önemli nokta: Aslolan öğretmendir.
PİSA NEDİR?

Ekonomik İşbirliği ve Kalkında Örgütü'nün (OECD) "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı." Programın uygulandığı PİSA sınavı üç yılda bir yapılıyor ve dünyanın dört bir yanındaki 15 yaş grubundaki öğrencileri değerlendiriyor.
Öğrencilere matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarında sorular yöneltiliyor. Türkiye sınava 2003'ten beri katılıyor. Son sınav 2015'te yapıldı.
- Başarılı eğitimin anahtarı ne?Her çocuğun öğrenebileceğine güvenmek. Mesela bazı öğrenciler daha yetenekli görülüyor. Ama en iyi eğitim sistemleri, her öğrencisini başarıya götürenler. Bir diğer mesele de şu: Eğitimin genel başarısı asla öğretmenlerin başarısından fazla olamaz. Yani öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmek.
‘EN MUHTAÇ OLAN EN İYİ EĞİTİMİ ALMALI’
- Öğretmenlik prestijli olmalı yani...
Kesinlikle. Üçüncü çok önemli nokta da en yetenekli öğretmenleri en zor koşuldaki okullara vermek. Çin bunu çok iyi başarıyor. Dezavantajlı kesimden geliyorsanız hayatınızda tek bir şans var: İyi eğitim almak. Eğitimde temel mesele, en muhtaç olanın en iyi eğitimi alması.
- Türkiye’de eğitim sistemi çok sık değişiyor. Önemli olan sistemin kendisi mi? Yoksa üzerinde durulan değerler mi?
Öncelikle hangi bilgi ve değerleri aktaracağınıza dair net bir vizyonunuz olmalı. Dünya çok hızlı değişiyor. Artık önemli olan öğrencilere bir pusula geliştirmek. Belirsiz dünyada yönlerini kendileri bulabilmeliler. Artık akademide sadece bir alanda uzman olmak pek de mühim değil. Gelecekte yaratıcı öğretmenler sadece fizik, biyoloji anlatmayacak. Farklı disiplinleri harmanlayarak eğitim verecek.
- Bilgiye erişmek artık çok kolay. Her şeyi arama motorlarına yazıyoruz. Bilgiyi süzebilmek ne kadar önemli?
10 sene önce okuyup yazmak, başkasının yazdığı bilgiyi bulup çıkarmaktan ibaretti. Ansiklopedi açıyordunuz ve yazılanın doğru olduğunu varsayıyordunuz. Şimdi internete bir şey yazıyorsunuz ve karşınıza 20 bin sonuç çıkıyor. Artık okuryazarlık bilgi bulup çıkarmak değil, bilgi inşa etmek. Türkiye’de matematikte çok fazla cebir, geometri, hesap öğretiyorsunuz. Ama matematik artık çok farklı şeyler için kullanılıyor; mesela olasılık, risk, kesinlik hesapları için. Geleceği şekillendirecek matematik, öğretilen matematikten çok farklı.
‘EĞİTİMDE DEĞİŞİM ÖNEMLİ AMA TUTARLI OLMALI’
- Eğitim sisteminin bu denli çok değiştiği başka bir örnek var mı?

Dünya değişiyor, tabii ki eğitim sisteminde de her zaman değişiklikler yapılabilir. Ama devamlılık ve tutarlılık çok önemli. Öğretmenlere her gün yeni bir şey anlatırsanız, bir gün hiçbir şeye inanmaz hale gelirler. Değişim stratejik ve tutarlı olmalı.
‘EZBERDE İYİ YARATICILIKTA KÖTÜSÜNÜZ’
- Son PISA sınavının sonuçlarına göre, Türkiye 72 ülke arasında 50’nci. Türk eğitiminin genel performansı nasıl?
Türk öğrencilerin verilen hangi görevlerde daha iyi hangilerinde kötü olduğuna baktığınızda bir şey dikkat çekiyor. Öğrendikleri bilgiyi yeniden üretme görevi -yani bir şeyi ezberlemek ve onu kâğıda dökmek görevi- verildiğinde çok iyi notlar alıyorlar. Fakat ellerindeki bilgiyi yaratıcı bir şekilde uygulamaları istendiğinde zorlanıyorlar. Çelişki şu: Türk öğrencilerin iyi oldukları alanlar artık dünyada daha önemsiz. Yani bana “Türkiye PISA skorlarında geriye düşüyor” dediğinizde tabloyu farklı okuyorum.
- “Türk eğitim sistemi yeni dünya düzenine ayak uyduramıyor” mu demeliyiz?
Evet. Öğretmene ders kitabı verdirmek ve öğrencilerden kitabı ezberlemesini istemek artık işe yaramıyor. Matematikçi gibi düşünmelerini sağlamalısınız. Bir örnek vereyim: Fonksiyonlar sadece denklem ve formül demek değil. Mesela ebola hastalığı dünyada nasıl ve hangi hızla yayıldı? Bunu hesaplamak için üstel fonksiyona ihtiyacınız var. Sorunun nedenini ve doğasını anlamak formül ezberlemekten daha önemli.
Nalan Koçak ve Schleicher Skype aracılığıyla görüştü
‘GELECEĞİN ÖĞRETMENİ DAHA ÇOK AKIL HOCASI’
- Öğrenciyken ezberin ne kadar can sıkıcı olduğunu hatırlıyorum. Formüllerin gerçek hayatla ilgisi yoktu. Burada sır, daha pratiğe dayalı eğitim mi?
Konuştuğumuz şeylerin çoğunu sınıfta da yapabilirsiniz. Bir deneyin sonuçlarını öğreteceğinize, öğrencilere bir deney tasarlatabilirsiniz. Çocukların yaratıcı, risk alan bireyler olmasını istiyorsanız hata yapmalarını göze almalısınız. Altını çizmek istiyorum, geleceğin öğretmeni daha az eğitmen daha çok akıl hocası olacak.
- Son PISA sonucuyla 2003’te ilk katıldığımız sınavın sonucunu karşılaştırdığımızda, bazı alanlarda 2003’ün bile gerisine düştüğümüz görülüyor. Yani Türk eğitimi kötüye mi gidiyor?
Bu doğru teşhis değil. Değişen dünyada yeni yetenek çeşitlerine ihtiyacınız var. Ve Türk sistemi buna uyum sağlayamadı. Sisteminiz nasılsa öyle devam ediyor ama dünya dönüyor. Haliyle göreceli olarak değerlendirdiğimizde Türkiye’nin performansı düşüyor.

‘MATEMATİĞİN DERİN ANLAMI ÖĞRETİLMELİ ’
- 2015 sonuçlarına göre Türk öğrenciler bilim ve matematikte OECD ülkeleri içinde sondan ikinci. Bu başarısızlığın nedeni ne?
Şu soruları sormamak: “Bilimsel araştırma nedir, bilim insanı ne gibi soruları yanıtlayabilir, nasıl bir hipotez geliştiririm, onu nasıl test ederim?” Mesela biyoloji, fizikte içerik bilgisi sorduğumuzda Türk öğrenciler gayet iyi. Ama internetten de bulabileceğiniz bu bilgilere sahip olmanın anlamı ne ki?
- Bir de çok yaygın bir matematik korkusu var...
Evet Türkiye’deki pek çok öğrenci yaşıyor. Korku hissediyorsanız beyniniz bilgiyi kabul etmiyor. Tek yol matematiğin derin anlamını öğretmek. Her gün yeni bir formül ezberlemek zorunda kalırsanız tabii ki matematiğin gerçekte ne olduğunu anlamazsınız. Türkiye’de matematik zor değil. Korkunun nedeni öğrencilerin temelinin olmaması.

ÖĞRENCİLERE ÖNERİ:
- Eğitim konusunda Türk hükümetine ne önerirsiniz?
Öğretmenlere daha fazla fırsat verin, meslektaşlarını gözlemlesinler, birlikte çalışsınlar. En iyi skorları alan Şanghay’da, öğretmenler Türkiye’deki meslektaşlarına kıyasla daha az öğretiyorlar. Zamanlarının çoğunda yeni eğitim teknikleri geliştiriyorlar. İyi öğretmenler araştırmacıdır, sadece ders kitabında ne yazıyorsa onu öğretmezler. Hükümet öğretmenliği hem finansal hem entelektüel açıdan çekici kılmalı.
- Öğrencilere ve ebeveynlere önerileriniz neler?
Ebevenyler çocuklarına özgüven aşılamalı, öğretmenleri desteklemeliler. Öğrencilere gelince... Hata yapmaktan, yeni fikirlerden korkmamalılar. Sınavlara daha az, hayata daha çok kafa yorun.
- Eğitimin geleceğinde ne var? Kod eğitimi mi?
Bence eğitimin geleceği toplumsal değerlerde. Nasıl aynı anda kendimizi düşünüp diğerleriyle birlikte var olabileceğiz? Açık olmak, farklı kültürlere saygı duymak, cesaret, merak...


‘DÜŞÜK GELİRLİ ÖĞRENCİLER MAHALLELERİNDE SIKIŞABİLİR’
- Yeni liseye geçiş sisteminde öğrencilerin neredeyse % 90’ı mahallelerindeki okullara gidecek. Okullar arasında eğitim kalitesi farkı var, bu eşitsizlik yaratır mı?
Aslında mahalle okulu sistemi prensipte çok iyi işleyebilir. Ama böyle bir sistem getiriyorsanız, en iyi öğretmenler için dezavantajlı okulları cazip kılma konusundaki çabanızı ikiye katlamanız gerek. Bu olmazsa eşitsizliği artırırsınız. Çünkü düşük gelirli öğrenciler, mahallelerindeki okullara sıkışır kalır.
- İyi mahallelerdeki okullara erişim için eğitim göçünün yaşanmasından korkuluyor.
Bunun en kötü örneği ABD. Okulların eğitim kalitesi mahalleler arasında çok değişiyor. Şanghay’da, Japonya’da çocuğunuzu hangi okula gönderdiğinizin hiçbir önemi yok. Hükümetin taşıması gereken yük ebeveynlerin omzuna binmemeli. Eğer kaliteli okulu bulma görevini anne-babalara yüklerseniz; a) hep zengin ebeveynler daha iyi karar vereceklerdir çünkü daha fazla bilgi ve paraya sahipler, b) bazı aileler kolayca taşınamayabilir. Bunun tek çözümü bütün okulların iyi eğitim vermesini sağlamak ve bu gerçekten mümkün.
-Bu sistemde en iyi örnek hangi ülke?
Finlandiya’da okullar arasındaki eğitim kalitesi en fazla % 5 oranında değişiyor. Vietnam, Güney Asya keza öyle.
- Yeni sistemde öğrencilerin % 8’i 600 “nitelikli” okul için yarışacak. Adil mi?
Eğer en iyi öğrencilerin en iyi eğitime ulaşmasını istiyorsanız, sınav argümanını ileri sürebilirsiniz. Ama doğru cevap belli: Her okul nitelikli olmalı.

‘SEÇMEK EĞİTİM DE HİÇBİR ZAMAN İYİ BİR YÖNTEM DEĞİL ’
- Peki 90 dakikada, 3 yılın müfredatını kapsayan 60 soru doğru yöntem mi?
“Seçmek” eğitimde hiçbir zaman iyi bir yöntem değil. Odak noktası her zaman gelişme olmalı. Öğrenciler nasıl daha iyi öğrenir, öğretmenler nasıl daha iyi öğretir, okullar nasıl daha iyi olur?
- Açık uçlu soruların avantaj ve dezavantajları ne?
Açık uçlu sorular çok önemli çünkü çocuklar, başkasının dizayn ettiği cevaplardan birini işaretlemek yerine kendi cevaplarını yaratıyorlar. Ama böyle bir sistemi objektif şekilde uygulayacaksanız öğretmenlere yatırım yapmanız gerek. Çok net bir notlama yönergeniz olmalı, kriterler çok açık belirlenmeli. Ama bu da yeterli değil; kâğıtları okuyacak öğretmenler çok iyi eğitilmeli. Ayrıca birden fazla kişi bir kâğıdı notlamalı. PISA’da mesela 4 kişi ayrı notluyor.
- İmam hatip liselerinin çok arttığını, yeni sistemin dezavantajlı öğrencileri bu okullara zorlayacağını iddia edenler var. Bu eğitim performansını nasıl etkiler?
Bazı ülkelerde dini liseler hayli fazla, mesela Hollanda. Doğru müfredatın uygulanması çok önemli. Düzeni sağlayan devlet olmalı. Hollanda’da Katolik ya da Müslüman okuluna giderseniz aynı şeyleri öğrenirsiniz.

http://www.haberturk.com/pisa-direktoru-andreas-schleicher-ogrettikleriniz-artik-gereksiz-1711035#

12 Kasım 2017 Pazar

Soru Çalma Gitti, Mülakatlar Geldi…Yandaş Değilsen….




Soru Çalma Gitti, Mülakatlar Geldi…Yandaş Değilsen….

Türkiye Cumhuriyetinin ordusunu muhafazakarlaştırma operasyonları devam ediyor. AKP döneminde dershaneler ve sorular çalınarak yapılan bu operasyonlar gericileri TSK’ya yerleştirilerek, yandaş bir ordu yaratma çabalarıdır.
Bütün soruları bilsen de, üstün zekalı olsan da para etmez. Amaç yandaş gerici subayları orduya doldurmak.

Senin siyasi görüşünü merak ediyorum diye açıkça “yandaş değilsen, gerici zihniyete sahip değilsen seni orduya almayız” anlamına gelen bir yaklaşımla sorulan sorular ne askerlikle, ne bilimle nede tarihle alakalı.

Yandaş olup olmadığını belirlemek için resmen bir operasyon. Böyle bir mülakatın amacı düşük not alan yandaşlara yüksek puanlar vererek okullara almak, yüksek not alan aydın düşünceli insanları ise uzaklaştırmaktır.
Ordu iktidar eliyle operasyon altındadır.

*****

Kevser suresinin önemi nedir
Muvazzaf subaylık için yapılan mülakatta bir adaya, “Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldü”, “Kuran okuyor musun”,Kevser suresinin önemi nedir” “gibi sorular yöneltildi.
Muvazzaf subaylık için başvuran bir adaya sözlü mülakat sırasında FETÖ’yle ilgili soruların yanı sıra “Kuran okuyor musun”, “Kevser suresinin önemi nedir” gibi dini içerikli sorular soruldu. Mülakat heyeti adaya, “Gezi olayları hakkında ne düşünüyorsun?”, “Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldü?” gibi sorular da yöneltildi.
Milli Savunma Bakanlığı, lisans mezunu olup da KPSS’den en az 60 puan alan kişilerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne muvazzaf subay adayı olarak alınmasına olanak veren bir uygulama başlatmıştı. Mersin’de yaşayan M.U.G adlı bir genç de, ilgili yönetmeliklerde belirtilen şartlara göre Milli Savunma Bakanlığı’na başvurdu. M.U.G ve çok sayıda aday, 24-25 Ekim tarihlerinde Ankara Mamak MEBS Eğitim Komutanlığı’nda yapılan sınavlara katıldı. M.U.G, sınavın ilk gününde Kişilik Değerlendirme Testi, Boy Kilo Endeksi Testi ve Fiziki Yeterlilik Spor Testi’ni tamamladı ve sözlü mülakata girmeye hak kazandı.

HANGİ YURTTA KALDIN

Cumhuriyet gazetesinden Abidin Yağmur’un haberine göre, kendisiyle birlikte çok sayıda kişinin sözlü mülakata girdiğini kaydeden M.U.G, “Kiminin sözlü mülakatı 10 dakika, 15 dakika, kiminin ki 2-3 dakika sürdü. Mülakattan çıkanlara diğer adaylar neler sorulduğunu soruyorlardı. Herkese standart olarak FETÖ ile ilgili sorular sorulduğunu öğrendik. Bence bu iyi bir şeydi. FETÖ’nün sızmaması için bence de böyle bir araştırma gerekiyor. Sıram gelip mülakat odasına girdim. Heyette biri askeri üniformalı, diğerleri sivil giyimli 5 kişi vardı. Mülakatta kusursuz Türkçe kullanımı, özgüven, genel kültüre hâkimiyetin önemli olacağını düşünüyordum. Bana da ilk olarak FETÖ ile ilgili sorular soruldu. Üniversitede okurken hangi yurtta kaldığım soruldu. Bir soru üzerine babamın belediyede çalıştığını söyledim. Babamın siyasi bir kimliği olduğunu söyledim” dedi.

Mülakatta daha sonra “Kuran’ı Kerim okur musun” sorusunun yöneltildiğini anlatan M.U.G, “Hepsini okudum diyemem ama bazı sureleri bilirim diye yanıt verdim. Bunun üzerine en uzun ve en kısa sureleri sordular. Yanıt verdim. Birkaç dini soru daha sordular. Kevser suresinin önemini sordular. ‘FETÖ’yü birkaç kelimeyle tanımlar mısınız?’ dediler. Ben de dini istismar eden bir örgüt olduğunu söyledim. ‘FETÖ münafık mıdır?’ dediler. O anda münafık kelimesinin tam karşılığını bilmediğim için bilmiyorum dedim. FETÖ ile ilgili bazı şeyler söylediler, öyle midir dediler, öyledir dedim” ifadelerini kullandı.

“BERKİN ELVAN” SORUSU

Mülakatın ilerleyen dakikalarında Çanakkale Zaferi, Nutuk, NATO, Osmanlı tarihi konularından sorular geldiğini belirten M.U.G, “Bu konularla ilgili tüm sorulara doğru ve tereddütsüz yanıtlar verdim. Ben bu soruları bildikçe sorular arttı. Adeta çapraz sorgu gibi birçok soru soruldu, soruların tamamını bildim.
Birkaç dakika sonra mülakat heyetinde yer alan bir kişi, ‘Senin görüşünü merak ediyorum’ diyerek söze girdi. ‘Gezi olaylarını biliyorsun. Sence Berkin Elvan ekmek almaya giderken mi öldü?’ dedi. Ben de ölümlerden dolayı üzüldüğümü, Berkin Elvan’ın neden öldüğü konusunda ise kesin bilgim olmadığını söyledim. Bu sorunun ardından dosyamı verdiler ve odadan çıktım.
Diğer adaylarla birlikte sağlık raporu için sevk edildim. O sırada başvurusu reddedilen adayların dosyalarını bir astsubay getirip veriyordu. Benden sonra girenlerin dosyaları benden önce geldi. Ben yaklaşık 2.5 saat bekledim. En sonunda bir astsubay dosyamı getirip iade etti ve sınavın yapıldığı yerden ayrıldım” ifadelerini kullandı.


Uçakta eşini öpemezsin saldırısı





Uçakta eşini öpemezsin saldırısı


Atatürk Havalimanı’nda İstanbul-Bodrum seferini yapmaya hazırlanan uçak, yolcu alımının ardından kalkış için pist başına ilerlemeye başladı. bir evli çift, İstanbul Atatürk Havalimanından kalkan ve Bodrum'a gidecek olan uçağa bindi.
"UÇAKTA ÖPÜŞÜLMEZ" DEDİ
Uçakta, M. Tulunay eşi M. Tulunay'ı (40) yanağından öptü. Bu sırada uçakta hemen yan tarafta oturan Hamit C. ve ailesi öpüşen çifte, "Kadını nasıl öpersin, burası uçak. Herkesin içinde olmaz böyle şeyler" diyerek tepki gösterdi. 
Bunun üzerine tartışma çıktı. Uçaktaki kavgaya diğer yolcular da karışınca uçağın kaptan pilotu uçuştan vazgeçerek park pozisyona geri dönme kararı aldı. Kaptan pilot uçağa polis ekiplerini çağırırken, kavgaya karışan iki aile de uçaktan indirilirdi. 
İki aile karakola götürülürken, kavga nedeniyle pist başından geri dönen uçak ise bir saat rötarla 11.20’de Bordum seferini yapmak üzere Atatürk Havalimanı’ndan havalandı.


oda tv.nin verdiği bilgiye göre, bir görgü tanığı o anları şöyle anlattı; 
"Dolu bir uçaktı. Tesettürlü, yere kadar pardesü giymiş eşi ve çocuğuyla gençten bir adam vardı, 3’lü koltukta oturuyordu. Önlerinde de ikili koltukta bir karı koca… Birden, 'Burada öpüşemezsiniz, ahlakımız bu değil...' benzeri bir ses yükseldi, sonra bağırmaya başladı üçlü koltukta oturan adam… 
Olay böyle başladı…
Hitap ettiği adam kibarlığı elden bırakmadan itiraz etti. Sağından solundan, oturanlar söylendi. Ancak, 'öpme yasağı' getiren ahlak polisi küstahlaştı ve hakarete başladı. Bunun üzerine adam,‘Bu benim karım’ diye ayağa fırladı.
Birkaç kişi daha seslerini yükseltti. Biri, 'Deveyle git deveyle, medeniyet lazım değil sana' dedi.
‘Müslüman bir ülkede olduğumuz için…’ diye saldırısını sürdüren adama müdahale etmeye çalışan hostes başarısız oldu, gelen kaptan tüm uçağı sarmış olan duyguyu anladı.
İstemese de adama, ‘aşağıya inmeniz gerekiyor’ dedi.
'Bana sordunuz mu bakalım' diyen adam, alkışlar, protestolar arasında ayağa kalktı ve uçaktakilere dönerek, 'Bodrum da Türkiye’de. Türkiye yüzde yüzü Müslüman olan bir ülke. Bodrum da bu ülkede Müslüman' diye sesini yükseltti. 
Protestolar en üst düzeye çıktı; ‘yuh’ sesleri ve alkışlar arttı, ama adam hala kafa tutuyordu.


Polis geldi... Adamı indirdi. Saldırıya uğrayan çift de inmek zorunda kaldı. Başkasını almak istediler, ama uçak vermedi, tek beden tek nefes oldu. Karısı, çocuğu hiç orada yokmuş gibi davranan saldırgan tek başına yürüdü indi, onlar da sessizce arkasından…. Polise gidince, 'bana fiziki saldırıda bulundular' diye yalan söylemiş. Böyle bir durumda bütün uçak şahit olacağını belirtti. 
İşte O anlara ait video;

Dev kozmetik firmasında 10 Kasım skandalı





Dev kozmetik firmasında 10 Kasım skandalı

Kozmetik firması Erkul'un fabrikasında 10 Kasım'da Atatürk'ü anmak isteyen işçilere izin verilmediği iddia edildi. İşçilerin başındaki yetkilinin Atatürk'ü anmak isteyen işçilerle tartıştığı öne sürüldü

Cihan GÜNER / YURT

Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikal edişinin 79'uncu yılı yurt genelinde anıldı. Erkul Kozmetik'in İstanbul'da bulunan fabrikasında çalışan işçiler de Cumhuriyetimizin kurucusu, başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ölüm yıldönümü olan 10 Kasım'da saat dokuzu beş geçe bir dakikalık saygı duruşu ile anmak istedi. İddiya göre bir dakikalık saygı duruşu esnasında işçilerin başındaki müdür, işçileri fırçaladı.
'Siz kime danıştınız?' diye işçileri azarlayan müdür, saygı duruşunda bulunan 5-6 işçi ile tartıştı. Tartışma sonrasında müdür tartıştığı işçileri disipline sevk etti.

İşçilerin işten atılmakla tehdit edildiği öne sürülürken Erkul Kozmetik'in fabrikasını telefonla aradık. Konuyu anlatıp iddiaları sorduk. Telefona bakan görevli konu hakkında kendisinin bilgisi olmadığını söyledi. Yetkili biri ile görüşme talebimize ise 'şu anda kimse yok' cevabını verdi.

NARMANLI HAN İLE GÜNDEME GELMİŞLERDİ

Erkul Kozmetik İstiklal Caddesi’nin önemli kültürel varlıklarından biri olan, sadece Beyoğlu'nun değil Türkiye'nin toplumsal belleğinde, mimarisinde yeri olan, bir çok sanatçıya ev sahipliği yapmış ve onların üretim mekânı olmuş tarihi Narmanlı Han'ı satın alarak gündeme gelmişti. İstiklal Caddesi'nde günlerce protestolar yaşanmıştı. Restorasyon çalışmalarına başlanan Narmanlı Han'ın ilk fotoğrafları geçtiğimiz ay basına sızmış büyük tepki almıştı. 'Tarih resmen katledilmiş' yorumları yapılmıştı.


Ak-Lar Dönmeye Başladı Siftah Rasim Ozan Kütahyalı Oldu ! ATATÜRK’ü Babam Gibi Severi





Ak-Lar Dönmeye Başladı Siftah Rasim Ozan Kütahyalı Oldu ! ATATÜRK’ü Babam Gibi Severim
Rasim Ozan Kütahyalı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü “babası gibi sevdiğini” defalarca yazdığını söyledi.

Kütahyalı, “Atatürk meselesi geçmişimle ilgili bir mesele. Kendi aileme sevgimin ne olursa olsun değişmeyeceği gibi Mustafa Kemal’e olan sevgim de değişmez” ifadesini kullandı.
Kütahyalı’nın “Atatürk devrimi ve Erdoğan devrimi” başlığıyla yayımlanan (12 Kasım 2017) yazısı şöyle:

Biz bu ülkenin ikinci devrimcileri 2010’lu yıllarda Erdoğan’ın liderliğinde önce Kemalizmi sonra Gülenizmi devirdik…
***
Atatürk’ün liderliğindeki birinci devrimciler ise 1920’li yıllarda önce saltanatı sonra hilafeti devirdiler…
***
Bu devrimleri sevin ya da sevmeyin bunların her ikisi de objektif ve bilimsel olarak bakıldığında siyasal devrimdir…
***
Erdoğan devrimi zaten hiçbir zaman Atatürk’e karşı değildi ama şüphesiz Atatürk adına uydurulmuş Kemalizme karşıydı ve bu rejimi devirdi. Zaten bu yüzden son 10 senede yaşananın adı Erdoğan devrimidir…
***
Şimdi Erdoğan devrimini kuvvetlendirecek olan ve en ince detaylarına kadar bildiğim yeni bir politika var. Ben de bu politikayı çok doğru buluyorum…
***
Ben Atatürk’ü severim ama elbette sevmeyen de sevmez. Kemalist rejimden zulüm görmüş bir ailenin çocuğudur. Sevmemekte kendince çok haklı sebepleri de vardır. Saygı duyarım…
***
Ben Taraf gibi kökten anti-Kemalist bir gazetede yazarken bile Atatürk’ü babam gibi sevdiğimi defalarca köşemde yazmıştım…
***


Nurcu Rektör'den Erdoğan'a sert çıkış!





Nurcu Rektör'den Erdoğan'a sert çıkış!

Nur cemaatinin önde gelen isimlerinden olan Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sosyal medya hesabından eleştirdi. Erdoğan’ın Mustafa Kemal Atatürk için “ortak değer” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Ahmet Akgündüz, “Müslüman miletimizin kahir ekseriyetinin Mustafa Kemal'le problemi vardır” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “Cesaretiniz varsa, 5816 sayılı Kanunu kaldırın” diye seslenen Ahmet Akgündüz, Erdoğan’ın Atatürk’le ilgili sözlerinin yanlış olduğunu belirtti.

Ahmet Akgündüz’ün açıklaması şöyle:



AHMET AKGÜNDÜZ’Ü İÇİN KİM FETÖ İMASINDA BULUNMUŞTU

Daha önce sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada FETÖ gerekçesiyle üniversiteden atılan Nurcu’lara sahip çıkan Akgündüz, "Yeni KHK ile yine Nur taleberi ihrac edilmiş. Hükümet ayağına kurşun sıkıyor ve YÖK Nur talebelerini Fetöcülerden ayıramıyacak kadar basiretsiz davranıyor. Dost acı söyler." diye yazmıştı.

Başkanlık referandumu öncesinde Hollanda’nın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya’ya karşı tavrı nedeniyle başlayan kriz sonrasında, Ahmet Akgündüz’ün ismi gündeme gelmişti.
Hükümete yakın isimlerden Ömer Turan, “Hollanda’da bir üniversitede Rektör olan Ahmet Akgündüz tüm dünyayı ayağa kaldıran gerilim hakkında hiç açıklama yapmamış, tavır koymamış” demişti.
Ömer Turan, Twitter hesabından paylaştığı mesajlarda, Ahmet Akgündüz’ün başkanlığa karşı olduğunu iddia ederek Fethullah Gülen’e yakın isimlerden olduğunu ifade etmişti.

“Sayın Akgündüz, Hollanda bir bakanımızın bile konuşmasına müsaade etmezken, sizin rektörü olduğunuz İslam Üniversitesi’ne nasıl müsaade ediyor?” sorusunu yönelten Ömer Turan şöyle devam etmişti:
“Sayın Akgündüz, FETÖ’nün Hollanda yapılanması olarak öne sürülen söz konusu kişileri tanıyor musunuz? Onlarla hiç görüştünüz mü? Mesela geçen ay. Sayın Akgündüz, geçen hafta Samsun’da İhsan Şenocak hocanın misafiriydiniz. Orada başkanlık sisteminin hata olduğunu söylediniz mi? Hatta görüşlerinize Diyanet İşleri Başkanı Görmez’in sözlerini dayanak yaptınız mı? Sayın Görmez ‘başkanlık sistemi yanlış oldu’ dedi mi? Sayın Akgündüz, Başkanlığın hata olduğunu konferanstan sonraki özel görüşmenizde dar bir kesim öğrenciye söylediğiniz söyleniyor,doğru mu? İhsan Şenocak’ın Ahmet Akgündüz’ü konuşmacı olarak çağırmasını anlamış değilim. Hoca gelecek haftada, Kemalettin Özdemir’i çağırsın, yakışır.”


Mustafa kemal’e diktatör dedim diyorum diyeceğim tepki çığ gibi büyüyor





Mustafa kemal’e diktatör dedim diyorum diyeceğim tepki çığ gibi büyüyor 
Yurt Gazetesi’nden Barış Can’ın haberine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sevgisi ile bilinen İslamcı, Şeriatçı Fatih Tezcan; Cumhuriyet’in kurucusu, Kurtuluş Savaşı Başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’e ağır hakaretlerde bulundu. 

Tezcan, eski eşinin kızını kendisine göstermediğini iddia ederek “Bugün #DünyaKızÇocuklarıGünü ve ben Diktatör Mustafa Kemal’in dayattığı Hrıstiyan Kanunları nedeniyle kızımı görmeden işkence ile yaşıyorum” dedi.

TEZCAN, KENDİNCE MEYDAN OKUDU
Tezcan “Mustafa Kemal’e diktatör dedim, diyorum ve diyeceğim. Suç duyuruları yapılsın. Atatürk’ün bile kendisine diktatör dediğini ortaya çıkaralım.” ifadelerini kullandı. Tezcan Atatürkçülere de çok ağır hakaretlerde bulundu.

ERDOĞAN’A NEDEN DİKTATÖR DİYEMİYORUZ
Erdoğan’a neden diktatör diyemiyoruz diye soran Tezcan, seçim kazanmayı, diktatör olmayı engellediğini zannederek “Erdoğan’a neden diktatör diyemiyoruz? +Sadece CHP’nin katıldığı 4 seçim kazanan(!) Diktatörle 9 seçim kazanan Erdoğan’ı mı kıyaslıyorsunuz?” ifadelerini kullandı


10 Kasım 2017 Cuma

‘Fetoyla metoyla filan mücadele edilmiyor. Hedef açıkça Atatürk’tür’

‘Fetoyla metoyla filan mücadele edilmiyor. Hedef açıkça Atatürk’tür’ ile ilgili görsel sonucu

‘Fetoyla metoyla filan mücadele edilmiyor. Hedef açıkça Atatürk’tür’
15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a

Milli eğitim bakanlığı yeni müfredatı açıkladı. 15 Temmuz var, Atatürkçülük yok! 15 Temmuz’dan beri sırasıyla…
Atatürk’ün mareşal üniformalı tablosunu depoya kaldıran TBMM başkanı, padişah Abdülhamid için anma töreni düzenledi.
Anıtkabir’in avlusuna kargo şirketinin sponsorluğunda morlu pembeli plastikten oyun parkı koydular.
Tayyip Erdoğan durup dururken; Lozan tartışması başlattı, “birileri bize Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı, zafer mi bu?” dedi.
İstanbul’un fethini kutlayıp, İstanbul’un kurtuluşunu kutlamadılar.
Cumhuriyet gazetesinin yazarlarını çizerlerini hapse tıktılar.
Meclis darbe komisyonunun başkanlığına, fetonun bir numaralı savunucusu Reşat Petek getirildi, feto için “son 1000 yılın en büyük Türk büyüğü, Shakespeare gibi evrensel” diyen Akp milletvekili, komisyon üyesi yapıldı, neticede, fetocu Akplilerin bu komisyonundan “CHP fetocudur”
raporu çıktı.
Seçmene “koyun” diyenlere dava açılırken, Tayyip Erdoğan “ben
çobanım” dedi.
10 yaşındaki erkek çocuklarına tarikat yuvasında senelerce tecavüz edildiği ortaya çıktı, kadın aile bakanı “bi kerecik” dedi, 11 yaşındaki kız çocuklarını koynuna alan 70 yaşındaki sapıklara af çıkarmaya çalıştılar, başbakan Binali bey “bi kereliğine” dedi.
Bizzat Akp’nin çıkardığı kanunla denetimsiz hale getirilen tarikat
yurdunda, gariban kız çocukları diri diri yanarak can verdi.
Rize’deki Atatürk heykelini söktüler, inşaat molozu gibi kamyon kasasında taşıdılar.
Deve kestikleri THY apronunda Barbaros Şansal’ı linç ettiler.
Akp’nin akil insanı Abdurrahman Dilipak “başkanlık sistemi gelince Tayyip Erdoğan halife olacak” dedi.
İsmet İnönü’yü çok seven babası tarafından İsmet adı verilen milli eğitim bakanı İsmet Yılmaz, İsmet İnönü’yü müfredattan çıkardı.
Akp’nin kadın milletvekili “100 yıllık prangadan kurtuluyoruz” dedi.
Akp şakşakçısı Rıdvan Dilmen, Arda Turan, Burak Yılmaz ve şarkıcı Murat Boz “evet kampanyası” başlatıp, “adeta İstiklal Savaşı” dediler. Akp’nin referandumunu İstiklal Savaşı’na benzeten Rıdvan Dilmen “İzmir Marşı”ndan rahatsız oldu, “bu marş okunmasın” dedi.
Abdülhamid’in torunu Nilhan Osmanoğlu, TBMM’nin lağvedilmesi için “evet” diyeceğini açıkladı, “parlamenter sistem benim değerlerime zarar verdi, parlamenter sistem canımıza yetti artık” dedi.
Cumhuriyetimizin tek taş pırlantaları Ziraat Bankası, Halkbank, TPAO, THY, Botaş, PTT, Türksat, Milli Piyango, Çaykur… Katar’a filan peşkeş çekilmek üzere fona devredildi.
Türkiye’de kurulan Suriyeli şirket sayısı, tee 1923’ten beri Türkiye’de yatırım yapan Alman şirketlerini bile sollamışken, Türkiye’deki Suriyelilerin doğum oranı, Türk vatandaşlarının doğum oranını geçmişken, Türkiye’de eli silah tutacak yaşta 425 bin Suriyeli yaşarken, bunlar bizim plajlarda nargile içerken, bizim evlatlarımız Suriye’de şehit ettirildi.
Türkiye’nin vicdan adresi, çağdaş kuvayi milliyenin yayınevi Kırmızı Kedi, kar maskeli tetikçiler tarafından saldırıya uğradı.
Darbeci Kenan Evren, darbe anayasasının referandumunda “hayır diyenler teröristtir” diyordu, 35 sene sonra, asrın liderimiz “hayır diyenler teröristtir” dedi.


Akp il başkanı, “evet çıkmazsa iç savaşa hazırlanın” dedi.
Akp gençlik kolları başkanı, “birisinin babasının ve kendisinin doğum yeri Selanik’se, Selaniklidir, kimse Türk, Atatürk demesin, orijinali Yunan, Türk’e benzemiyor, keşke Atatürk olmasaydı” dedi.
Akp medyası iftirayla hedef gösterdi, tarikatçı yobazın biri elinde benzin bidonuyla geldi, varlığıyla onur duyduğumuz Müjdat Gezen’in Sanat Merkezi’ni kundakladı.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, başkent Ankara’da, Kürdistan bayrağı göndere çekildi.
Akp belediye başkanı, “içimize kanı bozuklar, sütü bozuklar sızdı, 1923’te koskoca 650 senelik çınara darbe yaptılar, cumhuriyet kuruldu” dedi.
Tayyip Erdoğan’a “gazi” unvanı verilmesi için TBMM’ye başvuruldu.
Akp Diyarbakır il başkanlığı imzasıyla “her evet Şeyh Sait’in ruhuna fatihadır” pankartı asıldı.
Akp’nin fetvacısı Hayrettin Karaman lütfetti, “Yahudilere Hıristiyanlara yaşam hakkı tanıdığımız gibi, hayır diyenlere de yaşam hakkı tanıyacağız” dedi.
Tayyip Erdoğan’ın şoförü olan Akp milletvekili, sanki 15 senedir CHP tek başına iktidardaymış gibi, “Almanya araba yapıyor, biz daha bir araba yapamadık, utanmıyor muyuz, sıkılmıyor muyuz, yazıklar olsun şu CHP’ye” dedi.
Tayyip Erdoğan “Türk demiyoruz” dedi, Devlet Bahçeligillerin kendine gelmesi için daha nasıl izah edebilirdi!
Akp’nin akil insanı ve Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı olan herif, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tasfiye (!) edileceğini müjdeleyerek, “halk kendi devletini kurmak için adım atıyor” dedi.
Tayyip Erdoğan kendi yaşadıklarını Hazreti Muhammed’in yaşadıklarına benzetti, “sevgili peygamberimiz, Ebubekir Sıddık ile orada ama, mağaranın kapısını örümcek örüyor, bakıyorlar, buraya kimse girip çıkmamış diyorlar ve müşrikler dönüp gidiyor, darbeciler de Dalaman’da bizim uçağa gelmişler, uçakta kimseyi görmeyince dönüp gitmişler” dedi.
Referandumda alenen oy hırsızlığı yapıldı, Yüksek Seçim Kurulu suç işledi, saraydan alınıp halka verilen egemenlik, halktan alınıp saraya verildi.
Mustafa Armağan denilen tescilli Atatürk düşmanı, Atatürk ve manevi kızı Afet İnan’a ahlaksızca saldırdı, “yatıp kalkıyorlardı” dedi.
Nurcu meczup, yandaş ekrana çıktı, mübarek annemiz Zübeyde Hanım’ın genelevde çalıştığını söyledi.
Arkadaşlarımız Gökmen Ulu ve Mediha Olgun iftirayla tutuklandı, Türkiye’nin en ünlü fetocuları Fehmi Koru ve Hüseyin Gülerce’nin iftiralarıyla Sözcü’nün sahibi Burak Akbay hakkında yakalama kararı çıkarıldı, Sözcü’ye el koymaya çalışıyorlar.
Bizzat Atatürk’ün talimatıyla hazırlanan ve 1939’dan beri yürürlükte olan zeytin yasası’nı değiştirmek için, sekizinci defa hamle yaptılar.
Akp’nin diyanet işleri başkanlığı “haram parayla hacca gidilir mi?” sorusuna “helaldir gidilir” diye fetva verdi.
CHP milletvekili Enis Berberoğlu’nu hapse attılar.
Türk basınına kelepçe takan Tayyip Erdoğan, Katarlı El Cezire televizyonuna ambargo uygulanınca isyan etti, “dünyadaki basın örgütlerine sesleniyorum, bir medya kuruluşunun basın özgürlüğü elinden alınıyor” dedi.
İlkokullara mescit zorunluluğu getirildi.
15 Temmuz panelinde konuşan Celal Bayar Üniversitesi rektör yardımcısı, “Recep Tayyip Erdoğan bizim milletimiz tarafından Atatürk kadar sevilmektedir, belki daha da fazla” dedi.
Maraş dondurmacıları gibi kafasında fesle dolaşan ve bilim kültür insanı diye ak saray sofrasına davet edilen tımarhanelik herif, Atatürk’e yine nefret kustu, “15 Temmuz, milli mücadeleyle kıyaslandığında katbekat üstün bir milli destandır, Kemalist inkılaplarla yapılan tahribata rağmen Müslüman Türk milletinin yıkılmadığının en mühim ispatı olmuştur” dedi.
Ve dün, milli eğitim bakanlığı yeni müfredatı açıkladı, 15 Temmuz var, Atatürkçülük yok!
15 Temmuz’dan 15 Temmuz’a…
Bir yılın adım adım özeti her şeyi gayet net anlatıyor.
Fetoyla metoyla filan mücadele edilmiyor.
Hedef açıkça Atatürk’tür.


sozcu.com.tr

AKP neden Türk düşmani? Kaynağı burdan gelir!

akp neden turk dusmani ile ilgili görsel sonucu


AKP neden Türk düşmani?

Kaynağı burdan gelir!

Osmanlı Devşirme Rum tohum oluşmuş kırma Millet

Osmanlı devletini kuran, başlangıcından sonuna kadar her türlü zahmetini, eziyetini çekip, uğrunda can verip kan akıtarak, her türlü maddi ve manevi fedakarlıklarla asırlarca onu omzundan taşıyan, zaferlerin gerçek sahibi, yenilgili ve hicranlı günlerin masum ve mazlum tebaası özbe öz Türk halkıdır

Ne var ki aynı sözleri, padişahların büyük çoğunluğu, sadrazamların, vezir, ümera ve ulemanın, Saray ve Enderun aristokrasisinin, kapıkulu taifesinin pek büyük bir çoğunluğu için söylemek mümkün değildir. Bu tanıma giren zümrede hiç bir gün ve zaman ''Türklük'' ruhu ve mensubiyet duygusu belirmemiş, ifade olunmamıştır. Özellikle Fatih'ten sonra ben Türküm diyen bir padişah sesi duyulmamıştır. Bu aristokrat zümre Türk halkını yalnız can, kan ve mal vergileri için hatırlamışlar, onun dışında Türk olmayı bir hakaret aşağılama ve utanç vesilesi saymışlardır.
akp neden turk dusmani kaynağı burdan ile ilgili görsel sonucu
Osmanlı idaresinde Türk halkı, bir ''millet ruhu ve şuuru'' ile beslenmemiş, Arapların imtiyazlı bulunduğu,bir ''ümmet'' kişiliksizliğinde eriyip gitmiştir.

Yavuz Sultan Selim'in halifeliği devr aldığı 1517'den itibaren Araplar Osmanlı imparatorluğu'nun göz bebeği sayılmışlardır. Peygamber'in Arap olması nedeni ile İslam Dinine olan derin saygı ve bağlılığın bir işareti olarak Arap Kavmine ''Kavm-i Necip'' (asil kavim), Araplara da ''Nesl-i Necip'' denilmiştir. Daima, devletin has ve öz evladı olan Türklerin önünde ve baş üstünde taşınmışlar, askerlik ve vergiden muaf tutulmuşlardır. Bütün Osmanlı hayatı boyunca Arapların bu üstün ve gözde durumları devam etmiştir.
Abdülhamit geleneksel Osmanlı zihniyet ve siyasetini daha belirgin bir hale getirerek, Araplara son derece yakınlık gösteren ve güven duyan bir tutum göstermiştir. Sadaret makamına getirdiği Tunuslu Hayreddin Paşa, Arap olmakla beraber, Arap kültürüyle yetiştiği için Türkçe bilmezdi. Saraydan kendisine yazılan yazılar Arapça yazılır, Türkçe'ye tercüme edilirdi. Devletin resmi dilinin bile Arapça'ya çevrilmesi düşünülmüş mukavemet görülünce vazgeçilmişti. Devlet yıllıklarında imparatorluğun vilayetlerinin sıralamasında Edirne ilinden başlanılmakta iken, Abdülhamit Hicaz vilayetini başa geçirmiş, arkasından bütün arap vilayetleri, birinci sınıf vilayetler sayılmış ,buraların valilerine diğerlerinden farklı ve daha fazla maaş verilmiştir.
Bu konuda Hüsnü Merdanlıoğlu'nun Atatürkçü Düşünce'nin evrenselliği adlı eserinde yazdıkları çok ilgintir; ''Bütün kadın sultanlar, bütün padişah anaları, hep yabancı ırklardan alınan köle kadınlardan geldiler. Hanedan da bu kan yabancılığı Osmanlı imparatorluğu'nun son padişahına kadar devam etti. Henüz kuruluş dönemi olan 1466 yılında yapılan bir derlemede,''Türk iti şehre gelince farsice ürür!'' denilmektedir.
Yine bir Osmanlı şairi olan Nef'i ise '' Tanrı,Türke irfan çeşmesini yasaklamıştır'' demiştir.
Divan-ı Hümayun yazarlarından Hafız Ahmet Çelebi 1499 yılında yazdığı şiirinde ''Babanda olsa Türkü öldür'' nakaratını kullanmakta,

''Sakın Türkü insan sanma
Bir an bile olsa Türkle birlikte olma.
Türk eline şeker alsa o şeker zehir olur.
Türk'ün başını keserken sakın gam yeme.
Baban da olsa Türkü öldür. ''

Fatih Sultan Mehmet bile, Otlukbeli savaşından dönerken, elinde bıçak olan birisine ne yaptığını sorduğunda öldürülen Türkmenlerin kulaklarını keserek küpelerini topladığını öğrenmiş ve ''işine devam et'' demiştir.
Hırvat kökenli sadrazam Kuyucu Murat Paşa döneminde, 155 bin Türkmen doğranmış ya da diri diri kuyulara doldurulmuştur. Aman diyen insanlara Kuyucu'nun yanıtı, ''Vurun şu pis Türk'ün başını'' olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat, Osmanlı'nın yetkilisi, öldürülen çocukta Analodolu'nun evladıdır. Osmanlı Tarihçisi Naima Tarihin de Türkler için, ''Nadan (Kaba Türk), Etrak-ı bi idrak (Anlayış yoksunu Türk) ve hilekar Türk ifadelerini kullanmaktadır.
1912 yılında Sebilürreşat dergisinde çıkan bir yazıda ''Türk'' kelimesinin kullanılması, dinsizlik, kafirlik sayılıyordu. ''Türk Hükümeti'', ''Türk Ordusu'', ''Türk Ülkesi''deyimlerinin Osmanlı halkı üzerinde rahatsızlık yarattığı biliniyordu. 1913 tarihli ''Mecmuai Ebuzziya'' dergisi'nin 94. sayısında:

''Bizim Türklüğümüz sembolizmden başka bir şey değildir. Bizler yani Türkler Müslümanlık içinde erimişizdir. Türk falan değil sadece müslümanız denilmektedir. Üniversite de profesörlük de yapmış olan Ahmet Naim 1913 yılında yazdığı ''İslamda Davai Kavmiye'' adlı kitabında, Türk'e karşı savaş açılmış ve ''Türkün geçmişini bilmesine ve öğrenmesine ihtiyaç yok, gerekli olan şeriatı öğrenmektir demiştir. 1919-1920 yıllarında Şeyhülislamlık görevine getirilmiş ve padişahla birlikte ülkeden kaçmak zorunda kalmış olan Mustafa Sabri Efendi ise Türk'e Türklük benliğini vermek isteyenlere ''soysuzlar'' yakıştırmasında bulunmuştur.''
İstanbul alındıktan sonra Osmanlı yönetiminde, devletin en yüksek yürütme organları Türk'e kapalı tutulmuş, devlet adamlarının yetiştirildiği Enderun okullarına Türkler alınmamışlardır.
İsterseniz biraz da görgü tanıklarından dinleyelim: Falih Rıfkı Atay, ''Batış Yılları'' adlı eserinde şunları yazıyor.''Kendime ilk defa ne zaman Türk dediğimi hatırlamıyorum. Bizim çocukluğumuzda Türk kaba ve yabani demekti. İslam ümmetinden ve ''Osmanlı'' idik. İlmihallerde baş dersimiz ''Din ile milliyetin bir olduğunu öğrenmekti.''
Vatan sözü yasaktı. Onu ben büyüyüp de Namık Kemal'i okuduğum günlerde kitapta gördüm. Kulağımla ancak meşrutiyette duydum. Padişah kulları idik. Okul çıkışlarında sıraya girer.''Padişahım çok yaşa diye bağırırdık.
Beyoğlunda yan sokakların çoğunun adı Fransızcadır ve Fransızca yazılmıştır. Büyük Kulüp'ün adı ''CErlced Orient'dir. Dili Fransızcadır.''Karşı'' Türkleri'nin de Türkçe konuştukları pek duyulmaz. Bu Tanzimat tipi ''Batılı'' ile bugünkü batılı Türk arasında hiç bir benzerlik aramayınız. O Türklüğünden utanan ,Türklüğünü saklayan bir alfrangadır. Bir göbek,çoğu iki, nihayet üç göbek öncesi anadolu'nun bir kasaba veya köyünden çıkan bu Türkler, Saraya yahut Babıaliye çıkınca ilk şileri soylarını da, soyadlarını da unutmak olur. Okullarda Arapa Arap, Arnavuta Arnavut, Ruma Rum fakat kendimize Osmanlı derdik.''
Şimdide Ziya Gökalp'e kulak verelim;''Bu milletin yakın zaman kadar kendisine mahsus bir adı bile yoktu. Tanzimatçılar ona,''Sen yalnız osmanlısın. Sakın başka milletlere bakarak sende milli bir ad isteme. Milli bir ad istediğin dakikada Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılmasına sebep olursun demişlerdi. Zavallı Türk, vatanımı kaybederim korkusu ile ''Vallahi Türk değilim. Osmanlılıktan başka hiç bir içtimai zümreye mensup değilim demeye mecbur edilmişti.(Türkçülüğün Esasları sy 34)
Birde şair Fuzuli'nin bir şiirinin son mısrasında neler dediğine bir bakalım;

''Fuzuli gökten yere insen san yer yok
Yürü var gel,ya Araptan,Ya Acemden''

1880 yılında Ahmet Vefik Paşa Bursa valisi iken ilçeleri teftişe çıkar. Bursa o zaman imparatorluğun türlü yörelerinden gelmiş olan göçmenlerin iskan edildiği bir bölgedir. Paşa uğradığı bir ilçede, halkla sohbet ederken etnik kökenleri soruyor; aldığı cevaplar, konuştuklarının Çerkez, Arnavut, Boşnak, Gürcü v.b olduğunu gösteriyor. Sorduğu soruya utanarak, cevap vermek istemeyen bir ihtiyara ''hangi milletten'' olduğunu ısrarla söyletmek isteyince, o bir kabahat ifşa edermiş gibi ürkek, titrek bir sesle ''ben Türküm efendim diyor'' Bunun üzerine Paşa, ''Niçin sıkılıyor,saklıyorsun? Türk olmak kabahat mi ? Bak ben de Türküm diyor. O titrek ihtiyar birden canlanarak, ''Sahi sen de Türk müsün? Demek Türkten paşa da oluyormuş ha'' diyince sevinçle karışık hayret ifade edince, Vefik Paşa, ''Paşa da kim oluyormuş, Padişah da Türk, Padişah'' diye haykırıyor. Sonra imparatorluğun iki dertli ihtiyarı, sakallarını ıslatan yaşlar birbirine karışarak sarılıp, Türk'ün hazin kaderi için ağlaşıyorlar. (Türk ve Türklük,TSE,Sy 238;Necip Mirkelamoğlu)

Birinci Dünya savaşı sırasında Yakup Kadri yurtdışındadır. Onun satırlarından aynen alıntı yapıyoruz. ''Bir Mayıs sonu ya da Haziran başı idi. Bağımsız fakat bütün kalbi ile İttifak devlerinin zaferini kutlayan bir Avrupa şehrinde, başım eğik, gözlerim yaşlı dolaşıyordum. Yüreğimde derin bir uçurum, kafam bir cehennemdir. Gün geçmiyor ki bir mağazada, bir lokantada Türk olduğum anlaşılınca acı bir alay edilme veya ağır bir hareketle karşılaşmayayım. Lakabımız ''makak'tı (bir çeşit şempanze maymunu türü)Gönül verdiğimi genç kızlar Türklüğümüzü sezince bizden iğrenip kaçıyordu. İşte o şehrin bu cehhennem atmosferi içinde, birgün, yılgın çekingen dolaşırken, gözlerim ansızın, bir gazete satıcısının sergisinde, bir sürü gazete adı ve başlıkları arasında, iri harflerle dizilmiş şu satırlara ilişiverdi; ''Bir Türk generali itilaf kuvvetlerine karşı yeniden harbe hazırlanıyor.''Titreyerek gazeteyi aldım.Yürürken, okuyorum; ''Mustafa Kemal Paşa isminde bir Türk generali.'' (Yakup Kadri Karaosmanoğlu,Atatürk 1971 sy24,25)

Yazımıza Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bir hatırası ile son verelilm. ''Şair Mehmet Emin Yurdakul'un ilk def, Manastır askeri idadisi'nde öğrenci iken okuduğum , ''Ben Bir Türküm, dinim, cinsim uludur'' mısrası ile başlayan manzumesinde, bana ilk gençliğimin gururunu tattıran, ilk manayı bulmuştum. Fakat ben asıl, orduya ilk katıldığım günlerde, bir Arap binbaşı'nın Kavm-i Necip evladına sen nasıl kötü muamele yaparsın'' diye tokatladığı bir Anadolu çocuğunun iki damla gözyaşında Türklük şuuruna erdim. Onda gördüm ve kuvvetle duydum. Ondan sonra Türklük benim derin kaynağım, en derin övünç menbaım oldu. Benim hayatta yegane fahri servetim Türklük'ten başka bir şey değildir. (Türk ve Türklük,TSE sy19)

Kaynakça:

*Atatürkçü Düşüncede ve Uygulamada Din ve Laiklik-Necip Mirkelamoğlu
*Atatürkçü Düşüncenin Evrenselliği-Hüsnü Merdanlıoğlu
*Sebilürreşat dergisi (1912)


Pis Dilli Cumhurbaşkanına Atatürk'lü Tarihi cevap


C.başkanı’na tarihi cevap ! ile ilgili görsel sonucu
C.başkanı’na tarihi cevap !


“CHP’nin tek parti diktatörlüğünde ne yapıldı Allahaşkına?”

“CHP’ye soruyorum; Yahu senin bu memlekette dikili bir ağacın mı var?”
“Bu cibiliyetsiz partinin bu ülkeye hiçbir katkısı olmamıştır”
“CHP iktidarında şu ülkede bir taş üstüne taş kondu mu?”
“Biz bu CHP’nin cemaziyelevvelini (tüm geçmişini) biliriz, hiçbir eserleri, emekleri yoktur bu ülkede”

Yukarıdaki sözler Sn. Erdoğana ait.
Ben bir yurttaşım. Bu memleketin ekmeğini yedim… Suyunu içtim, okullarında okudum, rampa yukarı yollarında yürüdüm. Jopunu da yedim baklavasını da…
Ömrüm de bu ülkede son bulacak.
Mustafa Kemal sonrası CHP’ye mesafeli durdum. İnönü döneminde hem doğru bulduğum hem de yanlış bulduğum politikalar var.
Ama bu, ona saygı duymama engel değil.
Toplumcu, sosyalist programlara daha yakın hissettim kendimi her zaman.
Ama bu CHP’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine saygı duymama engel değil.
Saldırmaya CHP’den başlayıp, İnönü ile devam edenlerin gerçek amaçlarının Mustafa Kemal’e saldırmak olduğunu, bunu alenen yapmalarına çok az bir zaman kaldığını görmeme engel değil…
Ama şu ”cibilliyetsiz” dönemi çok merak ettim.
Kafama taktım ve araştırıp yazdım.
Liste uzun; çünkü dünyaya damgasını vurmuştu!

İşte hayalken gerçek olanlar:

1923 – Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)
1923 – CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923)
1923 – Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)
1923 – Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)
1923 – Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.
1924 – Hilafet kaldırıldı.
1924 – Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.
1924 – İlköğretim zorunlu hale getirildi.
1924 – Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1924 – Gölcük’te ilk tersane ünitesi kuruldu.
1924 – Devlet Demiryolları kuruldu.
1924 – İstanbul – Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.
1924 – Türkiye İş Bankası kuruldu.
1924 – Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
1924 – Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.
1924 – Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.
1924 – Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.
1924 – İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.
1924 – Bursa’da Karacabey Harası kuruldu.
1924 – Milli Sahne Ankara’da ilk tiyatro olarak kuruldu.
1924 – Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
1924 – Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.
1924 – Atatürk’ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.
1925 – Danıştay kuruldu.
1925 – Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.
1925 – İstanbul’da Liman İşleri inhisarı kuruldu.
1925 – Osmanlı’da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.
1925 – Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.
1925 – Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.
1925 – 1920’de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı bir anonim şirkete dönüştürüldü.
1925 – Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.
1925 – Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.
1925 – Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecek birimler hizmete girdi.
1925 – Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.
1925 – Türkiye’nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.
1925 – İlk Cumhuriyet altını basıldı.
1925 – Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.
1925 – Tayyare Cemiyeti’nin katkılarıyla Ankara’da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.
1925 – Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
1926 – Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.
1926 – Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.
1926 – Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.
1926 – Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu.


1926 – Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.
1926 – Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
1926 – İlk şeker fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1926 – Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.
1926 – İstanbul’da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.
1926 – Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.
1926 – Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.
1926 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.
1926 – Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.
1926 – Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1927 – Teşviki Sanayi Kanunu kabul edildi.
1927 – Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.
1927 – Ankara – Kayseri demiryolu açıldı.
1927 – Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
1927 – İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.
1927 – Samsun – Havza – Amasya demiryolları açıldı.
1927 – Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
1927 – Eskişehir Bankası kuruldu.
1927 – Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.
1927 – Okullarda karma eğitime geçildi.
1927 – İlk basketbol ligi düzenlendi.
1927 – İlk Köy Öğretmen Okulu Kayseri’de açıldı.
1927 – Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.
1927 – İzmir Müzesi açıldı.
1927 – Ankara’da Çocuk Sarayı açıldı.
1927 – İlk düzenli radyo yayını İstanbul’da başladı.
1928 – Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.
1928 – Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
1928 – Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1928 – Ankara Çimento Fabrikası açıldı.
1928 – Türk halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı.(1936’ya kadar 16-45 yaş arasındaki yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)
1928 – Ankara Numune Hastanesi açıldı.
1928 – Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.
1928 – Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk’ün koruyuculuğunda Ankara’da kuruldu.
1928 – Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.
1928 – İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.
1928 – Amasya – Zile demiryolu açıldı.
1928 – Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.
1928 – Malatya Elektrik Santralı açıldı.
1928 – İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.
1928 – Kütahya – Tavşanlı demiryolu açıldı.
1928 – İstanbul’da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı’da tramvay hatları açıldı.
1928 – Ankara’nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.
1928 – Gaziantep’te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.
1929 – Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.
1929 – Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.
1929 – Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.
1929 – Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.
1929 – İstanbul’da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.
1929 – Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929 – Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
1929 – Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.
1929 – Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.
1929 – Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası açıldı.
1929 – Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.
1930 – Ankara – Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.
1930 – Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
1930 – Ankara’da Ziraat Enstitüsü kuruldu.
1930 – Kayseri – Şarkışla demiryolu açıldı.
1930 – Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.
1930 – İstanbul Galata Köprüsü’nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.
1930 – Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.
1931 – Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.
1931 – Gölbaşı – Malatya demiryolu açıldı.
1931 – 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.
1931 – Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
1931 – Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.
1931 – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
1931 – Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.
1931 – Türk Tarih Kurumu kuruldu.
1932 – Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.
1932 – Samsun- Sivas demiryolu açıldı.
1932 – Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası açıldı.
1932 – Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.
1932 – İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.
1932 – Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
1932 – Kütahya – Balıkesir demiryolu açıldı.
1932 – Ulukışla – Niğde demiryolu açıldı.
1932 – Halkevleri açıldı. (1951’de Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.
1932 – Türk Dil Kurumu kuruldu.
1932 – Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.
1933 – Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
1933 – Sümerbank resmen faaliyete geçti.
1933 – İstanbul – Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.
1933 – Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.
1933 – Ulukışla – Kayseri demiryolu açıldı.
1933 – Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.
1933 – İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1933 – Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.
1933 – Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.
1933 – Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.
1933 – Halk Bankası kuruldu.


1933 – Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
1934 – Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 – İlk Türk Operası sahnelendi.
1934 – Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.
1934 – İzmir-Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.
1934 – Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.
1934 – Soyadı Kanunu kabul edildi.
1934 – Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
1934 – Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.
1934 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.
1934 – Basmane İzmir – Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 – Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
1934 – İlk Süttozu Fabrikası Bursa’da açıldı.
1934 – Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.
1934 – Demiryolu Elazığ’a ulaştı.
1935 – Haftasonu tatili Cumartesi-Pazar olarak kabul edildi.
1935 – Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1935 – MTA Enstitüsü kuruldu.
1935 – ETİBANK kuruldu.
1935 – Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.
1935 – Türkkuşu kuruldu.
1935 – İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.
1935 – Ankara’da troleybüs hattı işletmeye açıldı.
1935 – Fevzipaşa-Ergani-Diyarbakır demiryolları açıldı.
1935 – İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük’te başladı.
1935 – Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.
1935 – Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.
1935 – Afyon – Isparta demiryolu açıldı.
1935 – Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
1935 – Ankara Mamak’ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.
1935 – Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.
1935 – Ankara’da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.
1936 – Kabotajın Deniz Yolları İdaresi’ne geçmesi sağlandı.
1936 – Ankara Çubuk Barajı açıldı.
1936 – Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
1936 – Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.
1936 – Ankara’da Devlet Konservatuarı açıldı.
1936 – Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1936 – Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.
1936 – Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.
1936 – İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.
1936 – Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936 – İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.
1936 – İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 – İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 – SEKA’nın İzmit’teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.
1936 – Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.
1937 – Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.
1937 – Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.
1937 – Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.
1937 – Çatalağzı – Zonguldak demiryolu açıldı.
1937 – İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.
1937 – Ankara’da ilk Bira Fabrikası kuruldu.
1937 – Toprakkale – İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.
1937 – Ankara’da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.
1937 – Urfa’da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.
1937 – Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.
1937 – Denizbank kuruldu.
1937 – İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1937 – Diyarbakır – Cizre Demiryolu açıldı.
1937 – Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete girdi.
1938 – Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.
1938 – İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 – Ankara Radyoevi hizmete girdi.
1938 – Divriği Demir Madenleri üretime başladı.
1938 – Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.
1938 – Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.
1938 – Türk askerleri Hatay’a girdi.
1938 – Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 – Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 – Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.
1938 – İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.
1938 – Sivas – Erzincan demiryolu açıldı.
1938 – Giresun’da Fiskobirlik kuruldu.
ATATÜRK’ün VEFATINDAN SONRA
1939 – Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.
1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.
1939 – İstanbul’daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.
1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
1939 – Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
1939 – İstanbul’da İETT kuruldu.
1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.
1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.


1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
1939 – Milli Piyango İdaresi kuruldu.
1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
1939 – İlk Türk denizaltısı Haliç’te denize indirildi.
1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı.
1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.
1940 – Kozabirlik kuruldu.
1940 – Türk Petrol Şirketi kuruldu.
1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)
1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.
1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.
1940 – Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.
1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.
1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
1941 – Gebere Barajı açıldı.
1941 – Petrol Ofisi kuruldu.
1941 – Türk Hava Kurumu Ankara’da uçak fabrikası kurdu.
1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.
1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
1942 – İlköğretim seferberliği başladı.
1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
1942 – Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa’da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.
1942 – İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent’te açıldı.
1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.
1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.
1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.
1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.
1943 – Seyhan Regülatörü açıldı.
1943 – Sivas Çimento Fabrikası açıldı.
1943 – İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.
1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.
1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.
1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
1944 – İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.
1944 – Türk Hava Kurumu’nun Ankara’daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi.
(Ne yazık ki; Ankara, Kayseri ve Eskişehir’deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.
1944 – İzmit’te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.
1944 – Yeşilköy’de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.
1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.
1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.
1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.
1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.
1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
1944 – İzmir’de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.
1945 – Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.
1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.
1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.
1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
1945 – Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı’da liseler ve enstitüler açıldı.
1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.
1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.
1946 – İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.
1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.
1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
1946 – İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
1947 – Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.
1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.
1947 – Palu-Genç demiryolu açıldı.
1947 – Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.
1947 – Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.
1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.
1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.
1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
1948 – Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.
1948 – Ankara Etimesgut’ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.
1949 – Porsuk Barajı açıldı.
1949 – Emekli Sandığı kuruldu.
1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.
1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.
1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.
1923 – 1950 arasında yapılan tüm bu eserler ve yatırımlar gerçekleştirilirken tek kuruş bile borç alınmamıştır.
Borç alınmadığı gibi Osmanlı’nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.
1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan “Dünya Ekonomik Bunalımı” dönemidir. Teğet geçmemiştir!
1939 – 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II. Dünya Savaşı dönemidir.

Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken; tek bir Türk vatandaşının burnu dahi kanamamıştır.
Genç Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin elbetteki hataları da olmuştur.
O günkü Türkiye’nin yoksulluğunu ve savaş zamanlarını göz önüne aldığımızda ne kadar zorluklar çekildiği ortadadır.
Örneğin; sık sık gündeme gelen şu camilerin kapatılırak depoya dönüştürülmesi konusunun gerçek yüzü şudur:
İkinci dünya savaşında sınırlara yığınak yapmak zorunda kalan orduyu doyurmak amacı ile köylüden toplanan hububat modern SİLO’lar olmadığı için camiler boşaltılarak SİLO yerine kullanılmıştır. Doğru olan yöntem de odur…

Peki bütün bu yapılan yatırımları ve emperyalizmin ellerinden alınarak devletleştirilen işletmeleri kimler tekrar emperyalistlere satmaya başladı? Adnan Menderes…
SON SÖZ:
Vatan; doyduğun ve mutlu olduğun yerdir.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…
Düzenleyen : Mehmet Sağlam


Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/