Gazete insan: Fatih Terim Çeşme’de mekan bastı dayak yedi. Yılmaz Özdil, Fatih Terim’i 2015’de yazmıştı zaten. Buyrun Fatih Terim…

17 Temmuz 2017 Pazartesi

Fatih Terim Çeşme’de mekan bastı dayak yedi. Yılmaz Özdil, Fatih Terim’i 2015’de yazmıştı zaten. Buyrun Fatih Terim…




Fatih Terim Çeşme’de mekan bastı dayak yedi. Yılmaz Özdil, Fatih Terim’i 2015’de yazmıştı zaten. Buyrun Fatih Terim…
Fatih Terim’in Çeşme hadisesi
Çocuktu. Henüz 11 yaşında. Alsancak Stadı’na gidiyor, kahramanını seyrediyordu. Sait Altınordu’ydu kahramanı… İzmir’e heykeli dikilen, futbolu kadar karakteriyle de efsane, Sait Altınordu… “Onun gibi olacağım” diyordu.

16 yaşındayken, amatör takımda forma verdiler bu çocuğa… “8 numarayı giyebilir miyim?” diye sordu. “Niye?” dediler. “Sait ağabey 8 giyiyor” dedi. Giydi 8 numaralı formayı, gol kralı oldu… Alsancak Stadı’nın tribünlerinde hayaller kuran o küçük çocuk, Metin Oktay’dı.

Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük ismi oldu. “Taçsız Kral” oldu. İnsanlar, çocuklarına onun adını koydu.

Hayatı film oldu. Taçsız Kral’ın yapımcısı Ertem Eğilmez, yönetmeni Atıf Yılmaz’dı, Gönül Yazar, Ayten Gökçer, Ajda Pekkan, Erol Taş’la birlikte, başrol oynadı. Şarkı oldu. Kitap oldu. Belgesel oldu.


Ajda’yla aşk yaşadığı söyleniyordu. Ajda, seneler sonra Hürriyet’teki köşesinde yazdı: “Bu filmin mevzusu ne zaman açılsa, dostlarım hep Metin Oktay’la bir şey yaşadınız mı diye sorar. Ne mümkün. Aklımızdan bile geçemezdi. İnanamayacağınız kadar terbiyeli, saygılı, kibar, centilmendi. Film setine geldiğinde heyecandan dizlerimiz titrerdi, gözüne bile bakamazdık, ilah gibi görürdük onu, ilahtı o.”

Gol attığında, arkadaşları koşarak sarılmaya geldiğinde, “abartmayın” diye uyarırdı, “rakip takımdakiler de bizim arkadaşımız.”

Para’ya buruşturulmuş kağıt mendil kadar bile değer vermezdi. Bir akşam, sahibi olduğu Gol Pub’dan hasılatı almış, her zaman yaptığı gibi gazete kağıdına sarmış, ceketinin cebine koymuş, Kordon’da arkadaşlarıyla oturuyordu. Bir delikanlı yaklaştı, eğildi kulağına, bir şeyler söyledi. Metin dinledi, hiç cevap vermeden çıkardı cebindeki kağıda sarılı para tomarını, delikanlıya verdi. Delikanlı “sağol abi” dedi, yürüdü gitti. Arkadaşları meraklandı, kimmiş? “Bilmiyorum” dedi. Tanımıyor musun? “Tanımıyorum” dedi. E birader niye verdin onca parayı? “Ne yapayım, ihtiyacı varmış çocuğun” dedi.

Böyleydi… Hiç tereddütsüz para dağıtır, evlendirir, sünnet ettirir, hastane masrafı üstlenir, hiç tanımadığı çocukları okuturdu.

İki ayağını da aynı mükemmellikte kullanırdı ama, ruhu solak’tı. Herkesin tırstığı dönemde, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan idam edilmesin diye başlatılan kampanyaya imza atmıştı. 12 Eylül rejiminin en sert günlerinde, darbecilere karşı oluşturulan Aydınlar Dilekçesi’ne imza atmıştı. Vefat etmeden önceki gece Ortaköy’de demlenirken, “futbol muhabbetini boşverin, ben size şiir okuyayım” demiş ve Nazım Hikmet’in Davet’ini ezbere okumuştu.

Futbol hayatının ilk ödülünü, Çeşme’de aldı. Formasını giydiği amatör Damlacıkspor, Alaçatı’da hazırlık maçı yaptı. 4-1 kazandılar. 2 gol attı. Teknik direktörü Arif Hantal, cebinden çıkardı, 2.5 lira verdi. Futboldan kazandığı ilk paraydı.

Yazlığı Çeşme’deydi. Sezon bitince, soluğu orada alırdı. İstanbul basınında yer alan ilk Çeşme haberleri, Metin Oktay haberleriydi.

Çeşme’nin sembollerinden biri oldu. Hayatında ilk para kazandığı yerde, Çeşme Alaçatı’da… Bir caddeye Metin Oktay adı verildi.

Metin’den yıllar sonra… Bir başka çocuk, gene 11 yaşında, Alsancak Stadı’nın tribünlerinde hayaller kuruyordu.

Çeşmeli’ydi. Hayatında İstanbul’u görmemişti ama, hasta Beşiktaşlı’ydı. Çünkü, büyüdüğü mahallede terzilik yapan Emin ağabeyleri vardı. Terzi Emin, Akaretler’den Çeşme’ye taşınmıştı, Beşiktaş’ı anlatıyor, Beşiktaş sevgisi aşılıyordu. Onu dinleye dinleye Beşiktaş taraftarı olmuştu. Fanilasına kömürden siyah bantlar çizer, Beşiktaş forması yapar, öyle oynardı.

Günlerden bir gün, öğrendi ki, Beşiktaş İzmir’e geliyor, Göztepe’yle maçı var. “Balığa gidiyorum” diye evden çıktı, tek başına İzmir’e gitti, Alsancak Stadı’nda ilk kez Beşiktaş’ı seyretti. Çeşme’ye son otobüsü kılpayı yakaladı. Haliyle, eve geç kaldı. Hava kararmıştı. Mahalleye döndüğünde, herkes sokaktaydı, herkes onu arıyordu. Annesi bayılmıştı, kolonyayla ayıltıyorlardı. Babasından ilk kez dayak yedi.

Büyüdü… Müthiş yetenekti. Göztepe istedi, siyah-beyaz Altay’ı tercih etti. İzmir efsanesi oldu. Gol kralı oldu. Milli oldu. Teknik direktör oldu. Galatasaray’ı Fenerbahçe’yi Beşiktaş’ı şampiyon yaptı.

O Çeşmeli çilli çocuk, Mustafa Denizli’ydi. Babası Giritli, annesi Selanikli’ydi, evlatlarına Mustafa Kemal sevgisiyle Mustafa adını vermişlerdi. Adına yakışır bir liderlik sergiledi. Türk futbolundaki Avrupa kompleksini yıktı.

“Nasıl başardın?” diye sordular… Şu cevabı verdi: “Tarihimize baktığımızda, Çanakkale savunması, Kanije savunması, Kahramanmaraş savunması, Gaziantep savunması, hep savunmaları kutluyoruz. Preveze zaferi bile, savunma zaferidir. Hücum ettiğimiz ve kazandığımız tek zafer, Kurtuluş Savaşı’dır. Ben bunu örnek aldım. Rakiplerimize karşı savunmayı değil, hücum etmeyi tercih ettim.”

Özetle…

Çeşme, Metin Oktay’dır.
Mustafa Denizli’dir, Çeşme.

Bizim oraların sokakları, centilmen efsanelere, mütevazı ilahlara, saygılı rol modellerine alışıktır. O sokaklarda dolaşan köpeklerimizin, Tayyip Erdoğan’ın akil adamı Fatih Terim’i sevmemeleri normaldir, yadırgamışlardır.


kaynak: sozcu.com.tr
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/