Gazete insan: Katar krizini bir de böyle okuyun. 2020 Yılından sonra Türkiye’yi ne bekliyor?

13 Haziran 2017 Salı

Katar krizini bir de böyle okuyun. 2020 Yılından sonra Türkiye’yi ne bekliyor?





Katar krizini bir de böyle okuyun. 2020 Yılından sonra Türkiye’yi ne bekliyor?

İçerde ayrıştırıcı bu sert politik süreç devam ettirildiği sürece, sadece Katar’a asker göndermeyle bu büyük oyunu bozamayız…
Uluslararası mücadelede, bu sefer sınırdaş olmadığımız bir ülke ile ilgili ciddi bir problem sahası ile daha karşı karşıyayız.

Arapça’da yağmur tanesi anlamına gelen Katar’dan bahsediyorum. Yüzde 80’i yabancılardan oluşan 2.3 milyon nüfusa sahip. Yerli nüfus, tüm nüfusun beşte biri kadar. Onun da üçte bir kadarı Şii.
Yüzölçümü Türkiye’nin yetmişte biri kadar. Kişi başına düşen milli gelir bakımından dünyada bir numara. IMF ve Dünya Bankası verilerine göre bu rakam 129. 726 dolar.
Bu gelirin büyük kısmı doğalgaz ve petrolden. Özellikle doğalgaz rezervi açısından Rusya ve İran’dan sonra dünyanın üçüncü ülkesi.
Ülke, 1871’den 1913’e kadar Osmanlı hâkimiyetinde kalmış, sonrasında ise 1971 yılına kadar İngiltere’nin işgali söz konusu olmuş. 1971 yılında da bağımsızlığını ilan etmiş.
12 bin mevcutlu bir ordusu var. Ülkede ayrıca 11 bin de Amerikan askeri bulunuyor. Son alınan kararla Türkiye halen orada bulunan askeri birliğini 5 bin askerle takviye edecek.
Yabancılar sadece işçi olarak bulunmuyor ülkede. Özellikle bürokraside, iddialara göre büyük kısmı Müslüman Kardeşler sempatizanlarından oluşan Mısırlıların ağırlığı mevcut.
Katar’ın Türkiye’de de yüklü miktarda yatırımları bulunuyor. Kayıtlı yatırım 18 Milyar dolar. Önemli miktarda kayıtlı olmayan yatırımı da olduğu iddiaları var. Dünyadaki yatırım miktarı ise 350 milyar dolar civarında.
Yönetim biçimi mutlak monarşi. Devletin başında Emir Tamim Bin Hamad El Tani bulunuyor. Emir ve yerli halkın büyük bir bölümü Sünni.
Emir El Tani, Türkiye Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan ile samimi bir ilişki içerisinde.

NEREDEN ÇIKTI BU KRİZ?

Malum yeni seçilen ABD Başkanı Donald Trump, ilk yurt dışı ziyaretini Suudi Arabistan’a yaptı. Suud kralla “kılıç dansı” yaptı ve 110 milyar doları silah olacak şekilde toplam 350 milyar dolarlık ticaret antlaşması yaptı. “Başparmak diplomasisi” deniyordu buna. Trump, Arabistan’dan ayrılırken başparmağı ile bilinen hareketi yaptı. Bayağı iş çıkarmıştı doğrusu.
Arkasından da haliyle İsrail, uğradığı ikinci duraktı.
Nedense hiç mutlak monarşiyle yönetilen, Suud ailesini eleştirinin bile ölüm sebebi olduğu Suudi Arabistan’a kimse demokrasi getirmek gibi bir düşünce içerisinde olmamış bugüne kadar.
Tıpkı ne yaparsa yapsın İsrail’e bir şey denmediği gibi.
Tabi ziyaretlerdeki örtü hazırdır: “Üç dinin merkezine yolculuk.”
Bu “başparmak diplomasisi”nden yaklaşık iki hafta sonra Suudi Arabistan, Katar’ı hedefe koyan bir açıklama yapıyor ve ilişkilerini durdurduğunu ilan ediyordu. Bu sadece Suudi Arabistan’la sınırlı kalmadı. Bölgenin en büyük ülkelerinden Mısır ve 5 Arap ülkesi de aynı anda Katar’a tavır almışlardı.
Sebep Katar’ın “teröre verdiği destekti.” Çok sırıtan bir gerekçeydi bu. Destek verilen örgütler arasında Hamas, IŞİD, Müslüman Kardeşler ile Yemen’de yönetime karşı savaşan Husiler sayılmıştı.
Katar’a tavır alanların topraklarında yeşermişti bu örgütlerden bir kısmı hâlbuki. Özellikle de Suudlar, El Kaide ve türevi örgütleri alabildiğine desteklemişlerdi.
IŞİD de felsefi açıdan Suudlara yakın Selefi bir örgüttü. Bu anlamda Şii düşmanı olan bir örgüttü. Suriye ve Irak’ta binlerce Şii’yi acımasızca katletmişti. Müslüman Kardeşler de Sünni anlayışa sahipti. Onlar da bu anlamda radikal bir Şii karşıtlığına sahiptirler diyebiliriz. Müslüman Kardeşlerin Filistin’deki uzantısı olmaktan öteye geçemeyen Hamas’ı da bu çerçevede tanımlayabiliriz.
Peki, ithamlara göre bunca Sünni terör örgütü destekleyen Katar, nasıl oluyor da aynı zamanda Yemen’deki (Katif şehri ağırlıklı) Şii Husi’leri destekler.
Görüldüğü gibi Suudi Arabistan’ın başını çektiği Arap ülkelerinin “Katar terörü destekliyor” tezi tutarsızdı.
Ayrıca vurgulanan diğer husus İran ile yakınlaşmaydı.
Gelişmeleri yakinen takip edemeyenler ne olduğunu anlamamışlar, hayret etmişlerdi. Onlar için gerçekten sürprizdi.

KATAR NEDEN HEDEF EDİLDİ?

Peki, Katar yönetimi neden böylesine hem de aynı dili konuştuğu, aynı mezhepten olduğu ülke yönetimlerince hedef edilmişti (Son günlerde pek çok Müslüman Afrika ülkesi de kervana katıldı).
Katar yönetimi, Sünni olmasına rağmen İran ile iyi ilişkiler geliştirmeye çalışıyordu. Hatta İran ile irtibatlı olarak Körfez’de (Kuzey sahasında) yeni ve çok zengin sıvılaştırılmış doğal gaz sahası açma çalışmaları vardı.
OPEC (Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü), petrol rezervlerini daha uzun ve ekonomik kullanmak, petrol fiyatlarının da artmasına sebep olacak şekilde petrol üretimini kısıtlama kararı almıştı.
Katar krizi ile ortaya çıkacağı değerlendirilen belirsizlik yüzünden petrol üreten ülkeler, en azından önünü görene kadar üretimi ve satışlarını artırmak isteyecektir. Arzın artmasıyla fiyatlar düşecek, bu gelişmenin, özellikle ABD ile bölgede rekabet durumunda olan Rusya’yı ve İran’ı olumsuz anlamda etkileyecektir. Bu arada Katar’da kuzey sahadaki doğalgaz çalışmalarını rafa kaldırmak zorunda kalacaktır.
Elbette doğalgaz ve petrol fiyatları, diğer gelişmeler vs. Katar’ı sıkıştırmak için sebep olabilir, gerekçe olarak düşünülebilir. Ancak bunun ötesinde bir hedef ya da hedeflerin olduğunu düşünmek durumundayız.
Katar’ın Türkiye’ye yönelik de büyük yatırımları bulunuyor. Katar’daki olumsuz gelişmeler ekonomik dar boğazdaki Türkiye ekonomisini çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacak gibi duruyor.
Bu nedenle olsa gerek hükümet varını yoğunu ortaya koyuyor. Anında 5 bin askerden oluşan, ülkemiz için büyükçe sayılabilecek bir birliği Katar’a gönderme kararı alındı. Tabi bunun bugünden yarına olması mümkün değil. Süreç işi. Ama böylece Türkiye, olaya ne kadar ciddi bakıyor onu göstermek istedi.

Peki, Suudlar, bir kısım Arap ülkesini arkalarına alarak bu kararı bağımsız mı aldı? Bunu söyleyebilmek için ciddi saf olmak gerekir. Trump’ın ziyareti, 110 milyar dolarlık silah antlaşması bize bunun bir başka hazırlığın içerisinde olunduğu intibaı veriyor.
Malum, Irak’ın işgaliyle bölgedeki ülkelerin bölünme projeleri hayata geçirilmektedir. Irak ve Suriye’nin durumu ortada.
Ortadoğu denilen aslında ‘’Dibimizdeki Doğuda’’ halen bölünmemiş, gücünü muhafaza eden sadece iki ülke kaldı;
Büyük uygarlıklar yaratmış, tarihi ve kültürel açıdan çok zengin, kolay lokma olmayacak büyük ve güçlü iki kadim milletin yaşadığı: Türkiye ve İran.
Bunlar yönetilebilecek hale getirilecek kadar küçültülmeden, emperyalizmin bölgede tam hâkimiyeti söz konusu olamaz. Zaman kısalıyor.
İran’ın öncelikli hedef olduğunu ABD yönetimi açık açık söylüyor.
İran’a yapılacak bir operasyonun, sadece İran’da değil, bölgede ciddi bir Şii tepkiyle karşılaşacağı açık. Bu tepkiyi kontrol altına almak için özellikle Sünni cephe güçlendiriliyor. Bunun başat rolünü de Suudi Arabistan’ın oynayacağı açık.
Zaten Trump, yaptığı antlaşmalarla “başparmak diplomasisini” iyi oynadığını göstermiştir. Hem Suudları İran’a karşı silahlandıracak, hem de silahların parasını cebine indirecek. Emperyalizm böyle bir şey.
Bölgede Şii, Sünni kavgası başlarsa çok uzun ve kanlı süreceği kesin. En çok sevinecek kesimler de belli; Silah tüccarları ve İsrail.

ÖNCELİKLİ HEDEF KİM?

Yukarıda belirttik, görünen öncelikli hedefin İran olduğudur.
Bakınız, Suudların Katar’ı hedef alıcı açıklamalarından sonra bir şey oldu. İran’da yıllardır olmayan terör hortladı. IŞİD iki ayrı yerde saldırı düzenledi. Son belirlemelere göre 16 insan hayatını kaybetti. Onlarcası da yaralandı. Bu terörizmin emperyalizmin silahı olarak, İran topraklarında da rahatlıkla eylem yapacağının denemesiydi.
Unutmadan ifade edelim ki, İngiltere’yi sarsan son terör eylemine de bu açıdan bakmak yanlış olmaz. İngiltere’nin de Katar’da yatırımları var. Ayrıca Katar Emirlerinin hepsinin öğrenim hayatları İngiltere’de geçmiş. Bu eylem, İngiltere’ye “Sakın ha, yanlış yerde durmayasın” gözdağıdır.
Katar ile Total firması üzerinden (kuzey sahadaki doğalgaz çıkarma anlaşmaları) büyük yatırımlar için antlaşmalar yapan Fransa’yı da göreceğiz, “Kırk katır mı kırk satır mı?”
Almanya, kısık sesli de olsa Katar’a uygulanmaya çalışılan ambargonun yanlışlığına vurgu yaptı. Pakistan, Hindistan da ambargoya karşı çıktı. Çin’in açıklama yapmasına gerek var mı? Rusya ve İran malum.
Katar olayı üzerinden taşlar tam yerine oturmasa da bir bloklaşma söz konusu. Hem de uzun süredir olmayan sert bir bloklaşma.
ABD derin devleti demek olan CFR (Cuncil on Foreign Relations) yani Dış İlişkiler Konseyi’nin yayın organı Foreign Policy dergisinde, Simon Henderson isimli bir yazar, Katar sorunu üzerinden 3. Dünya Savaşından bahseden bir yazı kaleme aldı.
Yazısında; “Sünni ülkeler uzun süredir İran ile savaş istiyordu (ABD değil yani. MÖ). Katar ile ilgili durum, 1. Dünya Savaşının başlamasına sebep olan Avusturya Prensi Franz Ferdinand’ın Saray Bosna’da uğradığı suikast gibi bir bahane olabilir” diyor.
Emperyalizmin bakışı, işi götürmek istediği yön bu gibi gözüküyor. En azından gelişmelerin en görülen tarafı böyle.

TÜRKİYE BU İŞİN NERESİNDE?

Peki, Türkiye bu işin neresinde?
İran’a yapılacak bir operasyonda haliyle Türk topraklarına gereksinim duyulacaktır. Hem de çok!
İlk önce Türkiye’yi buna rıza göstermesi için sıkıştıracaklar. Emperyalizm, 2020 yılı sonrasında Türkiye’nin de bölünmesini arzu ediyor, bu yönde çalışıyor, plan yapıyor. Ama İran operasyonu sonrası. Yukarıda da belirttiğimiz gibi şimdi önceliğinde İran var.
Gelişmelere göre önceliğin değişmeyeceğini kimse garanti edemez tabi.
Emperyalizm, bölgede politikalarına taş koyacak bir yapı istemiyor. Olabildiğince bölünmüş, ayrışmış yapılar arzu ediyor. Alabildiğine küçük devletçikler. Hatta şehir devletlerine evrilmenin erdemleri vurgulanıyor sık sık. Bunun hazırlıkları yapılıyor.
Örneğin Türkiye’de bunun ön hazırlığının ilk ayağıdır Büyükşehir yasası. Az bir şey geliştirirseniz, her şehir özerk bir yapı haline gelir. Bir nevi devletçik. Neyse…
Bölgede en yakın bölünmenin de etnik anlamda olacağı düşünülüyor. Ee PYD/PKK boşuna böylesine silahlandırılmıyor. IŞİD bahane… Plan şahane…
Şimdi Türkiye’ye Katar üzerinden bir mesaj veriliyor. Oldukça kırılgan hale getirilen, üretim yetenekleri giderek düşen, büyük oranda sıcak para ile ayakta durmaya çalışan Türkiye ekonomisinin en önemli dayanaklarından biri Katar’dan gelen sıcak para.
O yüzden Trabzon’daki stadyumun açılışında Katar Emirinin posterleri asılıyor. Sürmene’deki ormanlar yanıyor. Yaylalara beş yıldızlı oteller yapılıyor. Doğa bozuluyor. Yukarıda belirttik 18 milyar dolar kayıtlı yatırımı var Katar’ın Türkiye’de. Ya kayıtsız olanı ne kadar? Bilmiyoruz. Katar; mevcut iktidar, dolayısıyla da Türkiye açısından yaşamsal bir ülke durumundadır.
Katar hedef edilerek Türkiye’nin bu yumuşak karnına tekme atılmaktadır. Bence Katar’ın yukarıda saydığım sebeplerin yanı sıra en önemli hedef olma sebebi, Türkiye ekonomisinin ona olan ihtiyacıdır. Türkiye, sadece ülke içinde yaratılan terörizm batağı, iç cephenin giderek ayrışması ve diğer zayıflatıcı sebeplerin yanı sıra ekonomisi iyice çökertilerek istenileni yapacak hale getirilmek istenmektedir.
Yapılacak İran operasyonunda emperyalizmin yanında olmaya zorlanmak. Hem coğrafyasını kullandırmak, hem canını vermek, hem kadim komşusuyla düşman olmak, hem ekonomik olarak iyice çökmek, bunun sonunda da zayıf düşerek emperyalizmin bölünme politikalarına tepki gösteremez hale gelmek…
Emperyalizm açısından Türkiye planlaması budur.
PYD/PKK ya her türlü silah ve eğitim verilerek Türkiye’ye karşı hazırlanıyor.
Barzani, Eylül ayında bağımsızlık referandumuna gidiyor. Doğu Akdeniz’deki doğalgaz yatakları giderek önem kazanıyor.
Bakın bugün itibarıyla (11 Haziran) İsrail ile GKRY Güney Kıbrıs’ta Trodos Dağında askeri tatbikat yapıyor. Kime karşıdır sizce? Ahmakça Türk askerinin adadan çekilmesi tartışılırken hem de…
Ya 16 ada ve pek çok adacık ve kayalığa el koyarak Ege’de oldubittilerle fiili durum yaratan Yunanistan’ın, bizi neredeyse denize çıkamaz hale getirmesine ne demeli?
Yıllardır doğru yürütülmeyen dış politika yüzünden Türkiye’nin çevresindeki çember iyice daralmakta, iyice köşeye sıkıştırılmaktadır. Bunu görmemek ahmaklık ötesidir…
Türkiye için, her şeye rağmen bütün bu oldubittilere en azından bundan sonra tepki vermek, direnmek, karşı koymak yaşamsaldır.
Bugün direnmeyen yarın kendinde hiçbir direnecek güç bulamayacaktır. Direnmek için de iç cephenin güçlü olması gerekmektedir.
Şu an olduğu gibi muhalefeti, demokrasinin olmazsa olmazı değil, düşman gibi görerek; kendi seçmenini konsolide etmek için kendi gibi düşünmeyenleri dışlayıcı, ötekileştirici, nefret dili kullanarak; adaletin terazisinin ayarını bozarak bir yere varılmayacağı açıktır.
İçerde ayrıştırıcı bu sert politik süreç devam ettirildiği sürece, sadece Katar’a asker göndermeyle bu büyük oyunu bozamayız…
Bizden söylemesi…

Mustafa Önsel – Odatv.com
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/