Gazete insan: Kıdem tazminatlarınıza el sallayın, kazıklara hazır olun.

23 Nisan 2017 Pazar

Kıdem tazminatlarınıza el sallayın, kazıklara hazır olun.







Gümülcine’den okumak için Türkiye’ye kaçak gelen, Tayyip Erdoğan ile aynı lisede okuyan, Yunanistan’daki kolera sebebiyle ülkesine dönemediği için İstanbul’da kalan şahıs, şimdilerde Türk halkına yeni don biçiyor.

Çok değil, 21.2.2017 tarihinde şöyle demiştim.
.../... 
Şimdi de, İşsizlik fonu aynı akıbetle karşı karşıya.
Kıdem tazminat fonuna da sıra gelecek, hele bir Cumbaşkan olsun görün o zaman. 
Demek ki sıra gelmiş bile... 
Bakan Efendi, “İlk reformlardan biri kıdem tazminatı olacak, bu konuda 2-3 ay içindepaydaşlarla son noktaya gelmeyi, yıl bitmeden yasalaştırmayı hedefliyoruz” demiş.
Paydaşlar…
Kim bu paydaşlar biliyorsunuz değil mi?
Tük halkı sanıyorsanız yanılıyorsunuz, halktan paydaş olmaz olsa olsa paydaş ağacı olur ki, Türk halkı 78 yıldan şu ana kadar, vergileriyle soyulmuş, vergilerinin kimlere peşkeş çekildiğini bilmeyen insan topluluklarından oluşmaktadır.

Çok da normaldir.

IMF’den düşük faizle alınan borcu kapatmak için, başka fonlardan yüksek faizle borç alıp, düşük faizli borcu kapatanlar, bu ticaretten elde ettikleri gelirle gemicikler alırken, Türk halkı “çalıyorlar ama yapıyorlar” diyebilen bir topluluk şekline dönüştürüldüğü için, onların yaptığı her şey artık caizdir.
Neyse, bakan efendi demiş ki, İlk reformlardan biri kıdem tazminatı olacak, Kıdem tazminatları da Varlık Fonu'na devredilecek.
Mehmet Müezzinoğlu, 09 Mart 2017 tarihinde Adana Sanayi Odası'nda düzenlenen Çalışma Hayatına Yönelik Uygulamaya Konulan Teşvikler konulu toplantıda, “İlk reformlardan biri kıdem tazminatı olacak, Kıdem tazminatları da Varlık Fonu'na devredilecek, sendikaların kırmızıçizgimiz dediği kıdem tazminatının fona devrinin bu sene gerçekleşecek” demişti.
Oysa TÜİK, DİSK-AR gibi oluşumların verilerine bakınca, istihdamın artmadığı azaldığı görülmekteydi.

Müezzinoğlu, o toplantıda şöyle devam etmişti.

“Aslında işçinin hakkı, 10 yıl, 20 yıl sonra işverenin cebinde olmamalı. Yani 10 yıl ve 20 yıl sonrasının koşullarını kimse bilemez. Bugün çok iyi olan bir işverenimiz, yarın zor durumda olabilir. Kocaeli'nde böyle bir konu oldu. Üstelik o işyerinde sendika var. İşveren, işler bozulunca 'Kıdem tazminatını ödeyecek durumum yok' dedi. İşçiler de bize kıdem tazminatıyla ilgili geliyor. Kıdem tazminatı, hakkaniyetli, sürdürülebilir, güvenilir olmalı ve tarafların cebinde olmamalı. Onun gücü, onun yasayla verilen fonda veya yeni yapılacak yapıda olmalı. Bu yıl çalışma hayatının en önemli reformlarından birini kıdem tazminatıyla sağlayacağız. Başardığımızda çalışanla çalıştıran arasında hukuk birbirine güvene dayalı olmalı. 'O beni, ben onu istismar ediyorum' değil, herkes daha iyinin, başarının peşinde olmalı. Sağ ve sol ayak nasıl sağlıklı gidiyorsa, işçi ve işveren arasındaki hukuk da bu kadar hakkaniyetli olmalı. Bize de düşen bu arada iyi hakemlik yapmak, güçlü, adil hakemlik yapabilmek. İnşallah bunu da yapma gayreti içerisinde olacağız." 
Toplantı daha sonra basına kapalı sürmüştü.
Burada, dikkat çekici bir araştırma yapılmış.
Araştırma, IPSOS tarafından CNN Türk için 17 Nisan günü 81 ilde Türkiye’deki seçmen nüfusunu temsil eden 1501 kişiyle görüşmeler yoluyla yapılmış.
Aslında hiç yadırganmayan sonuçlar çıkmış. 
İlkokul mezunu ya da eğitimsiz seçmen arasında “Evet” oranı yüzde 70’e yükseliyor; ankete göre “Evet” oylarının en yüksek olduğu dilim bu.
İlkokul düzeyinde yüzde 70 olan “Evet” oranı ortaokul düzeyinde yüzde 57’ye, lise düzeyinde yüzde 42’ye, üniversite düzeyinde ise yüzde 39’a düşüyor.
Buna karşın İlkokul düzeyinde yüzde 30 olan “Hayır” oranı, Ortaokul düzeyinde yüzde 43’e, lise düzeyinde yüzde 58’e ve üniversite düzeyinde yüzde 61’e çıkıyor. Ancak “Hayır” oyu veren üniversite mezunu seçmenin yüzde 35’i de başka ülkelere gitmenin yolunu arıyor.
Alında bu anketi doğrulayan iki konuşma var elimizde. 
Anımsarsanız, titrinde Prof. olan biri ne diyordu?
Prof. Dr. Bülent Arı, cahil kesimin ferasetine güveniyorum.
Bir de AKP'nin bakanı aynı şeyi söylercesine, itiraf ediyordu. 
Özetle, "Biz cahil kesimden besleniyoruz" diyordu.
Gördüğünüz gibi ben demiyorum kendileri söylüyor ancak cehalet öyle bir şey ki, kendisini aşağılayanı da alkışlayıp yüceltir.
Örneklerde görüldüğü gibi...
Her neyse, isteyen istediği gibi anlasın, gerçekler tüm çıplaklığı ile ortada, sanki sürü psikolojisi bu toplumun kaderi olmuş.
Malumunuz köprüler için de aynı sözleri söyleyenler uzunca yıllardır milletin sırtından inmemişlerdi.
Halkı kandırmaya doyamayanlar bir zamanlar da, "Türkiye'nin ilk köprü masalı, Boğaziçi köprüsü ücretsiz olacak" diyorlardı ama halk bunları unuttuğu gibi, ders de alamıyordu.

Elbet ki her yönetici, kendisine kayıtsız şartsız iman eden cahil kesimi sever ve gerekirse sadakayla besleyip, büyütür ve çoğalmalarını teşvik eder.
Tıpkı günümüzde de en az 3-5çocuk yapın diyenler gibi.
Bir yarış atı kadar cesaret gösterip, bunları sırtımızdan atamıyoruz.
Bakın aşağıdaki haberler daha nelere gebe kalındığının göstergesidir. 
Üçüncü köprüyle beraber, bazı yeni yollar da hizmete girdi.
Bu yolları kullanan sürücüler faturalar gelince şaşırdı. İstoç'dan girip, Halkalı'dan çıkan bir sürücü, 600 metrelik bu yol için 65 kuruş ödüyor. 15 Kasım 2016 Salı, Yağız Şenkal/NTV Haber
“Vatandaşın cebinden 5 kuruş çıkmadan yapıldı” denilen Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantılı yol ücretlerinin şubat ayında gizlice yüzde 23 artırıldığı ortaya çıktı. 
21 Nisan 2017Gizli zammın gerekçesi dolar fiyatındaki artış olarak gösterildi.
Hani vatandaşın cebinden 5 kuruş çıkmayacaktı?
Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yollarına zam geldi. Gerekçe, dolar fiyatındaki artış. 3. Köprü ve bağlantı yollarına yaklaşık yüzde 23’lük bir zam geldi. En kısa mesafe olan 600 metrelik yol için alınan ücret 65 kuruştan 80 kuruşa çıktı.

Gişelerin kalkması beklenirken zam yapıldı

NTV’den Yağız Şenkal’ın haberine göre; İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Karayollarına bir yazı yazarak 600 metrelik İSTOÇ bağlantı yollarına yerleştirilen gişelerin kaldırılmasını istedi. Yazıya yanıt beklenirken, ücret artışı haberi geldi.

Zam şubat ayında gizlice yapılmış.

3. Köprü ve yol ücretleri dolara endeksli. Önceden İSTOÇ-TEM sapağından giren, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü geçerek Çamlık Gişelerinden çıkan otomobil 37 lira ödüyordu. Şimdi ise 45 liraya çıktı. Yetkililer ise bu artışın şubat ayından bu yana geçerli olduğunu söyledi. 

2 Köprü, 3. Köprü’nün Zararını Karşılamaya Yetmiyor

İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakalarını birleştiren iki köprünün yıllık geliri, geçiş garantisi ile yaptırılan üçüncü köprüyü yapan firmaya yapılan ödemeyi karşılamaya yetmiyor. Devlet, sözleşme gereği üçüncü köprüyü yapan firmaya ödemesini, iki köprünün yıllık gelirine 151 milyon 297 bin lira ekleyerek yapıyor. 
Hizmete açılmasının üzerinden yaklaşık 6 ay geçen üçüncü köprüyü yapan ICA firmasıyla yapılan sözleşme gereği yılda 135 bin araç geçiş bedeli ödenmesi taahhüdü bulunuyor. Sözleşmede, yap-işlet-devret usulünce köprüyü yapan ve 10 yıl işletecek olan ICA firmasına yılda 147 milyon 825 bin dolar ödenecek. Dolar 3.60 liradan hesaplandığında ICA firmasına yıllık ödenmesi gereken rakam 532 milyon 170 bin liraya ulaşıyor. 
Karayolları Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre 15 Temmuz Şehitler Köprüsü ile Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün 2016 yılında toplam 380 milyon 873 bin lira gelir elde edildi. 
Bu rakamdan yüzde 10’luk belediye payı ve yüzde KDV 18 çıkarıldığında da net 290 milyon 497 bin lira kalıyor. İki köprünün gelirinden elde edilen 290 milyon 497 bin lira gelir, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yapan firmaya ödenmesi gereken 532 milyon 170 bin liradan 152 milyon 297 bin lira eksik kalıyor. 

İşte köprü gelirleri;

1970-1973 arasında 44,5 milyon dolar maliyetle yapılan Boğaziçi Köprüsü (15 Temmuz Şehitler Köprüsü) ile 1986-1988 arasında 391,5 milyon dolar bedelle yapılan FSM Köprüsü’nden 2016 yılında 380 milyon 873 bin lira brüt, yüzde 18 KDV ile yüzde 10 belediye payı çıkarıldığında 290 milyon 497 bin lira gelir getirdi. 
2000 yılından bu yana iki köprünün geçiş ücretlerinden elde edilen gelir ise 3 milyar 693 milyon 238 bin lira brüt, 2 milyar 816 milyon 876 bin lira da net gelir getirdi. 2017 yılının ilk iki ayında da iki köprüden 52 milyon 206 bin lira gelir elde edildi. gazeteport

Bakandan bile yetkili

Havalimanlarından şehir merkezlerine yolcu taşıma konusunda HAVAŞ’a verilen imtiyaz skandallarının sonuncusuna bir 'genel müdür yardımcısı vekili' imza attı. Şehir merkezlerinde yolcu taşıma izni verme yetkisi belediyelerde olmasına rağmen HAVAŞ, bir dilekçe ile 20 ayrı şehirde yolcu taşıma izni aldı. Toplu iğneyi bile ihalesiz almayan devleti yüz milyonlarca lira gelirden eden yazıya “Ulaştırma Bakanlığı, Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı Vekili Hüseyin Yılmaz” imza attı. 
23 Kasım 2015
Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü, Genel Müdür Yardımcısı Vekili ünvanlı Hüseyin Yılmaz, kanunlarda bakana bile verilmeyen “şehiriçinde toplu taşıma izni verme" yetkisine sahip olduğunu kendisine gelen dilekçeye verdiği cevapla kanıtladı. Hüseyin Yılmaz, toplu iğne alımının bile ihale yasasına tabi olduğu halde, HAVAŞ'a bir dilekçe karşılığında “havalimanlarından şehir merkezlerine ücret karşılığında yolcu taşıma" izni verdi. 20 ayrı şehirdeki havalimanını kapsayan izin, HAVAŞ'ın bir imza ile hiç bir kontrole, denetime, vergiye tabi olmadan 100 Milyonlarca kiralık gelir elde etmesinin önünü açtı. HAVAŞ'ın 14 Ekim 2015 tarihli talep dilekçesi ve bu dilekçeye verilen 11.11.2015 tarihli olur cevabıyla birlikte "imtiyazlı şirket" özelliği tamamen iyice ayyuka çıkmış oldu. Bu hukuksuzluğa ve gayri resmîliğe kimin dur diyeceği ise merak ediliyor. 

BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ TEK YETKİLİ

Türk Hava Yolları'nın bir şirketi olarak faaliyet gösterirken 1995 yılında özelleştirilen HAVAŞ, 2011 yılına kadar adeta bir tekel olarak Atatürk Havalimanı ile Sabiha Gökçen Havalimanı'ndan şehir merkezlerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) izniyle yolcu taşıdı. İBB, 2010 yılında bu gayri resmi duruma son vererek 2886 sayılı devlet ihale kanununa göre yolcu taşıma işinin ihale ile yapılması gerektiğine karar verdi. HAVAŞ, 2011 yılında İBB'nin İETT vasıtasıyla açtığı yolcu taşıma ihalesini verdiği düşük teklif nedeniyle kaybetti. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi kanununun 7.maddesine göre; büyükşehirlerde ulaşımla ilgili yetkinin büyükşehir belediyelerine ait olmasına ve ihale sonrası HAVAŞ'ın taşıma izni uzatılmamasına rağmen HAVAŞ korsan şekilde bir süre daha yolcu taşımayı sürdürdü. 

BAKANLIK GENELGESİNİ SUİSTİMAL EDİYOR

Yolcu taşımaya devam etmek isteyen HAVAŞ İETT'nin açtığı ve HAVATAŞ'ın kazandığı ihalenin iptali için mahkemeye başvurdu. Ancak mahkeme ihalenin geçerli olduğuna karar verdi ve başvuruyu reddetti. HAVAŞ, bunun üzerine Ulaştırma Bakanlığı'nı devreye sokarak aldığı bir yazıyla korsan taşımacılığını sürdürmek istedi. Ancak Büyükşehir Belediyesi HAVAŞ'ın geçmiş dönemlerde almış olduğu 2011 yılının sonuna kadar geçerli olan izninin bitmesinin ardından yolcu taşımayı sonlandırması gerektiğini bildirdi. HAVAŞ, yaklaşık 20 yıl boyunca ihalesiz bir şekilde sürdürdüğü yolcu taşıma işini 2012 yılında bırakmak zorunda kaldı. 

BAKANLIKTAN 2016 SONUNA KADAR İZİN ALDI

Mahkemede istediği sonucu alamayan HAVAŞ, 14.10.2015 tarihinde Ulaştırma Bakanlığı'na verdiği bir dilekçeyle 2009 tarihinde çıkarılan bir genelgeye atıfta bulunarak İstanbul dâhil 20 ayrı şehirdeki havalimanından yolcu taşımak için talepte bulundu. Bu talebe 11.11.2015 tarihinde cevap veren Ulaştırma Bakanlığı Karayolu Düzenleme Genel Müdürlüğü yetkilileri talebi yerinde bularak olur verdi. Genel Müdür Yardımcısı Vekili Hüseyin Yılmaz imzalı olur yazısına göre 20 ayrı havalimanından şehir merkezine yine şehir merkezlerinden havalimanlarına yolu taşınabileceği, bunun için HAVAŞ'a 31.12.2016 tarihine kadar yani 1 yıl süreyle yetki verildiği kaydedildi. 

HAVATAŞ: SAVCILIĞA BAŞVURACAĞIZ

İstanbul'da İBB'ye milyonlarca lira ödeyerek yolcu taşıyan HAVATAŞ'ın Yönetim Kurulu Başkanı Emir Günaydın ise Hüseyin Yılmaz'ın ihalesiz bir şekilde yolcu taşıma izni verme yetkisinin olmadığını hatırlattı ve söz konusu yazıyla ilgili olarak savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını kaydetti. Günaydın, HAVAŞ'a izin verilen 20 şehir arasında İstanbul'un da olduğunu hatırlatarak, İdare Mahkemesi'nin bu konuda kesin kararı bulunduğunu ve ihale açılan hatlarda bakanlık izniyle yolcu taşınamayacağına hükmedildiğini söyledi. 
Bir imzayla 20 şehirde taşıma izni
Hüseyin Yılmaz imzalı 11.11.2015 tarihli yazıda HAVAŞ'a İstanbul Atatürk Havalimanı, Ankara Esenboğa, İzmir Adnan Menderes, Antalya, Dalaman, Adana, Trabzon, Bodrum- Milas, Kayseri, Gaziantep, Samsun, Malatya, Şanlıurfa GAP, Konya, Elazığ, Sivas, Hatay, Antalya Gazipaşa, Ordu-Giresun ve Denizli havalimanlarından şehir merkezlerine ve şehir merkezlerinden havalimanlarına yolcu taşıması için olur veriliyor. Söz konusu yazının dayanağı olarak 2009 tarihli 23 Nolu Ulaştırma Bakanlığı genelgesi gösteriliyor. Oysa söz konusu genelgede şehir içi taşımacılık ibaresiyle “havayolu + karayolu kombine yolcu taşımacılığı" yani 'havayolundan bilet alan yolcuların ücretsiz bir şekilde şehir içine ulaştırılması' düzenleniyor. HAVAŞ ise ücret tarifesiyle birlikte talepte bulunarak aldığı yazıyla söz konusu güzergâhlarda ücretli olarak yolcu taşıma izni almış oluyor. Bu durumun devletin yüz milyonlarca lira zarar etmesi anlamına geliyor. Ayrıca bu taşımacılık büyükşehir ya da il belediyelerince ihale olmaksızın yapılacak olması nedeniyle hiçbir kontrol ve denetime de tabi olmayacak.

İBB'nin sadece İstanbul için 2011 yılında yaptığı ihaleyi kazanan HAVATAŞ firmasına UKOME tarafından verilen izinde onlarca kamu kurumundan yetkili ve hukukçunun imzası bulunuyor. 20 ayrı şehirdeki iznin bir genel müdür yardımcısı vekili imzasıyla ve ihalesiz verilmesi ise şaibeyi akıllara getiriyor. yenisafak
22.4.2017
A. Dursun

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/