6 Ekim 2017 Cuma

Eski zamanın Gül şuruplu Kengerli ve üzerlikli günleri.



Gül şuruplu Kengerli ve üzerlikli günler.


Son derece sağlıklı beslenirdik.
Yediklerimiz yüzde yüz doğal,hiç biri fabrikasyon degil,içinde kimyasal madde içermezdi.
Arada kaba şeker,cam şeker,leblebişeker,lokum,helva gibi şeyler yesek de onlara fabrikasyon denmez dense dense küçük atölye ürünleri denirdi.
Evlerde yapılan içine şeker konulması gereken helva,pelte,sonradan aşure denilen aşıraşı'nın içine bile pekmez katılırdı.
Mevsimine göre tarlalarda toprağın içinde deve tabanı denilen küçük nohut gibi bitki köklerini arar bulur yerdik.
Köyün dört bir yanı yemyeşil çimenlerin içinde çiğdem çiçeklerinin kökünü kazar,tarlalarda çöğürdilik kökü,yol kenarlarında gülgiller familyasından öküz götü dediğimiz kuşburnuna benzeyen bitki,alıç, ahlat en önemli ev harici besin kaynaklarımızdı.
Kışa doğru dağlarda tüm yiyecek meyvalar tükendiğinde dağ erikleri olur, bunlar çok geç olgunlaşır ağaçta yaprak dahi kalmaz sadece yeni olgunlaşmış erikleri yerdik.Bilye büyüklüğünde yazın öylesine sert olurdu ki biz onları sapan taşı yapar dut ağaçlarında serçe avlardık.
Hayvanlarla günde en fazla sadece iki dönüm çift sürülebilindiğinden ekilebilen tarım alanları çok az diğer yerler meşelik ve boş olurdu.Meşelerin arasında çok lezzetli mantarlar yetişir,büyüklerinden palamut toplanır ateşte pişirilerek kestane gibi yenirdi.
Köyde palamut o kadar çok olurmuş ki dedem Süleyman köklü bir dönem palamut tüccarliği bile yapmış.
Meşe olmayan yerlerde bazı yerlerde deve dikeni de denen bolbol kenger dikeni yetişir dikenin çok güzel pembe çiçeği Köye gelen yörüklerin develeriyle çocukların en önemli besin kaynaklarıydı.
Kenger çiçeklerinin üzerinde gezen eşek arısından büyük "uzuyan" denilen böcekleri öldürür kuyruk kısmından çıkan bal seklindeki sıvıyı bile yerdik.
Boyumuz büyüklüğündeki kenger dikenini yatırır ucundaki dikenli çiçeği koparır çevresindeki dikenleri elimizi kanata kanata tek tek yolar içini ortaya çıkardığımızda bize son derece lezzetli gelir sağlık açısından çok faydalı olduğu söylenirdi.


Kurumsuyor canımız bir şeyler çekiyordu demek ki bağlarda üzümlerin iyice olgunlaşmasını bile bekleyemez,bağlara alaca düşmesini dört gözle bekler yeşil salkımların arasında tek tük siyahlaşmaya başlayan alacaları karatavuk kuşları gibi bağın altına eğilir tek tek atlar götürürdük mideye.
En çok sakatlanmamızda dut ağaçlarından düşerek yaşardık Bizde pek kiraz ağacı olmazdı o nedenle yırtılan gömleğimizde olmuyordu. :) ama kırılan yada yerinden oynayan kemiklerimiz oluyordu :)
Eskiden derelerde tiltombak olurdu şeftali familyasından olgunlaştığı zaman sararan şimdi kalmadı artık yerini hep modern şeftaliler aldı
Bağların kenarında bağ elmaları olurdu bu elmalar normal elma ağaçları gibi geniş dalları olmaz kavak ve selvi küçüğü gibi ince uzun, meyvalarıda yeşil kabuklu ceviz büyüklüğünde tatlısı ekşisi meyhoş çeşitleri vardı.
Galiba onlardan da hiç kalmadı.
Ahlat bile neredeyse yok denecek kadar az kaldı.
Elimize para geçtiği zaman doğruca kahveye gider burnumuzdan gaz fışkırta fışkırta gazoz içerdik.
Bazen bir yerlerden tedavülden kalkmış delikli iki buçuk kuruş geçer,onuda kaptığımız gibi köyün bakkalı umar amcaya gider o da çocuklar sevinsin diye bizi boş göndermez geçmeyen paraya kaç kişiysek birer çubuklu şeker verirdi.
Pekmez şerbetini bol ve sürekli elimizin altında olduğundan pek sevmez,mevsimi gelince gül şurubu yapardık.
Cam şişelerin içine güllerin pembe kırmızı yapraklarını koyar,kokusu ve rengi güzel çıksın diye gelincik de ilave eder içine su ve limon tuzu ekler bir kaç gün dam üstlerine bekletir.rengi kokusu ve aroması suya iyice geçince onu süzer içine seker ilave eder içerdik,
Herkesin dam üstünde devamlı üç beş şişe gül şurubu bekliyor olurdu.
O kadar güzel tadı ve aroması olurdu ki hayatınızda bir defa olsun denemenizi tavsiye ederim.
11-12 yaşına geldigimiz sonraki yıllarda işi iyice artırmıştık.
Bir yerlerden şayet bağda bahçede nerde olursa olsun yiyecek bir şey gördüğünüz zaman sizin gözünüzün hakkı vardır, toplayıp eve götürmedikten sonra istediğiniz kadar yiyebilirsiniz haram olmaz diye duymuştuk.


Bu sözü çok sevdik.
işimize de geliyordu.
Bu işlerin uzmanı piri Alaattin ismindeki arkadaşımızdı en güzel en tatlı bostan kimin tarlasında var,kimin eriği elması armut'u güzel o bilir biz ona takılır günümüzü gün ederdik. "Attırgaç" dedigimiz sapan yapmann sapanla kuş avlamanın da Alaaettin'in üzerine çıkmazdı.
Bazen de başka grup arkadaşlarla çelek dayının bağına giderdik köyde vişne şeftali bir tek onun bağına vardı.
Gizlice bağa girer kiraz ağacına çıkar karnımızı doyururduk.
Sonradan öğrendik ki bizim her gittiğimizde çelek dayı orada bizi görüyor çocuklar korkmadan utanmadan kaçmadan doya doya yesinler diye işi bırakıp bağ damına giriyor biz gidinceye kadar da çıkmıyormuş.
Tanıyanlar çelek dayının ne kadar güzellik sahibi insan olduğunu bilirlerdi.
çok zaman içimizden biri mutlaka evden çerez,kavurga,yerli kabak çekirdeği,çiğdem çekirdeği doldurup getirir, ona avcumuzu açıp uzatır "aççık gat" der bölüşürdük.
Başka zaman da,başka grup arkadaşlarla canımız illahi gofret,kaymaklı bisküvit gibi şeyler çekerdi.
Bakkal derviş dayı ilaç sanayi de kullanılmak üzere acı badem ve zerdali çekirdeği satın alırdı.
Bir defasında yine böyle bir zamanda Bakkal Derviş dayının mezarlığın karşısındaki horzum mevkisinde bağına gitmiş ordan bir kaç kilo zerdali toplamış çekirdeklerini çıkarıp kendi çekirdeğini kendisine satarak karşılığında gofret lokum gibi şeyler almıştık.
Yemişlerin olgunlaşma zamani gelince çeşmelerin altındaki köyün hemen kenarında kayaaltındaki yemişlerin en tepesinde en son yemiş kalıncaya kadar yerdik. 
Düşenler bir yerlerini sakatlayanlar olursa sarı ese dayı kırıkçı çıkıkcımızdı ona gidilir,önemli sinirsel bir zedelenme olmazsa,bakar,bilir,sarar tedavi ederdi,ciddi bir şey olursa da hastane veya doktoru tavsiye ederdi.
Bazen iyi şeylerde yapardık. kağnıların bol olduğu zaman ekinler kağnıya yüklenir tarladan harman yerine gelinceye kadar döküle düküle gelirdi.
Biz kağnıların arkasına takılır saplı başakları toplar eve getirir biriktirir sonra onları öveler tanelerini ayıklar annelerimiz kaynatır içi nar ekşili tuzlama yapar bütün mahalle afiyetle yerdik.
En çok zevk aldığımız şey de harman zamanı düvene binmekti.
Düven,Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçimindeki uzun tahtaya deniyordu,çakmak taşlarının sapları daha iyi kesmesi için çocukları üzerine bindirirler harmanın üzerinde sürekli tur atarak dönülürdü. katırlar her adım atışında zırt pırt osurur,osuruk kokusuyla saman kokusu birbirine karışırdı.
Sonradan patos,patosdan sonra döverbiçer çıktı ve düvenler tarihe karıştı.

Disqus Comments