Gazete insan: 08/07/17

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Dindarların Bilmesi Gerekenler




Dindarların Bilmesi Gerekenler
* Hayır, Hitler Ateist değildi.

* Ahlak, inananlara özel bir ruh hali değildir. Ahlak sözde kutsal kitaplardan önce de vardı.
* Bizim için dua etmeyin, “Allah doğru yolu göstersin” vs. tarzı cümleleriniz bizim için bir şey ifade etmiyor. Kime göre neye göre doğru?
* Sizin tanrınızdan nefret etmiyoruz. Olmayan bir şeyden nasıl nefret edilebilir ki? Pembe fillerden nefret ediyor musunuz?
* Dini inanç bir ispat değildir.
* Çoğu zaman en az sizin kadar sözde kutsal kitabınızı biliyoruz, hatta birçoğunuzdan daha fazla. (Yobaz dinsizler hariç)
* Bir kitapta, onun Tanrı'nın sözü olduğunun yazması bir kanıt değildir. Bir sonuç, kendi kendisinin sebebi olamaz.
* Sizin peygamberleriniz ve mucizeleri, tarihteki ne ilk ne de son örneklerdir. Aynı temada sayısız mitolojik örnek ve kişi vardır.
* İspat külfeti iddia edendedir. Tanrı'nın varlığı hakkında ispatı yapmak dindarlara düşer. Olmayan bir şeyin, ispatı da olmaz. Kitabınızda öyle yazması bir ispat değildir.
* Kalbi duygu diye bir şey yoktur. Kalp, kan pompalayan bir organdır. Duygular ve düşünceler beyinden başlatılmaktadır.
* Herhangi bir konuda fikir yürütürken; İncilden, Kurandan, Tevrattan, Hadisten, Hacı-Hocadan alıntı yapmak zaman ve işgücü kaybıdır. Siz, kendi aranızda konuşurken bu şekilde birbirinize üstünlük sağlıyor olabilirsiniz. İki tarafın da güvendiği bir kaynağa başvurmak tutarlı olabilir.
* Biz tek tip insanlar değiliz. Hayatın farklı alanlarından, farklı ortamlardan geliyoruz. Bilime, Sanata, Politikaya, Dünyaya bakışımız farklı olduğu kadar dine bakışımız da farklı. Ortak bir paydamız, yazılı bir kurallar bütünümüz yok.
* Bilimadamları dinleri ile değil meslekleri ve yapıtlarıyla bilinir. Ünlü Hıristiyan alim Newton denmiyorsa, ünlü katolik bilgin Pasteur denmiyorsa, büyük ateist kelamcı Freud denmiyorsa, meşhur deist üstad Edison denmiyorsa, Ünlü Müslüman Alim diye bir şey de yoktur. Dolaylı yolla İslam'ı övmek için, tartışmaya hiçbir katkı sağlamayan İbn-i'lere boşuna atıf yapmayın.



Evrim Üzerine



* Evrim teorisi çökmedi. Dedenizin dedesinin zamanında da "evrim çöktü" diye propaganda yapılıyordu, ama 150 yıldır nasıl oluyorsa bir türlü çökmedi.

* 150 yıllık süreçte bilimdeki gelişmeler evrimi destekler niteliktedir. "150 yıl önceki teknoloji çok ilkeldi" şeklindeki iddia geçerli bir kanıt değildir. Kaldı ki, tekerlek de 5000 yıllık bir keşif ama hala kullanıyoruz.
* Evrim bir "Ateist öğretisi" değildir.
* Darwin Ateist değildi.
* Evrim, Müslümanları aldatmak için kasıtlı olarak üretilmiş bir Yahudi/Hıristiyan komplosu da değildir.
* “Darwin bile kendi teorisine inanmıyordu” benzeri iddialar çocukçadır. Darwin bu konuya ömrünü adamıştır.
* Fantastik atlaslar ile evrimi çökertmeye çalışanlar dünyada alay konusudur. Haber konusu olması ve ilgi çekmesinin nedeni; "Bunlara inanan hakikaten var mı, bu kadar cahillik nasıl olabilir?" gibi sorunsalların irdelenmesidir.
* Biz maymunlardan gelmiyoruz. Hatta evrimsel açıdan diyebiliriz ki, insanlar en az 200.000 yıldır "insandan geliyor".
* 200.000 yıl önceki insanlar da maymundan gelmiyor. Ortak ata diye bir kavram var. Ve bu kavramın ifade ettiği canlı, evrimsel süreçte geriye doğru gidildikçe değişir. Bu ortak ata maymuna da benzer, balığa da benzer.
* Şu saçma iddiayı kim ortaya atmış bilmiyorum ama sık rastladığım için yanıt vereyim. Buna göre maymun yavruları doğar doğmaz tek başlarına hayata atılırmış ama insan yavrularına yıllarca bakım gerekirmiş. Bu nedenle de insan evrim geçirmiş olamazmış(!) Gorillere 5 yaşına kadar aralıksız anneleri bakar. Ömürleri zaten ortalama 30 yıl olan bu canlılar, 11-12 yaşından önce de kendilerini koruyamadıkları için sürüden ayrılamazlar.
* Evrim, insan gibi gelişmiş canlılarda kanlı canlı görülebilen, dünden bugüne sonuç veren bir şey değildir. Çünkü insan ömrü, evrimsel sürece göre çok kısadır. Mikroevrim ise gözlemlenebilir.
* Evrim teorisi dünyaca kabul görmüştür ve üstünde bilimsel konsensüs vardır. Evrim teorisi modern bilimdeki en güçlü teorilerden bir tanesidir. Yüz binlerce bağımsız gözlem ve araştırmayla sınanmış, biyoloji biliminin paleontolojiden moleküler genetiğe kadar her alanında doğal olayları öngörmekte başarılı olmuştur. Son 150 yılda evrim teorisini çürütebilecek hiçbir ikna edici kanıt ileri sürülmemiştir. "Alt tarafı teori..." gibi saptırmalar çocukçadır.
* Ve hayır, evrim hala çökmedi.


'Ailem okumama izin vermiyor' diyerek polise sığındı





'Ailem okumama izin vermiyor' diyerek polise sığındı

Adana'da ortaokulu bitirdikten sonra anne ve babası tarafından eğitimine devam etmesine izin verilmediğini söyleyen 15 yaşındaki kız çocuğu, evden kaçıp polise sığındı.
Seyhan'da yaşayan 15 yaşındaki E.Ç. ortaokulu bitirdikten sonra Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sistemi (TEOG) sınavına girdi. Sınavdan da iyi bir puan alan kız çocuğu tercih dönemi geldiğinde okula gidip tercihlerini yapmak istedi.

İddiaya göre anne M. ile baba S.V.Ç. buna karşı çıktı, "kız çocuğunun bu kadar okuması yeter" diyerek kızlarının okumasına izin vermedi. E.Ç ile evden kaçarak polise sığındı.
Hürriyet'in haberine göre Adana Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü ekipleri harekete geçip çocuğun psikolog eşliğinde ifadesini aldı. E.Ç.'nin, tek hayalinin okuyup iyi bir yerlere gelmek olduğunu ancak anne ve babasının buna izin vermediğini, bu nedenle evden kaçtığını söylediği öğrenildi.
E.Ç., ailesinin geleceğini karartacağını, bu nedenle eve gitmek istemediğini söyledi. E.Ç.'nin durumuyla ilgili inceleme başlatıldı.
E.Ç., adli tıp birimine getirilerek sağlık kontrolünden geçirildi. Burada basın mensuplarına "Neden evden kaçtın" sorusuna E.Ç., "Ailem yüzünden, okumak istiyorum" diyerek yanıt verdi.

TRT'nin 'girişimcilik' yarışmasında skandal: Organik hoşaf, alzheimer çipini yendi!




TRT'nin 'girişimcilik' yarışmasında skandal: Organik hoşaf, alzheimer çipini yendi!

Adı son zamanlarda skandallarla gündeme gelen TRT, bu sefer de organik hoşaf ile alzheimer çipinin yarıştığı girişimcilik yarışmasında organik hoşafı kazandırdı.
TRT 1 ekranlarında yayınlanan Vatan Şaşmaz’ın sunduğu “Bir FİKRİN mi VAR?” adlı yarışmada finale kalan iki buluştan biri “organik hoşaf” olurken, diğeri ise “alzheimer hastalarına akıllı çip” oldu.

Organik hoşaf ile yarışmaya katılan Kübra Ağca’nın birinci seçilmesi ise büyük şaşkınlık yarattı. Bilime karşı hoşafın kazanması sosyal medyanın da gündemine düştü.

AKP'nin MHP'den sonraki 'koltuk değneği' İslamcı HÜDA PAR'dan skandal 'nikah' açıklaması





AKP'nin MHP'den sonraki 'koltuk değneği' İslamcı HÜDA PAR'dan skandal 'nikah' açıklaması

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, "Müftülere resmi nikah kıyma yetkisi veren tasarıya karşı çıkanların aslında nikahın kendisine karşı olduğunu" iddia etti.
"Birilerinin ısrarla meseleyi çarpıtmaya çalıştığını" öne süren Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu şunları söyledi:

“Karşı çıkanlar aynı zamanda zinanın suç olmaktan çıkarılmasını da ısrarla savunan kişiler. En azından önemli bir kısmı böyle. Biz öyle inanıyoruz ki, bu yetkiye karşı çıkanlar aslında nikahmüessesinin kendisine karşı çıkıyorlar. Çünkü bu insanların bugüne kadar nikahsız birlikteliklere karşı çıktıklarına şahit olmadık, hatta nikahsız birlikteliklerin suç sayılması ve yasaklanması yönünde bir adım atılıyor olması bu kesimi çok ciddi bir şekilde rahatsız edecektir.”


AHMET ALTAN’DAN KAN DONDURAN SÖZLER



Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, gözlük, sakal ve yazı
AHMET ALTAN’DAN KAN DONDURAN SÖZLER

Taraf gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Altan Tan hakkında kan donduran bir iddia gündeme geldi.
Star’dan Ahmet Kekeç, Altan Tan’ın ““Erdoğan’ı öldürecekler, cesedini bir çöplüğe atacaklar…” dediğini ileri sürdü.
İşte Kekeç’in o yazısı:

Kardeşi liberal Profesör gibi “Türkiye’nin kurtuluşunu bize çok acı çektirecek büyük bir alt üst oluşa” bağlayan, sıklıkla başvurduğu FETÖ temalarına rağmen utanmadan ‘Ben FETÖ’cü değilim, bağımsız bir yazarım’ diyebilen bu zat da şöyle buyurmuştu: ‘Erdoğan’ı öldürecekler, cesedini bir çöplüğe atacaklar…’
Sonra da (elbette yine ‘temenni’ sadedinde) bombasını patlatmıştı: ‘Türkiye sokaklarında tank görülmeden, iç savaş çıktığı anlaşılmaz.’ (Aynı zatın ‘Erdoğan halk ayaklanmasıyla gidecek’ demişliği de vardır.)
15 Temmuz akşamı tanklar ‘iç savaş çıkarmak için’ sokaklara çıktı.
Marmaris’e hareket eden suikast timlerinin hedefinde de Cumhurbaşkanı Erdoğan vardı. (Erdoğan’ı öldürüp cesedini çöplüğe atacaklardı. Romancıyı yalancı çıkarmayacaklardı.)
Önce darbenin ideolojik altyapısını hazırlıyorlar, sonra darbede izlenecek yöntemleri deşifre ediyorlar; içeri alınınca da ‘Biz FETÖ’cü değiliz’ diyorlar.
FETÖ’cü değiller ama FETÖ’yle ‘fikir birliği’ içindeler.
Gevşek ağızlı oldukları ve ’emanet edilmiş'(!) bilgileri muhafaza edemedikleri için de, kendilerini daha fazla gizleyemiyorlar.

ERDOĞAN AYHAN OĞAN’LA AYNI FİKİRDE





ERDOĞAN AYHAN OĞAN’LA AYNI FİKİRDE
Sivil Dayanışma Platformu başkanı Ayhan Oğan’ın “Eski devleti yıktık, yeni bir devlet kuruyoruz” sözlerine Erdoğan’dan şok edici bir açıklama geldi.
AKP’li Oğan, Aydın Doğan’ın kanalında katıldığı bir programda, “TC’yi yıktık, yeni bir devlet kuruyoruz; kurucumuz Erdoğan’dır” demişti.

Skandalın üzerinden 24 saat geçmemişken, Ayhan Oğan’ın “İlk dört madde değiştirilmeli… Atatürk kurucumuz değil” dediği görüntüleri ortaya çıkmıştı.
Malatya’da toplu açılış töreninde konuşan Tayyip Erdoğan, partisinin eski MKYK üyesi Ayhan Oğan’ın “Yeni devlet kuruyoruz, kurucusu da Erdoğan’dır” sözlerine değinerek, “Kimin ne dediğinin bir önemi yok” dedi.

Parlamentohaber.com

İPTİDAİLİKTE ZAMANIN HARİKASI SAİDİ NURSİ



Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı
İPTİDAİLİKTE ZAMANIN HARİKASI SAİDİ NURSİ

-Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.
-Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz.
-Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası.
Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Nihal Atsız’ın kaleminden…

Nurculuğun kurucusu, AKP tarafından övgüye mazhar ve FETÖ lideri Feto’nun düşünsel babası…
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığında birleşenlerin ve Risalei Nur şakirtlerinin “üstadı”…
Bediüzzaman…
Saidi Nursi…
Bazılarına göre Türkiye’de Türkçülüğün kurucusu, Hüseyin Nihal Atsız’ın 1964 yılında yazdığı “Nurculuk denen sayıklama”, Saidi Nursi denen Bediüzzaman’ın – Atsız’a göre pişkinlikte gerçekten zamanın harikası, “Müsbet bilimin kıyısından dahi geçmeyen bir yobaz”ları, Türkiye’yi büyülü bir hapishaneye dönüştürüp kaçmaya hazırlanan katarları sırtlarına çarptığı gardiyan fenerinin loş ışığı ile teşhir eden makalesi…




“TİCANİLİĞİN KURTLANMIŞI NURCULUK”

Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir. Zekanın ve bilimin yükselmesiyle dinler de yükselmiş, tek Tanrılı dinlerle dinler çağı kapanmış, din uğruna yapılan korkunç savaşlar ve kırgınlıklardan sonra medeni dünyada din, fertlerin vicdanına sığınmış, bir kanaat olarak saygıdeğer bir yer kazanmıştır. Artık medeni insanlar arasında din tartışması yapılmıyor.

Dinler hakkında avamî yazılar değil, ancak bilginlerin etüdleri yayınlanıyor. Medenî insan, başkalarının dini inancına saygı gösteriyor. Kimseyi propaganda ile kendi dinine çağırmıyor.

Türkiye’de bir zamandır dine karşı takınılan yanlış tutum, yemişlerini vermeye başlamıştır. Mabedsiz şehir kurmakla övünen budalalar, çirkin harabelerin mabed haline getirileceğini düşünememiştir. Cumhuriyetin başlarında, artık görevi ve faydası kalmamış Arapçı ve Arapçacı softa takımı tasfiye olunurken, milletin manevi ihtiyacı düşünülerek asrî din adamları yetiştirecek özlü bir din okulu açılsaydı, bugün il ve ilçe merkezleri, doktor payesine erişmiş din adamları ile dolar, bunlar köyleri de kontrol ederek yobazlığa engel olur ve İstanbul gibi şehirde çatalı ve radyoyu haram eden beyinsizler halka vaaz edemezdi.
Mabedsiz şehrin ilk yemişi Ticanîlik, onun olup kurtlanmışı da Nurculuk oldu.

“İPTİDAİLİĞİ İLE GERÇEKTEN ZAMANIN HARİKASI”

Nurculuk nedir? Gazetelerde ikide bir görülen Nurcular, Nur risalesi talebeleri kimdir? Aralarında avamdan aydına kadar, mühendis, avukat ve doktora kadar her türlü adamın bulunduğu Nurculuk, “Saîd-i Nursî” adında cahil bir Kürdün peşine takılmış cahil bir sürü, Nur risalesi talebeleri de Saîd-i Nursî’nin o çetrefil ve cahil Kürt Türkçesiyle yazdığı risaleleri atom fiziği ve Einstein nazariyesi okur gibi toplanıp okuyan bir yığın zavallıdır.
Saîd-i Nursî denilen adam, eskiden Saîd-i Kürd-î diye bir takım risaleler yayınlayan, Türkçe bilmez, daha nokta ile virgülün nerede kullanılacağını bilmekten âciz, Şafiî mezhebinden bir Kürttür. Mütareke yıllarında İstanbul sokaklarında millî Kürt kılığı ile dolaşarak caka yapmıştır.
Bu cakacı Kürt kendisine “Bedîüzzaman” demekte, müridleri de bu adı bir övünçmüş gibi kullanarak şeyhlerini bu adla ululamaktadır. Bedîüzzaman, “zamanın harikası” demektir. Kürt Said cidden zamanın harikasıdır. Yirminci yüzyıl gibi bir zamanda bu bilgisizliği ve iptidaîliği ile ortaya atılmakta gösterdiği pişkinlikle zamanın harikası, bundan daha fazla olarak da on binlerce, belki yüz binlerce Türk”ü ardına takmakta gösterdiği başarıyla gerçekten zamanın bir harikasıdır.

“ŞAKİRTLERİNE EVLENMEYİ YASAK EDİYOR”

Zamanın bu harikası, bu Kürt Said, aslında bir Kürt milliyetçisidir. Nasıl Moskofçular Türk milletini yıkmak için ortaya sosyal adalet ilkesiyle atılıyor, yoksulların davasını benimsemiş görünüyorlarsa, Kürt Said de ortaya Müslümanlık ve kardeşlik çığırtkanlığı ile çıkıyor.
Kürtçülük davasını açıkça güdemiyeceği için, Türkçülüğü yıkacak ağuları Müslümanlık ve Nurculuk diye ileri sürüyor. Müritlerine veya kendi tabiriyle Risâle-i Nur şakirtlerine evlenmeyi yasak ediyor. Çünkü evlenip çocuk sahibi olurlarsa, o çocukların kötü ve dinsiz olma ihtimali varmış. Herkesin sözüne inanan saf Türkler ise, büyük mürşidin buyruğu ile evlenmiyecek, böylelikle Türk soyu azalacak ve Kürt Şeyh Said”in 1924”de yapamadığını, Kürt Molla Said (yani Bedîüzzaman) kırk yıl sonra yapmış olacak.

“NURCULUK DENEN SAYIKLAMA”

Kadını şeytanın askeri sayarak evlenmeyi yasak eden dinin, Zerdüşt dini olduğunu bilmeden koyu Müslümanlık adı altında bir nevi Mazdeizm yaptıklarının farkında olmayan bu beyinsizler sürüsüne ne demeli? Urfa”daki mezarının bir baş belası haline gelmemesi için, söylentilere göre, General Mucip Ataklı tarafından ortadan kaldırılmasından sonra, bu kaldırmaya inanmayarak Kürt Said”in oradan uçtuğuna inanacak kadar şuursuz olanlara ne denebilir? Millî talihsizlik, akıl hastanesi kliniklerinde yatması gerekenlerin halk arasında dolaşmasındadır. Ciddi tedbirler alınmazsa, bu dinî cinayet daha yıllarca sürecektir.
Nur risalesi (kendi tâbirleriyle risale-i nur) denilen sayıklama kitapları pek çoktur. Beyni örümceklenmiş zavallılar bu sayıklamaları elle yazarak, yahut şapirografi veya taşbasmasıyla çoğaltarak onbinlerce satarlar. Bunu satmak için kasaba kasaba, köy köy dolaşan Nurcular vardır. Bunları satarak sevaba girerler. Sözde Türkçe olan bu sayıklama kitapları, … fikir seviyesinde yazıldığı için, kimse bir şey anlamaz. Anlamadığı için de, onda gizli hikmetler, yüksek gerçekler olduğu kuruntusuna kapılır.
Bir zamanlar bu sayıklamalardan bana da bir tane yollamışlardı. Kendimi zorlayarak okuyabildiğim bir tanesinde, Kürt Said radyodan bahsediyor, dünyanın bir ucundan söylenen bir sözün kutudan duyulmasını kutudaki meleklerle açıklıyordu.
İşte, aşağı tabaka ile birlikte doktor, mühendis ve avukatın da şeyhi, pirî olan, kendisinden “efendi hazretleri” diye söz ettikleri Kürt Said’in seviyesi budur.
Nihal Atsız, ÖTÜKEN, 1964.

FLAŞ | 2019'un FETÖ'cüleri açıklandı...



FLAŞ | 2019'un FETÖ'cüleri açıklandı...

Prof. Yaşar Hacısalihoğlu, 2019 FETÖ'cülerini şimdiden açıkladı. 
BÜLENT MUMAY- BİRGÜN - Daha önce ekranlardan Kılıçdaroğlu'nun Adalet Yürüyüşü'nü eleştirerek “FETÖ’nün iktidarı devirme planı” olarak niteleyen yazar Hacısalihoğlu, bu kez bir makale yayımladı. 

Hacısalihoğlu'nun Akşam’da dün yazdığı “2019’a doğru FETÖ’ye Siyasi Yataklık Yapanlar” başlıklı makaleyi BirGün'den Bülent Mumay şöyle anlatıyor: 
iktidara yönelik her türlü muhalefeti 'FETÖ' torbasına atarak boğma faaliyetleri hız kesmiyor. Sadece Gülencilerin ipliğini pazara çıkaran meslektaşlarımızın FETÖ’cülükten hâlâ tutuklu olmasından söz etmiyorum. 15 Temmuz ihanetine yönelik soruşturmaları sulandırmaktan başka işe yaramayan yeni listeler çook daha kabarık. Dün referandumda “hayır” diyenleri, akabinde adalet için sokaklara düşenleri “PKK ve FETÖ ile aynı çizgide” olmakla suçlayanlar, önümüzdeki dönemin “terörist”lerini şimdiden belirlemeye başlamış.

Siyasi yataklık yapmak

Malum, 2019 hem Türkiye hem Erdoğan açısından oldukça kritik seçimlerin yapılacağı tarih. CNN Türk ekranlarına, grubun kadrolu gazetecilerinden daha fazla çıkarılan “akademisyen” Prof. Yaşar Hacısalihoğlu, kritik tarih olan 2019 yılının teröristlerini şimdiden açıkladı. Daha önce yine aynı ekranlardan, referandumda hayır tercihinin “PKK ve FETÖ’nün ortak paydası” olduğunu söylemiş, Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü de “FETÖ’nün iktidarı devirme planı” olarak nitelemişti. Akşam’da dün yazdığı “2019’a doğru FETÖ’ye Siyasi Yataklık Yapanlar” başlıklı makalede ise şöyle buyurmuş:

Kime darbeci diyorduk?

“Türkiye’ye diz çöktürmeye çalıştılar. Başarmadılar. Ama hala şer umutlarını, karanlık heveslerini sonlandırmadılar. (...) 2019 için FETÖ’yü diriltme yılı olarak yeni bir siyasi kulvar yapılandırma gayreti sürüyor. Bu iki çabanın küresel baronlar eliyle desteklenmesiyle, hedefleri; 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yenilmesi.”

Bizim bildiğimiz, sandıkla geleni silahla göndermek isteyenlere darbeci deniyordu. Malum akademisyen, sandıkla geleni sandıkla göndermeyi aklından bile geçirenleri darbeci torbasına attı. 2019’da Erdoğan’a karşı aday olacaklar da, Erdoğan dışında herhangi birine oy vermeyi düşünenlen de şimdiden “küresel baronlar”ın emrine giren FETÖ’cüler olarak ilan edilmiş oldu.

“Prompter” camide

Yanlış anımsamıyorsam “prompter” geleneği Cem Uzan’la girdi Türk siyasetine. Bir türlü de çıkmak bilmedi. Siyasilerin mitinglerde, Meclis grup toplantılarında, zirve konuşmalarında falan prompter kullanmasına biz alıştık. Siyasilerimiz ise müptelası olmuş belli ki… İmam hatip kökenli, hitabet yeteneği oldukça yüksek Cumhurbaşkanı Erdoğan, önünde o şeffaf ekran olmasa hiç konuşmayacak neredeyse. Restorasyonu tamamlanan caminin açılışında bile prompter kullanması biraz fazla değil mi?

Bu da mı algı operasyonu?

Çanakkale’de sarıklı-sakallı polis meselesini dün her gazete meşrebine göre vermişti. Birinci sayfada yorumsuz verenler de vardı, içeride gizleyenler de. Ama en ilginç bakış açısı Star’daydı. Habere göre “sarıklı-sakallı polis” hadisesi, “15 Temmuz hezimetinden sonra Türkiye’yi karıştırmaya çalışan güçlerin algı operasyonları”ndan biriymiş. Star’ın dahiyane haberinde, Çanakkale olayı gibi Maçka’da şortlu kıza, Siverek’te Atatürk heykeline saldırı da “toplumun sinir ağlarını ilmek ilmek germek” için yaşanmış.
Star editörlerine anlatır gibi soralım. Eğer, bu sarıklı-cübbelinin polis olması meselesi “dış güçlerin algı operasyonu” ise neden İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alındı? Ya da neden bir vatandaş tarafından fark edilene kadar görevde tutuldu? Bakanlık da mı dış güçlerin ortağı?
Maçka Parkı’nda şortlu kızı taciz eden güvenlik görevlisini neden İBB hemen görevden aldı? Topbaş da aynı çeteye mi hizmet ediyor?
Atatürk heykeline saldıran meczup neden tutuklandı? Hani Siverek’teki hâkim ve savcılar da “karanlık kumpasın halkaları”nda biri mi?
Adalet Bakanı’na bir sorsunlar... Hazır gitmişken eski medya grup başkanlarının “suikast girişimi” davasının da akıbetini öğrenirler belki.


‘TÜRKİYE’DEKİ DİKTATÖRLÜK YIKILINCAYA KADAR’





‘TÜRKİYE’DEKİ DİKTATÖRLÜK YIKILINCAYA KADAR’
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının, Mayıs ayındaki Washington’daki göstericilere yönelik sert müdahalesinin yankıları hala sürüyor.
Daha önce, her 2 partiden (Cumhuriyetçi ve Demokrat) Kongre Üyeleri Amerikan değerlerine yapılan bu müdahaleyi kınamış ve Amerikan yasalarının çiğnenmesinden dolayı Erdoğan’ın özür dilemesini talep etmişti.
‘TÜRKİYE’DEKİ DİKTATÖRLÜK YIKILINCAYA KADAR…’

Washingtonhattı’ndan Alim Kahraman imzalı haberde, ABD Kongre üyeleri bugün Erdoğan’a karşı yürüdü. Sloganları: “Türkiye’de kurulmakta olan diktatörlük yıkılıncaya kadar durmayacağız.”, “Yabancı bir tiranın ABD’ye gelmesi ve fedailerinin Amerikan topraklarında Amerikalıları dövmesine izin verilmesi düşüncesi akıl almaz.”
Erdoğan, durumun vahametinin farkında mı?

‘TÜRK HÜKÜMETİNİN KORUMALARI’

ABD Temsilciler Meclisi Alt komitesi başkanı Dana Rohrabacher Ted Poe, Jim Costa, John Sarbanes, ve Jim McGovern gibi her iki partiden temsilcilerle birlikte ABD Ermeni Ulusal Komitesi tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuştu.
Aynı etkinlikte konuşan Kaliforniya’nın demokrat temsilcisi Jim Costa ise “Bu sabah buradaki kişilere Amerika’nın temel taşı olan ve birinci madde haklarımızdan konuşma özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve protesto özgürlüğü olan bir prensip için katıldım, ve bu özgürlükler 16 Mayıs’ta maalesef Türk Hükümetinin korumaları tarafından ihlal edildi.” dedi.

NE OLMUŞTU?

Mayıs ayında, Washington’da düzenlenen resmi ziyareti sırasında Erdoğan’ın destekçileri ve korumaları Sheridan Circle yakınlarında bulunan Türk Büyükelçiliği ikametgahı önünde göstericilerle çatışmıştı. Olay neticesinde dokuz kişi yaralanmıştı. Hadise D.C.Metropolitan Polis şefi Peter Newsham tarafından “ölümcül saldırı” olarak nitelenmişti.
Türk Büyükelçiliği ise Erdoğan’ın korumalarının göstericiler tarafından provoke edildiğini ve meşru müdafaa kapsamında müdahalede bulunduklarını iddia etmişti.
Haziran ayında ise, Kongre olayı kınayan bir kararı 397’e karşı sıfır oy ile kabul etmişti.

‘YABANCI TİRAN’

Bunların yeterli olmadığını söyleyen ve olaylara müdahil olan Türk vatandaşlarının yargılanmak üzere ABD’ye gönderilmesi gerektiğini söyleyen temsilci Ted Poe ise “Yabancı bir tiranın ABD’ye gelmesi ve fedailerinin Amerikan topraklarında Amerikalıları dövmesine izin verilmesi düşüncesi akıl almaz. Ve bu olaya karışan kişilerin hesap vermesi, yargı önüne çıkması ve suçlu bulundukları taktirde hapse atılmaları gerekir. ” diyerek sözlerine devam etti.
Haziran ayında, Washington’da kolluk kuvvetleri Erdoğan’ın 12 koruması hakkında suçlamada bulunmuş ve haklarında tutuklama kararı çıkartmıştı.

GAZİANTEP’TEKİ SKANDAL ORTAYA ÇIKTI





GAZİANTEP’TEKİ SKANDAL ORTAYA ÇIKTI
Suriye’deki iç savaştan kaçıp geldiği Türkiye’ye gelen ve Gaziantep’te barınan 40 yaşındaki Reem Abdo, İl Müftülüğü bünyesindeki Kadın Aile Gençlik Merkezi‘nde açılan kursta Türk çocuklarına Arapça öğretiyor.
Ülkesindeki iç karışıklık nedeniyle eşi ve 4 çocuğuyla Suudi Arabistan’a giden Şam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu Suriyeli Reem Abdo, burada 3 yıl kaldıktan sonra Türkiye’ye geldi. Gaziantep’e yerleşen Abdo, İl Müftülüğü bünyesinde açılan Kadın Aile Gençlik Merkezi’ndeki kursta çocuklara Arapça dersi veriyor.

Ülkesinde yüksek lisans eğitimi görürken çıkan savaş sonrası önce Suudi Arabistan’a ardından Türkiye’ye kaçan 40 yaşındaki Reem Abdo 20 Türk çocuğuna ‘ana dil’ seviyesinde Arapça öğretiyor.




Suriye’den göç eden ve Türkiye’de eğitim gören çoğu çocuğa ana dillerinde eğitim verilerek Türkçe öğretilmezken Türk çocuklarına Arapça eğitimi verilmesi tepki çekti. Abdo yaptığı açıklamada, “Onların Arapça öğrenmesi, buradaki Suriyeli çocuklarla da olan iletişimi arttıracaktır” açıklamasında bulundu.

MALİYE’DEN ENSAR’A KIYAK




MALİYE’DEN ENSAR’A KIYAK
Kamu taşınmazları Ensar’a yurt olarak verilebilecek. Diyanet ve MEB karar almada ortak olacak.Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni hazırladığı müfredat tartışılmaya devam ederken, yeni yönetmelikte karar almada MEB ve Diyanet paydaş kılındı.
Öte yandan, Maliye Bakanlığı’nın yeni yönetmeliğine göre, vakıflar, eğitim faaliyetleri için Diyanet’ten görüş alacak. Ayrıca Diyanet’in onayı ile kamu taşınmazları 49 yıllığına Ensar, TÜRGEV gibi dini vakıflara yurt olarak verilebilecek.

ENSAR’A YURT VERİLECEK

Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, Maliye Bakanlığı, eğitim adı altında kamu taşınmazlarının Diyanet onayı ile 49 yıllığına Ensar Vakfı, TÜRGEV gibi dini vakıflara yurt olarak verilmesinin önünü açtı.
Düzenlemeye tepki gösteren CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, “MEB’e ait olan yetkinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca paylaşılacak olması Tevhidi Tedrisat Kanunu’na aykırıdır. Son günlerde eğitim müfredatı ile başlatılan gayri bilimsel politikalar bu yönetmelik ile eğitimin fiziki altyapısında değiştirme gayretleri ile tavan yapmıştır. Eğitimin bütünlüğü, tekliği bu yönetmelikle sona erdirilmiştir” dedi.

DİYANET’E SÖZ HAKKI

Maliye Bakanlığı’nın, kamu taşınmazları üzerinde eğitim ve yurt faliyetleri için tesis edilmesine ilişkin yönetmeliği yayımlandı. Yönetmeliğe göre vergi muafiyeti tanınan vakıflardan öğrencilere yönelik eğitim ve yurt faaliyeti bulunanlara mülkiyeti Hazine’ye veya kamu kurum ve kuruluşlarına ait taşınmazlar üzerinde 49 yıl süre ile bedelsiz olarak verilmesine ilişkin esaslar düzenlendi.
Bakanlık, yönetmeliğin dayandığı kanunda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın adı geçmemesine karşın, Kuran kursları ile yurt ve pansiyonlarını da bu kapsama alarak eğitim alanında Diyanet’in belirleyici olmasının önünü açtı. Bu kapsamda kamu taşınmazlarının eğitim faaliyetleri kapsamında devri için eğitim ve öğrenci barınmaları kapsamında
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) yanında Diyanet de yer aldı.

MEB VE DİYANET PAYDAŞ OLACAK

Yönetmelikte MEB’in karar alıcı olduğu her noktada aynı yetkiler kapsamında Diyanet de paydaş kılındı. MEB’e bağlı yetkilerin Diyanet ile paylaşılacak olması Bakanlar Kurulu tarafından vergiden muaf tutulan Ensar Vakfı, TÜRGEV, TÜGVA, İlim Yayma Vakfı gibi dini vakıflara kamu taşınmazlarının eğitim adı altında kolayca verilebileceği tartışmalarına neden oldu.

‘TEVHİDİ TEDRİSAT KANUNU’NA AYKIRI’

Maliye Bakanlığı’nın yönetmeliğine tepki gösteren CHP’li Altay, “Yayımlanan bu yönetmelik ile vakıfların eğitim faaliyetleri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kontrolüne geçmiş olacak; Milli Eğitim Bakanlığı devre dışı kalacak. Diyanet’in izni olmadan vakıflar eğitim faaliyetlerini sürdüremeyeceklerdir. Eğitim ve yurt faaliyetleri için Diyanet’in uygun görüş alınacak olması ne kanuni ne de teknik açıdan açıklanabilecek bir durum değildir” dedi.
Altay, “Eğitim ve yurt faaliyetlerinde MEB’e ait olan yetkinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nca paylaşılacak olması 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu’na da aykırıdır. Eğitimin bütünlüğü, tekliği bu yönetmelikle sona erdirilmiştir” ifadelerini kullandı.

ABDULLAH GÜL ZİYARETE GİTMEDİM DİYOR AMA…



ABDULLAH GÜL ZİYARETE GİTMEDİM DİYOR AMA…

FETÖ’den kapatılan Zaman Gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni ve Amerika’ya kaçan Ekrem Dumanlı, Abdullah Gül ‘ün Fetullah Gülen’i ziyareti ile ilgili açıklamalarına “içerledi”.

Gül, “Ne Bakanlığım ne Cumhurbaşkanlığım ne de Başbakanlığım döneminde Gülen’i ziyaret etmedim” demişti.
Ekrem Dumanlı, Gül’ün Cumhurbaşkanlığı yıllarında, kendisini yanına çağırdığını, “Hocaefendiyi çok özlediğini ve telefonda konuşmak istediğini” aktardı.
Sosyal medya hesabından paylaştığı video’da Dumanlı, Abdullah Gül’ün son açıklamalarına çok “içerlediğini” söyledi. Abdullah Gül’ün, Dışişleri Bakanlığı döneminde, ABD hükümetinin Gülen’e vize vermesi için gösterdiği çabaları anlattı. Dumanlı, “Sayın Gül, bu konuda çok hassas davrandı ve Sayın Fetullah Gülen cemaatinin terör örgütü olmadığını anlatan bir mektup yazdı.” dedi.




http://www.parlamentohaber.com/2017/07/24/abdullah-gul-ziyarete-gitmedim-diyor-ama/

FLAŞ | 2019'un FETÖ'cüleri açıklandı...




FLAŞ | 2019'un FETÖ'cüleri açıklandı... 

Prof. Yaşar Hacısalihoğlu, 2019 FETÖ'cülerini şimdiden açıkladı. 
BÜLENT MUMAY- BİRGÜN - Daha önce ekranlardan Kılıçdaroğlu'nun Adalet Yürüyüşü'nü eleştirerek “FETÖ’nün iktidarı devirme planı” olarak niteleyen yazar Hacısalihoğlu, bu kez bir makale yayımladı. 

Hacısalihoğlu'nun Akşam’da dün yazdığı “2019’a doğru FETÖ’ye Siyasi Yataklık Yapanlar” başlıklı makaleyi BirGün'den Bülent Mumay şöyle anlatıyor: 
iktidara yönelik her türlü muhalefeti 'FETÖ' torbasına atarak boğma faaliyetleri hız kesmiyor. Sadece Gülencilerin ipliğini pazara çıkaran meslektaşlarımızın FETÖ’cülükten hâlâ tutuklu olmasından söz etmiyorum. 15 Temmuz ihanetine yönelik soruşturmaları sulandırmaktan başka işe yaramayan yeni listeler çook daha kabarık. Dün referandumda “hayır” diyenleri, akabinde adalet için sokaklara düşenleri “PKK ve FETÖ ile aynı çizgide” olmakla suçlayanlar, önümüzdeki dönemin “terörist”lerini şimdiden belirlemeye başlamış.

Siyasi yataklık yapmak

Malum, 2019 hem Türkiye hem Erdoğan açısından oldukça kritik seçimlerin yapılacağı tarih. CNN Türk ekranlarına, grubun kadrolu gazetecilerinden daha fazla çıkarılan “akademisyen” Prof. Yaşar Hacısalihoğlu, kritik tarih olan 2019 yılının teröristlerini şimdiden açıkladı. Daha önce yine aynı ekranlardan, referandumda hayır tercihinin “PKK ve FETÖ’nün ortak paydası” olduğunu söylemiş, Kılıçdaroğlu’nun yürüyüşünü de “FETÖ’nün iktidarı devirme planı” olarak nitelemişti. Akşam’da dün yazdığı “2019’a doğru FETÖ’ye Siyasi Yataklık Yapanlar” başlıklı makalede ise şöyle buyurmuş:

Kime darbeci diyorduk?

“Türkiye’ye diz çöktürmeye çalıştılar. Başarmadılar. Ama hala şer umutlarını, karanlık heveslerini sonlandırmadılar. (...) 2019 için FETÖ’yü diriltme yılı olarak yeni bir siyasi kulvar yapılandırma gayreti sürüyor. Bu iki çabanın küresel baronlar eliyle desteklenmesiyle, hedefleri; 2019’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yenilmesi.”

Bizim bildiğimiz, sandıkla geleni silahla göndermek isteyenlere darbeci deniyordu. Malum akademisyen, sandıkla geleni sandıkla göndermeyi aklından bile geçirenleri darbeci torbasına attı. 2019’da Erdoğan’a karşı aday olacaklar da, Erdoğan dışında herhangi birine oy vermeyi düşünenlen de şimdiden “küresel baronlar”ın emrine giren FETÖ’cüler olarak ilan edilmiş oldu.

“Prompter” camide

Yanlış anımsamıyorsam “prompter” geleneği Cem Uzan’la girdi Türk siyasetine. Bir türlü de çıkmak bilmedi. Siyasilerin mitinglerde, Meclis grup toplantılarında, zirve konuşmalarında falan prompter kullanmasına biz alıştık. Siyasilerimiz ise müptelası olmuş belli ki… İmam hatip kökenli, hitabet yeteneği oldukça yüksek Cumhurbaşkanı Erdoğan, önünde o şeffaf ekran olmasa hiç konuşmayacak neredeyse. Restorasyonu tamamlanan caminin açılışında bile prompter kullanması biraz fazla değil mi?

Bu da mı algı operasyonu?

Çanakkale’de sarıklı-sakallı polis meselesini dün her gazete meşrebine göre vermişti. Birinci sayfada yorumsuz verenler de vardı, içeride gizleyenler de. Ama en ilginç bakış açısı Star’daydı. Habere göre “sarıklı-sakallı polis” hadisesi, “15 Temmuz hezimetinden sonra Türkiye’yi karıştırmaya çalışan güçlerin algı operasyonları”ndan biriymiş. Star’ın dahiyane haberinde, Çanakkale olayı gibi Maçka’da şortlu kıza, Siverek’te Atatürk heykeline saldırı da “toplumun sinir ağlarını ilmek ilmek germek” için yaşanmış.
Star editörlerine anlatır gibi soralım. Eğer, bu sarıklı-cübbelinin polis olması meselesi “dış güçlerin algı operasyonu” ise neden İçişleri Bakanlığı tarafından açığa alındı? Ya da neden bir vatandaş tarafından fark edilene kadar görevde tutuldu? Bakanlık da mı dış güçlerin ortağı?
Maçka Parkı’nda şortlu kızı taciz eden güvenlik görevlisini neden İBB hemen görevden aldı? Topbaş da aynı çeteye mi hizmet ediyor?
Atatürk heykeline saldıran meczup neden tutuklandı? Hani Siverek’teki hâkim ve savcılar da “karanlık kumpasın halkaları”nda biri mi?
Adalet Bakanı’na bir sorsunlar... Hazır gitmişken eski medya grup başkanlarının “suikast girişimi” davasının da akıbetini öğrenirler belki.


Atatürk'ün çıkarılıp 'cihat'ın eklendiği yeni müfredatın hedefi...




Atatürk'ün çıkarılıp 'cihat'ın eklendiği yeni müfredatın hedefi...
Yeni müfredat tartışmalarına değinen CHP'li Ali Taştan "İktidara geldiğinden beri laik eğitimi yok etmeye çalışan AKP, yeni programla laik, çağdaş, bilimsel eğitime son darbeyi vurmaya hazırlanıyor" dedi.
Fatih Erboz / Yeniçağ - Atatürk'ün adının çıkarıldığı, laiklik bölümlerinin daraltıldığı, "cihat"ın "İslam'da temel ibadet" olarak eklendiği için kamuoyunda büyük tepki çeken, "laik bilimsel eğitime meydan okuma" olarak nitelenen Milli Eğitim Bakanlığı'nın yeni müfredatı ile ilgili tartışmalar sürüyor.

Grup Eğitim Danışmanı Ali Taştan ile Grup Başkanvekili Şafak Akça tarafından hazırlanan CHP'nin "Öğretim Programları Değerlendirmesi"nde çarpıcı bilgiler yer aldı.
Yeni Öğretim programlarının 2017-2018 eğitim öğretim yılında 1-5 ve 9.sınıflarda uygulanmasına başlanacağı öngörülen müfredatla ilgili raporun önsözünde amaç, "eğitim sistemini çağdaş, bilimsel normlardan uzaklaştırmak, dini motiflerle ders kitaplarını donatmak, dini eğitim vermek ve Atatürkçü düşünce sistemini eğitim sisteminden çıkararak, laik eğitim anlayışını sonlandırmak" olarak değerlendirildi.

Raporda şöyle denildi: "AKP iktidarının amacı, kendi ideolojisine uygun, din temelli bir program hazırlamaktır. Kendi yandaşlarından başka hiçbir kişi ya da kurumun görüşlerini öğretim programlarına yansıtmayan Milli Eğitim Bakanlığı, Atatürkçü düşünceden, bilimden uzak bir öğretim programı ortaya koymuştur. İktidara geldiği günden bu yana laik eğitimi yok etmeye çalışan AKP, yeni program ile laik, çağdaş, bilimsel eğitime son darbeyi vurmaya hazırlanmaktadır. Atatürkçü düşünce sisteminin tasfiye edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilimler, Felsefe, Hayat Bilgisi, T.C İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük, Tarih gibi dersler hedef alınmış, bu derslerin Atatürkçülük ve Atatürkçü Düşünce sistemi ile bağlantısı kesilmiştir.
"ATATÜRK YOK SAYILMIŞTIR"

Sayısal derslerde (Matematik, Fizik, kimya, biyoloji vb.) küçük değişikliklere gidilmiş, yeni bir program yazılmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışılmıştır. Yapılmak istenen şey, laik eğitimden, Atatürk'ten, çağdaş ilkelerden uzak, dinselleşmiş yeni bir sistem oluşturabilmektir. TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi müstakil bir ders olmaktan çıkarılmış ve Milli Mücadele, Atatürk ve Atatürk İlkeleri zaman ve kapsam olarak daraltılmıştır. Güncel siyasi meseleler ders kapsamlarına alınmış, 15 Temmuz konuları neredeyse tüm derslere doğrudan veya dolaylı olarak eklenmiştir. İktidarın faaliyetlerinin anlatılmasının önü açılmıştır. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretim programı, evvelki programlardan daha mezhepçi ve daha ümmetçi bir anlayışla hazırlanmış görünmektedir. Sözgelimi 'cihat' bir ibadet olarak programa konulmuş. Yani cihat, yeni programa göre tıpkı namaz gibi, oruç gibi bir ibadet olarak görülmektedir. Yeni programda laiklikle ilgili hiçbir konu kendine yer bulamamıştır. Oysa Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin temel amaçlarından biri öğrencilere laiklik düşüncesinin öğretmektir. Türk Dili ve Edebiyatı programında Atatürk'e devrimlerine ve toplumun harcı olan laikliğe yer verilmemiştir. Söylev konusunda bile Atatürk'ün adı geçmemektedir. Çoğu edebi tür için yazar- şair adı verilerek kaynak gösterilirken söylev türünde, dünyanın en iyi örneklerinden olan 'Nutuk' ve yazarı Atatürk yok sayılmıştır.

Evrim teorisinin programdan çıkartılmış olması çok büyük bir yanılgıdır ve yine bilimin çok gerisinde kalınmaktadır. 15 Temmuz, programa alınmış ve tür serbest olmak üzere öğrencilere bir kompozisyon yazdırılması istenmiştir. Programda ne Çanakkale Savaşı ne de Kurtuluş Savaşı geçmektedir. Yeni programa göre sanki Atatürk hiç var olmamış, Kurtuluş Savaşı yaşanmamıştır. Yeni program Atatürk'ü ve yaptıklarını hayatımızdan çıkarma programıdır. MEB'in piyasadan ve iş dünyasından gelen talepleri göz önüne aldığı fakat toplumdan gelen demokrasi, laiklik, fikir ve ifade özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü gibi, toplumu söz konusu iktisadi hedeflere de taşıyacak olan temel demokratik değerleri göz önüne almadığı gözlenmiştir. Kamuoyuna yansıdığı şekilde; evrim teorisi gibi bilimsel ve uluslararası alanda çağdaş bir eğitim gereğini sansürleyen çağdaşlıktan uzak birkaç devletten biri haline gelmemiz, evrimin çocukların düzeyine uygun olmadığı söylemine rağmen cihat kavramının programa girmesi gibi olgular MEB'in hangi bilimsel ve uluslararası kaynakları baz aldığını soru konusu yapmaktadır.Kaynak: "Yeni müfredatın hedefi çağdaş ve laik eğitimi yok etmek" 

DİNSELLEŞTİRME ÜZERİNE YENİ ÖĞRETİM SİSTEMİ KURULUYOR

CHP'nin yeni müfredatla ilgili raporunda çok önemli eleştirilere de yer verildi. Yeni müfredat ve amacının ayrıntılı incelendiği raporda, "2002'ye kadar Türkiye'de müfredat yerine program sözcüğü kullanılmakta idi, Müfredat özcüğü Arapça liste anlamına gelmektedir" denilerek şu vurgular yapıldı: "Öğretim programı konu listesi değildir. Eğitimde program geliştirme Dünyada 1930'lardan, Türkiye'de 1950'lerden beri bir bilim alanıdır. Bilim alanlarını yok sayarak hazırlanan metinlere öğretim programı denmesi de mümkün değildir. Özellikle bizim gibi nitelikli öğretmen eğitimi veremeden, 20 kredilik öğretmenlik formasyonuyla, mülakatla öğretmen istihdam eden, öğretmenin meslek içinde gelişimini de sistematik programlarla sağlayamayan ülkelerde öğretmene kılavuzluk edecek özellikte, bilimsel ilkelere uygun öğretim programları hazırlanmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı öğretim programlarının hazırlanış aşamasında AKP ideolojisine yakın görmediği, daha açık bir ifadeyle muhalif hiçbir STK'dan, üniversitelerin eğitim bilimleri bölümlerinden ya da alan uzmanı bireylerden görüş talep etmemiştir. Yeni öğretim programlarının hazırlanmasının amacı, eğitim sistemini çağdaş, bilimsel normlardan uzaklaştırmak, dini motiflerle ders kitaplarını donatmak, 'Değerler Eğitimi' adı altında dini eğitim vermek ve Atatürkçü düşünce sistemini eğitim sisteminden çıkararak, laik eğitim anlayışını sonlandırmaktır. Din eğitimi bilimsel eğitimi engellemek ve toplumsal düzeni sarsmak amacı ile yapılamaz. Laik düzende toplumsal barışı tehdit edici etkinliklere girişilemez; kitle tahrikçiliği ve rejim düşmanlığı yapılamaz. Yeni program ile laik eğitim anlayışı tam anlamı ile yok edilmiştir.

PROGRAM AÇIKLANMADAN YAYINEVLERİNİN ELİNE GEÇTİ

Raporda Milli Eğitim Bakanlığınca programların değişikliğine neden olan ihtiyaçların, neler olduğu kamuoyu ile paylaşılmadığı da eleştirildi. CHP raporunda şöyle denildi: "MEB yeni programı yayımlamadan önce bazı yayınevlerinin kitap yazma sürecini tamamladıkları ciddi duyumlar arasındadır. Programın MEB tarafından açıklanmadan bazı yayınevlerinin eline geçmesi, doğru ise içler acısı bir durumdur. Yeni programın hazırlanış süreci esas itibarı ile yanlıştır. Usulü ise kabul edilemez bir haldedir. Tamamen bilimsel çalışma ilkelerinden uzak, yandaşlık ve eğitimi dinselleştirme üzerine kurulan bir sistemle hazırlanan program kamuoyu vicdanını yaralamış ve sınıfta kalmıştır. AKP iktidarı programı nasıl değiştirirse değiştirsin çağdaş Türkiye Cumhuriyeti'nin öğretmenleri, öğrencilerini ve velilerinin kalbinden Atatürk'ü ve laik eğitim modelini çıkaramayacaktır."

Bozdağ: Tweet attı diye tutuklanan bir Allah'ın kulu var mı





Bozdağ: Tweet attı diye tutuklanan bir Allah'ın kulu var mı
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'a cevabı HDP Milletvekili Sibel Yiğitalp verdi: Bin 650 kişi.
Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, "Türkiye'de tweet attı diye tutuklanan bir Allah'ın kulu var mı, yok" dedi twitleri nedeniyle gözaltına alınan gazeteciler başta olmak üzere kendisine yanıt yağdı.

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Gazete ve televizyonarın Ankara Ttemsilcileri ve yöneticileriyle biraraya geldi.
Basın temsilcilerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhurbaşkanı adayı olacağını ima ederek, "Benim kanaatim Kılıçdaroğlu, adalet mitingi değil, bir adaylık mitingi yaptı. Adalet yürüyüşü değil, adaylık devşirme yürüyüşü yaptı" dedi.

BOZDAĞ'A GÖRE TUTUKLU GAZETECİ YOK

Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, cezaevlerinde salt gazetecilik yaptığı gerekçesiyle tutuklu ve hükümlü hiç kimse bulunmadığını da iddia etti.
"Bunu biz defalarca ifade ettik. Defalarca bunu dile getirdik. Örneğin zaman zaman şöyle haberler görüyorsunuz, 'Bir tweet attı, adam tutuklandı'. Tweet yüzünden tutuklandı, çok büyük bir algı operasyonu. Türkiye'de tweet attı diye tutuklanan bir Allah'ın kulu var mı, yok. Ama şunu söylemesi lazım, 'Tweet'inde ne dedi?' Orada bir şey söylüyor. Suç olan bir şeyi icra ediyor. Onun için insanlar adli takibata muhatap kalıyor. Oradan devam ediyor."

'KILIÇDAROĞLU TURİZMİ VE EKONOMİYE BOMBA ATTI'

CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun Alman Focus dergisine verdiği iddia edilen demeç hakkında da konuşan Bozdağ, Kılıçdaroğlu'nu Türk turizminden sonra Türk ekonomisini de bombalamakla suçladı:
"Demeci görünce Almanya’daki siyasi bir parti lidere mi Türkiye üzerine konuşmuş diye kendi kendime sordum. Allah aşkına Türkiye’de siyaset yapan ve Türk halkından iktidar olmak için oy isteyen birisi, Türkiye’nin ekonomisi kötüye gitsin, Türkiye’ye turist gelmesin, turizmi geriye gitsin diye açıklama yapabilir mi? Siz Türkiye’nin milli çıkarlarını Türkiye’nin hükümeti gibi korumakla yükümlü değil misiniz? İnsan, Türkiye’de ekonomi, turizm geriye gitsin diye açıklama yapar mı? Milli bir siyasetçinin yapacağı şey değil. Kılıçdaroğlu Türkiye’ye dönük kirli algı operasyonlarına yalancı şahitlik yapmıştır."

'TEK TİP UYGULAMASININ BİR KHK'LİK İŞİ VAR'

FETÖ sanıklarına tek tip kıyafet' uygulamasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan Bozdağ, tek tip uygulamasının bir KHK ile gerçekleşebileceğini söyledi:
“Rengi konusunda bir belirsizlik yok ama kapsamıyla ilgili konuda bir yasal düzenleme ihtiyacı olduğunu ben de düşünüyorum. Bakanlık üzerinde çalışıyor, o çalışmayı hükümetimizle paylaşacak. Ondan sonra son şekli verilecek. Muhtemelen önümüzdeki süreçte çıkacak kanun hükmünde kararnamelerden birine o düzenleme konulabilir.”

'EUROVISION MU YOK ÖYLE BİŞEY'

Bozdağ gazetecilerin 'Türkiye önümüzdeki yıl Eurovision Şarkı Yarışması’na katılacak mı' sorusuna 'Şu anda yok öyle bir şey.' yanıtını verdi.

SİBEL YİĞİTALP: 1650 KİŞİ TUTUKLANDI

HDP Diyarbakır Milletvekili Sibel Yiğitalp ise twitter hesabından Bekir Bozdağ'a "Twitter paylaşımlarından dolayı 1650 kişi tutuklandı ve bildiğimiz kadarıyla (deyiminizle) hepsi Allah'ın kulu" yanıtını verdi.

Bu kez Almanya'dan Erdoğan'a 'Nazi dönemi' göndermesi



Résultat de recherche d'images pour "nazi und erdogan"

Bu kez Almanya'dan Erdoğan'a 'Nazi dönemi' göndermesi
Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Schäfer, Türkiye'de darbe girişiminden yargılanan sanıklara tek tip üniforma uygulamasını Nazi dönemine benzetti. Schäfer, "Şahsen bir Alman olarak bana Almanya'daki kötü bir döneme dair kötü hatıraları uyandıran şeyler yapmasını dikkat çekici buluyorum" diye konuştu.
Alman hükümeti, Türkiye'de tutuklu bulunan Alman vatandaşlarının kısa süre içinde serbest bırakılacaklarına dair umut olmadığını açıkladı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Schäfer, son olarak 5 Temmuz'da Büyükada'da gözaltına alındıktan sonra tutuklanan insan hakları aktivisti Peter Steudtner'in durumunu ve Türk hükümetinin tutuklularla ilgili 'peşin hükümlü' açıklamalarını sert bir şekilde eleştirdi.
“Giderek büyüyen  bir insani dram”

Alman vatandaşı Peter Steudtner'in geçen hafta Silivri Cezaevi'ne nakledilmesinin ardından tutukluluk koşullarının kötüleştiğini belirten Schäfer, tutuklanmasının üzerinden bir ay geçmesine rağmen Steudtner'in somut olarak neyle suçlandığının açıklığa kavuşmadığını vurguladı. İki çocuk babası Steudtner'in hukuk devletine yaraşır makul bir prosedür olmaksızın hapis tutulduğunu kaydeden Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "Tüm bunlar korkunç ve giderek büyüyerek insani bir dram halini alıyor" diye konuştu.
Schäfer, 6 Mayıs'ta tutuklanan Alman vatandaşı Meşale Tolu ile ilgili olarak ise 'en azından suçlamanın belli olduğunu' ve 'yargı sürecinde suçun kanıtlanması umudu bulunduğunu' söyledi. İddianamede 'terör örgütü propagandası yapmak' ve 'terör örgütüne üye olmakla' suçlanan Tolu için 15 yıl hapis cezası isteniyor.

“Yargı süreci imkansız hale gelecek”

Almanya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Martin Schäfer, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarına atıfla 'siyasi çevrelerin peşin hükümlülüğünü' de eleştirerek, "Bu durumun Türk yargısı için hukuk devleti ilkelerine uygun ve orantılı yargı sürecini imkansız kılacağı" endişesini dile getirdi. Erdoğan, Steudtner ve Şubat ayında tutuklanan Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel'i kamuoyu önünde 'ajan olmak' ve 'teröre destek vermekle' suçlamıştı.

"Almanya'da kötü döneme ait hatıraları uayndıran şeyler"

Schäfer, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın darbe girişimiyle bağlantılı olarak yargılanan sanıklara tek tip kıyafet konusunda yaptığı açıklamayı da sert dille eleştirerek, "Hukuki açıdan bu konuda bir değerlendirmede bulunamam. Ama bizim ülkemizi Nazi yöntemleri uygulamakla suçlayan birinin, şahsen bir Alman olarak bana Almanya'daki kötü bir döneme dair kötü hatıraları uyandıran şeyler yapmasını dikkat çekici buluyorum" ifadelerini kullandı.
Erdoğan hafta sonunda Malatya'da yaptığı açıklamada, "Şimdi bunlara tek tip elbiseyi getiriyoruz. Fakat bu tek tip elbise renk olarak badem var ya badem, badem içinin koyusu bir renk olacak. İki tip olacak. Bir tulum olacak, bir de ceket pantolon olacak. Bunların bir kısmı diyelim ki darbeciler tulum giyecek, diğerleri de yani teröristler ceket pantolon giyecek. Artık bundan sonra istedikleri gibi giyinip gelme yok. Bunlar bu şekilde tüm dünyaya tanıtılacak" ifadelerini kullanmıştı.

Résultat de recherche d'images pour "nazi und erdogan"

Ayhan Oğan neden sürekli CNN Türk'te?





Ayhan Oğan neden sürekli CNN Türk'te?

Eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek'in "Neden programa çağrılır, bilmem?" sorusunu cevaplayan, Hürriyet yazarı Murat Yetkin, Ayhan Oğan'ın neden sürekli CNN Türk'e çıktığıyla ilgili cevap niteliğinde bie yazı kaleme aldı.
AKP Eski MKYK üyesi Ayhan Oğan'ın "yeni devlet kuruyoruz" sözleri tartışılırken konuya dair sert tepkilerden biri eski Meclis Başkanı Cemil Çiçek'ten geldi. Çiçek, Oğan’ı “saygısız ve nankör” olarak kınadıktan sonra “İsmi geçen kişi televizyonlara neden çağırılır? Bilmem.” dedi.

Murat Yetkin, Çiçek'e bugün yanıt verdi. Yetkin, Oğan'ın neden sürekli CNN Türk'e çağrıldığını şöyle açıkladı:

"Ben en azından CNN Türk’teki arkadaşlar adına konuşabilirim ama çoğu TV kanalının sorunu bu: Televizyoncu arkadaşlar AK Parti’den siyasetçileri muhalif siyasetçilerin yanı sıra tartışma programlarına alamıyorlar, AK Parti merkezinden izin alamadıklarını söylüyorlar, sadece tek başına çıkıp kendi belirledikleri konuda konuşmaya izin alabildiklerini söylüyorlar; izin makamıysa belli. Bu durumda tartışma programlarına işte Oğan gibi neticede bir AK Parti etiketi taşıyan kişileri çağırmak durumunda kalıyorlar. AK Parti yetkilileri tartışma programlarına katılmak istiyor da, televizyonlar çıkarmıyor diye bir konu yok yani. Ve sanırım Çiçek de bu konudan haberdar."

AKP'li Bakan tarımda iflas ettiğimizi resmen itiraf etti





AKP'li Bakan tarımda iflas ettiğimizi resmen itiraf etti

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba: 3 yıl içinde et ithal etmeyen ülke haline geleceğiz
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, tarım ve hayvancılık sektörüne yönelik yeni bir çalışma içinde olduklarını söyledi. Fakıbaba, 2.5- 3 yıl içinde et ithal eden bir ülke olmayacaklarını belirtti. Fakıbaba, üreticiyi tefeciye mahkum etmeyeceklerini, yılda 2 kez destek vereceklerini belirtirken, buğday ithal edilmediğini de söyledi

Polatlı Ziraat Odası Başkanı Zekai Köseoğlu'nun buğday ithalatında gümrük vergisinin düşürülmesinin çiftçiyi zorda bıraktığına ilişkin konuyu gündeme getirmesine karşılık Bakan Fakıbaba, şöyle dedi:

"Şu anda buğday ithalatı var mı? Yok. Olduğu zaman biz ne güne duruyoruz burada. Biz her zaman üreticinin ve tüketicinin yanındayız" diye cevap verdi. Bakan Fakıbaba, çiftçilere üçüncü müjdeyi de tarımsal desteklemeler konusunda verdi. Fakıbaba, daha önce yılda bir kez ödenen desteklemelerin sonbahar ve ilkbaharda olmak üzere iki defada ödeneceğini belirterek, "Çiftçiye paranın lazım olduğu zamanda üreticimizi tefeciye mahkum etmeyeceğiz."

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, Polatlı'da çiftçilerle bir araya geldi. Bakanlık olarak üreticinin ve tüketicinin emeklerinin ve haklarının korunmasına yönelik çalışmalar hakkında açıklamalar yapan Fakıbaba, "Kendi gıdasına üretemeyen ülkeler hiçbir zaman bağımsız olduğunu iddia edemez" diyerek bu ilke çerçevesinde çalışmalar başlattıklarını vurguladı. Tarım ve hayvancılık alanında var olan sorunları samimi bir şekilde çalışarak çözeceklerini belirten Bakan Fakıbaba, "Ben bu işin bakanı olarak sorunları çözmekten zevk alıyorum ve çözeceğiz. Ama hep birlikte taşın altına elimizi koyarak. Siz elinizi, biz gövdemizi koyacağız" dedi.

Yılda 2 kez destek vereceğiz
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, bakanlık olarak üretimde dengeyi sağlayacak bir politika izleyeceklerini vurguladı. Tarımsal destek ödemelerini yılda iki kez yapacaklarını söyleyen Fakıbaba, "Desteklemeleri ürünü ekmeden önce size vereceğiz, yılda bir kez değil iki kez vereceğiz. Bir sonbaharda bir ilkbaharda. Niye tefecilerin eline çiftçiler düşmesin" diye konuştu.

"Buğday ithal edilmiyor"
Polatlı Ziraat Odası Başkanı Zekai Köseoğlu'nun, buğday ithalatında verginin düşürülmesiyle piyasaların olumsuz etkilendiğini ve üreticinin zarar ettiğini gündeme getirdi. Bakan Fakıbaba ise, "Buğday ithal eden var mı? Yok.. Olduğu zaman biz ne güne duruyoruz. Bizim duruşumuz belli, biz her zaman üreticinin tüketicinin yayındayız. Denge olmak için zaten piyasada varız" diye konuştu.

"Et ithal etmeyeceğiz"
Tarım Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba, hayvancılık sektörüyle ilgili olarak dersini iyi çalıştığını, yeni bir çalışma içinde olduklarını ve önümüzdeki 2.5 - 3 yıl içinde et ithal etmeyecek duruma geleceklerini vurguladı. Hayvancılık sektörünün desteklenmesiyle birlikte kırsaldaki nüfusu korumayı ve artırmayı amaçladıklarını söyleyen Fakıbaba, "Üretmeyen ülkeler bağımsız olamaz, üreten insanların elini öpeceğiz, desteğimiz mutlaka ve mutlaka devam edecektir" dedi.
Fakıbaba, 15 Temmuz darbe girişimine vurgu yaparken, "Rahat ve sakin olun, kolay değil. Dünya bizimle uğraşıyor. 15 Temmuz'u yaşadık, sizin gibi kahraman insanlarımız olmasa, burada olmayacaktık. AB ülkeleri, 'Türkiye'yi nasıl zor duruma düşürürüz? diye çalışıyorlar. Başka ülke olsaydı bu kadar saldırıyı atlatamazdı. Onun için beraber olacağız. 2023'e kadar çok büyük çalışmalara imza atacağız. Biz 80 milyonluk bir aileyiz" diye konuştu.
AKP'li Bakan tarımda iflas ettiğimizi resmen itiraf etti

http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/akp-li-bakan-tarimda-iflas-ettigimizi-resmen-itiraf-etti-h41091.html
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/