Gazete insan: Erdoğan, ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs... bunların hiç biri kayıp değildir.

15 Nisan 2017 Cumartesi

Erdoğan, ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs... bunların hiç biri kayıp değildir.







Erdoğan, ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs... bunların hiç biri kayıp değildir.
Çok anlattık ama kimse anlamak da, inanmak da istememişti.
Şimdiyse, kendi sesinden dinleyelim.
Eğer buna da montaj derse, pes dorusu.
Arayın kanalı, bu konuşmanın orijinalini isteyin, görün bakalım.
Olmaz ise, Sosyal medyada baskı oluşturun, yeniden yayınlasınlar, montajsa yüzümüze tükürsünler.
Ama montaj olmadığı ortaya çıkarsa....!
Kısa analiz yapalım.
2023'te Eyaletlere böleceğiz, elbet ki Osmanlı'da öyleydi.
Dakika 0:35, "dünyadaki ülkelere bakarsanız bunların hiç birinde Eyalet korkusu yoktur, süratle kalkınmayı getirir."
Yani diyor ki, korkmanıza gerek yok, eyaletlere bölüneceğiz.
Dakika 0:54, Osmanlı'ya baktığımız zaman, Lazistan eyaleti var, Kürdistan eyaleti var, güney'de var. Niye? Osmanlı güçlü.
CHP neyse de, MHP hem Osmanlıyız diyecek, hem Devletin yapısındaki (Eyalet) yaklaşım tarzını görmemezlikten gelecek.
Bunların hiç biri (Lazistan, Kürdistan vs..) kayıp değildir.
MHP farklı bir etnik unsur, orada büyükşehir (Eyalet) kazanır mı?
Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun, siyasi mücadele vermiyorsun.
Tıpkı Özal'ın, "Kumanda elinde, istemiyorsan başka kanalı seç" palavrası gibi, zira hangi kanalı seçersen seç, AKP propagandası var.
Yani, "tecavüz kaçınılmaz olacak, beynine yapılacak tecavüzü istediğin yerden seç" demek istemişlerdi.
Tayyip burada diyor ki, MHP dahil AKP'de etnik mücadele veriyor.
İyi de, AKP bir bakıyorsun ümmetçi, bir bakıyorsun etnisite güden parti oluyor.
Neden?
Çünkü Ulus Devlet yapısını bozmanın iki yolundan biri etnik milliyetçilik, diğeri dinsel ayrımcılıktan geçer.
Bir bakıma da, BOP eş başkanlarından birinin Bahçeli olduğunu, örtülü olarak anlatıyor.
Yani, "MHP etnik mücadele programında, biz dinsel bölücülük programındayız, aynı amaçla yola çıktık" demek istiyor.
Nitekim 1:57'de, "bizim böyle bir endişemiz yok" dediği, etnik milliyetçilik endişesinin olmadığı, çünkü görevinin dinsel ayrımcılık olduğu ve beyninin arkası kendisini güdülediği için, farkında olmaksızın, asıl görevlerinin dinsel ayrımcılılık olduğunu anlatmaya çalıştığı, açıkça anlaşılıyor.
2:12 dakikasında, "Eyaletlerde böyle bir endişenin içerisine girmeye gerek yok, güçlü bir Türkiye asla Eyalet sisteminden korkmamalıdır" diyor.
Nedir endişe?
Etnik milliyetçilik endişesi.
Zira az evvelki konuşmasında, "Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun" diyordu, işte korkmaması gerekilen de budur, başka ifadeyle Eyalet demek, zaten etnik olarak ayrılmış bölgede, ilgili etnisite yaşanacağı için etnik milliyetçilik endişesinin olmayacağının anlaşılmasını savunuyor.
Diyelim ki, "Kürdistan Eyaletinde sadece Kürtler, Lazistan Eyaletinde sadece Lazlar olacağına göre, etnik milliyetçilik endişesine de gerek kalmayacağını" anlatıyor.
İyi de, Kürdistan Eyaletindeki yaşayanlar, Lazistan eyaletine pasaportla girecek diyemiyor, Kürdistan eyaletinde yaşayanlar, Lazistan Eyaletinde mal edinemeyeceklerdiyemiyor?
Çünkü halkın beyinlerini yıkarken, bunları söylemesi mümkün değildir.
Kürdistan Eyaletinde Camileri yıkım kararı alınır da, yerine Kiliseler açılma kararı alınırsa, buna kimse hayır diyemeyecek.
Çünkü her Eyalet, kendi kararını kendisi verecek, içeride özerk olacaklar.
Her Eyaletin bir başbakanı/başkanı/valisi olacak ve sadece kendi kanunlarıyla bağlı kalacaklar.
Merkezi yönetim yani başkan, sadece dış ilişkilerde sorumlu olacak ki, Eyalet meclisi bu karara uymamakta direnirse, o halde gerekirse başkanlık sisteminden ayrılarak yeni devlet olduğunu ilan edecek.
Peki Türkiye Başkanı (şimdilik Erdoğan, ilerde belki Fethullah ya da Öcalan), buna olmaz derse en olacak?
Uluslararası hukuk kurallarına göre, Kürdistan Eyaleti'ni, devlet olarak tanıyoruz derlerse, yapacak hiç bir şeyleri kalmayacak.
Çünkü Üniter yapı bozulacak, üniter olmayan ancak Federatif özellik gösterecek olan bu yıkım süreci, Türkiye'nin parçalanmasını (tıpkı Nakşilerin Yugoslavya'da yaptıkları gibi), gelecekte Türkiye'den en az 6 devlet çıkartılması üzerine kurulmuştur.
Çünkü Anayasa Madde 90, bunu açıkça ilan etmektedir.
Madde 90, ne diyor?


"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmümdedir ve uyuşmazlıklarda Milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."
Bu maddeyi de AKP hazırlamış ve koymuştur.
Hal böyleyken yapılan ve millete sunulan oylamanın tama dı, "Kürdistanlı Yeni Anayasa" olmaktadır.
Erdoğan için ana tasa fakat millet için Anayasa diye gösterilmektedir.
Erdoğan için tasa haline gelmesinin nedeni, milletin bu tuzağı fark edebileceği ihtimalidir.
Konuşmasının 2:29 dakikasında, Üniter yapı yaklaşımının ne kadar yanlış olduğunu özellikle söylüyor ve "Üniter yapı salında bununla alakalı bir şey değil, siz Eyalet sisteminde de bu üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz, tamamıyla bunu atıp götürme diye bir şey yok, Federal yapı diyoruz, Federal yapı nedir? Orada geliyor, toplanıyor zaten" diyor.
Bu ifade de gösteriyor ki, kendisine ezberletilen yanlışları doğru sanmakta ya da milleti aptal sanmaktadır.
Oysa, Laiklik hakkında da, "Millet isterse tabiî ki gidecek" diyen de kendisiydi.
Yarın da çıkarsa, "Millet isterse tabiî ki üniter yapı gidecek" derse ne olacak?
Demeyeceğine garanti var mı?
Her söylediğini yalanlayan, utanma duygusunu yitirmiş birinden, sözüne sadakat beklemek....!
Çünkü biliyor ki, üniter yapıda etnik kökler, dinsel ayrımcılıklar söz konusu olamaz ve bu tür ayrımcılıklara dayalı zümreler, gruplar, kişiler yoktur ve oluşturulamaz.
2:52 dakikasında sunucu, Erdoğan'ın ağzının ayarının kaçtığını, ne dediğini bilmediğini anladığı için soruyor.
"Rusya ve İran'daki bir yapıdan mı söz ediyorsunuz" diyor.
Erdoğan'ın soruyu anlamadığını gördüğünden, "yapısal olarak bahsediyorum" uyarısı yapıyor, ancak Erdoğan bu, sunucunun ne amaçla bunu sorduğunu anlayacak bilgi düzeyi olmadığından, ezberinde de konu hakkında detay olmadığından yanıt tam bir fiyasko oluyor.
Yanıta bakın yanıta.
"Yok ya..., benim bakın....Yapısal olarak bahsediyorum" diye devam ettiğindeyse, ne dediğini bilmediği için, ağzındaki sakladığı baklayı ıslatıp, konuyu iyice çıkmaza sokarak, "bunlara biz Osmanlı'daki yaklaşımı da ilave edebiliriz, Osmanlı'da özelikle azınlıklar konusunda, Eyaletler sistemi konusunda o hoşgörüyü, biz hala yakalayabilmiş değiliz" diyerek aslen ne istediğini de, ona dayatılan ezberle, şahsi düşüncelerinin ne kadar çeliştiğini de anlamıyor, çünkü kafasının içinde bu tür bir bilgi yok.
Sunucunun "Yapısal olarak" dediğinden bir şey anlamayınca, "Yapısal olanın" ne olacağını, yine kendisine soruyla anlatmaya çalışıyorlar.
Bir başkası soruyor, "seçilmiş vali düşünür müsünüz" diyor, Erdoğan onun ne alama geldiğini bile bilmediği için, "nasıl" diyebiliyor.
Bilgi yoksunluğundan ya da kendisine henüz dikte edilmediği için, "Seçilmiş belediyeyi kabul ediyorsun da, seçilmiş valiyi neden kabul etmiyorsun" diyebilecek kadar acz içine düşüyor.
Zira, Eyalet sisteminden bahsediyor ve seçilmiş vali olmayacağını sanıyor, tam bir fiyasko, tam bir garabet.
Daha sonra Eyaletin ayrıştırıcı mı, birleştirici mi olacağını, gazeteci Akyol'un kafasına sokmasıyla anlıyor ve asıl sorulan ve aydınlatılması gereken, Erdoğan'ın ifade ettiği ve kendisine ısrarla sorulan "yapısal olarak bahsediyorum" sorusunun, Türkiye'de birleştirilmiş olan halkları ayıracak olduğunun bilinmesini, kafasına adeta vura vura anlatıyor.
Ama utanma duygusunu yitirmiş biri durumuna düşürüldüğünün bile farkına varamayarak, hiç alakası olmayan sözler sarf ediyor.
Bu yalnızca orada söylenmiş konuşma da değil.
Fatih Altaylı'nın sorusuna bakın nasıl yanıt veriyor.
Altaylı, "Eyalet sistemi olan ülkelerde var başkanlık" diyor.
Erdoğan, "Zaten işin ucundan almayacağız, aldık mı her şeyiyle ele alacağız."
Yarın seçim meydanlarında sizlere çıkıp söyleyecek.
"Çıkmışlar Erdoğan ülkeyi eyaletlere bölecek diye dolaşıyorlar, İspat edemeyen namusuz, şerefsizdir" diyecek.
O nedenle bunları, şimdiden biliniz diye yazıyor, yayınlıyorum.
Ayrıca, Cunta, darbeci diye niteledikleri, daha ötesi ölümüne ramak kala yargılama masallarıyla milleti oyaladıkları Kenan Evren'de, tıpkı bunların dediğini diyordu.
Bakalım, o da kendi sesinden.
Boşuna söylemiyorum, 78 yıldır bu ülkeye ihanet edenler, bölmek isteyenler hep din kullanmış, etnisite kullanmış ve hep de bunlar iktidar olmuşlardır.
İktidar olamayacaklarını anladıklarındaysa darbe ile gelmiş, kendi devamı olacakları iş başına getirmişlerdir.
Dikkat ederseniz, istisnalar hariç olmak üzere, 78 yıldır TBMM Türk milletine muhalefet etmiştir.
Hele de, "özümüzde din var" diyenler, ya da "özümüzde Türklük bilinci var" diyenlerden kaçacaksınız.
Çünkü bu bilince gerçekten sahip olan Atatürk, ülkenin temellerini Ulus Devlet üzerine inşa ederken, gelecekte böylesine ihanetler yaşanamasın, herkes kardeşlik içinde yaşasın istemişti.
Sonunda parçalanmayı, bölünmeyi halka sunmak zorunda kaldılar.
Neden halka oylatıyorlar?
Çünkü kısmı, aşağıdaki paragraftadır.
Okumanızı ve ilgili pdf dosyalarını indirmenizi, kısa zaman olsa dahi, ne kadar çok insana ulaştırabilirseniz, parçalanmaktan, bölünmekten o kadar uzaklaşmış olduğumuzu göreceksiniz.
Özellıkle de bu dosyaları, AKP'ye oy verecek, ancak başlarına ne geleceğini düşünemeyen, bilemeyenlere okutunuz.
Eminim ki, bu sayfa da yasaklanacaktır.
O nedenle bu sayfayı da, pdf olarak düzenliyorum.
Sayfayı pdf olarak, buradan indirebilirsiniz.
25.1.2017

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/