Gazete insan: 08/06/17

6 Ağustos 2017 Pazar

AKP'li Belediye Bilal Erdoğan’ın vakfına 20 taşınmaz kiraladı





AKP'li Belediye Bilal Erdoğan’ın vakfına 20 taşınmaz kiraladı

İzmit Belediyesi’nin bir plazada 551 metrekarelik 20 taşınmazı Bilal Erdoğan’ın yönetiminde olduğu TÜGVA’ya sadece 120 liraya kiraladığı ortaya çıktı. Kiralama sonrası belediye SGK borçlarını ödeyemedi, binanın mülkiyeti SGK’ye geçti. SGK ise binanın kira bedelinin 35 kat fazla olduğunu belirledi
Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın yönetiminde bulunduğu Türkiye Gençlik Vakfı’nın (TÜGVA), İzmit’te, açılışı yine Bilal Erdoğan tarafından yapılan şubesi, İzmit Belediyesi’nden bina kiraladı.

Evrensel’in haberine göre; İzmit Belediyesi, Belsa Plaza İş Merkezi’nin 3-4 blok 3. kat 106-125 numaraları arasında bulunan 20 adet 551 metrekarelik taşınmaz için 19 Aralık 2016’da açık ihale yaptı. İhaleye TÜGVA’yı temsilen Kocaeli il temsilcilerinden S.Ç. katıldı. İhale sonucunda belediyeye ait taşınmaz, aylık sadece 120 lira bedelle üç yıllığına vakfa kiralandı.
TÜGVA, 31 Mart 2017’de binanın açılışını Bilal Erdoğan’ın katıldığı törenle yaptı.

İhale ve kiralama işleminden kısa bir süre sonra belediye, SGK’ye olan borcunu ödeyemediği için binanın mülkiyeti ve işletmesi SGK’ye geçti. SGK, binanın kira bedeli 35 kat artırdı ancak TÜGVA 120 liradan kalmaya devam etti.

“6 ay 120 liraya oturdular”

CHP İzmit İlçe Başkanı Mehmet Ümit Küçükkaya, şu anda TÜGVA olarak kullanılan yerlerin daha önce Gülen Cemaati’ne ait dershanelere peşkeş çekildiğine dikkat çekti.
Küçükkaya, “O binada bir büfe bile alınsa kirası 4 bin liradan fazladır ancak koskoca katları 4 bin liraya FETÖ dershanelerine verdiler. 17-25 Aralık’tan sonra da çıkarmaya başladılar” dedi.
Belediyenin borçları nedeniyle binanın TÜGVA’ya verilmesine karşı çıktıklarını ancak bunun fayda getirmediğini belirten Küçükkaya, “Binada 6 aydan fazla bir süredir 120 liraya oturdular. Binanın işletme hakkı SGK’ye geçince de kira bedelinin yaklaşık 35 kat arttı” dedi.

En son Sahillerimizin kumlarını daİsrail’e satıyoruz






En son Sahillerimizin kumlarını daİsrail’e satıyoruz

İsrail’in saygın gazetelerinden Yedioth Ahronot, İsrail yönetiminin Türkiye’den kum getireceğini yazdı.
İsrail basını, Tel Aviv yönetiminin kum ithalatı yapma kararı aldığını yazdı. Yedioth Ahronoth gazetesinde yer alan habere göre İsrail Çevre Koruma Bakanlığı, Aşkelon ve Netanya plajları için Belçika menşeili bir şirket ile anlaştı.

Fakat işin ilginç noktası, gerek Türkiye’nin gerekse de Dünya kamuoyunun tepkilerine rağmen Filistin’e çimento akışını engelleyen Tel Aviv yönetiminin ihalesini kazanan şirketin Türkiye sahillerinden kumları kullanması.

İsrail basınının iddiasına göre Tel Aviv yönetimi 1 milyon metreküp Türk kumu satın alacak.

Siyah ve gri renk tonlarındaki kumları kullanacak İsrail yönetimi, geçmiş yıllarda da tekneler aracılığıyla bazı sahillere kum dökmüştü. İsrail, erozyonu engellemek için bu tür kumlar kullanıyor.
Projeyi yürüten Yaakov Becher, Jan de Nul isimli şirketin ihaleyi kazandığını söylerken, Türkiye’den getirilecek kumun İsrail’deki kumdan iki kat daha büyük olduğunu ve bu sayede bölgedeki kumu tutmak için daha faydalı olduğunu söyledi.
Becher, “Sahillerimizdeki kumu bu bölgeye aktarmak parayı çöpe atmak olur” derken, Türkiye’deki kumların daha sert olduğunu vurguladı.

kaynak: sozcu.com.tr

Dikkat Küfür içerir +18… Ancak enteresan bir yazı :) “30 Yaşından sonra anlaşılan gerçekler”



Dikkat Küfür içerir +18… Ancak enteresan bir yazı :) “30 Yaşından sonra anlaşılan gerçekler”
Aile her şeydir. Herkes g*tünü dönüp giderken, sana sımsıkı sarılan ailen oluyor. Kaç yaşına gelirsen gel, sen onların biricik çocuğusun. Kıymetini bil.
İş güç için ne yatırım yaptıysan yaptın, gerekli yerlerde amcan, dayın ya da arkanda t… bir baban yoksa karşılığını alamıyorsun, alamayacaksın.

Para para diye g… yırtma. Sağlık olmadıktan sonra ne yapacaksın parayı? Para kazanacağım, kariyer yapacağım diye kendini yıprattığın günlerin acısı, vücudunda biriken stres yüzünden senden gani gani çıkıyor.
Paran ya da statün için yanında olan insanların *mk onları ayırt etmeyi öğreneceksin, boşuna canını sıkma. Allah herkese gönlüne göre veriyor.


Ne bok yersen ye, sorumluluk almayı bileceksin. Sorumluluğunu alamayacaksan o topa girmeyeceksin.
Her şey bir kenara, kul hakkı yeme. Vicdanın temiz değilse insan değilsin.
Eşini iyi seçmen lazım seni rezil de eden, vezir de eden o oluyor ve sevgi her şeye yetmiyor. Evde huzurun yoksa, eninde sonunda kendi b… kavga eden birine dönüşüyorsun.
İlişkilerinde huzuru ara. Huzur varsa her şey olur, huzur yoksa, aşk, tutku, s*ks vs hikaye. tutmaz o maya ki huzursuz bir ilişkiye kaptırdıysan neyi yediğini söylemek istemiyorum şimdi.
Gidenlerin, gönderdiklerinin ardından kaybettiğin vakti kendine harcasan, daha donanımlı bir insan olurdun. kimseye, hiç kimseye değmez. bir insanı özel yapan sensin, senin sevgin.
Bu hayatta çok O.Çocukları var, evet ama iyi insanlar da hala var.
Hiç kimseye bir b… kanıtlamak zorunda değilsin. Çok mutlu görünmek, çok zengin olmak, ev araba almak, dünyayı görmek… lan sen ne istiyorsun ona karar ver. elalemi s…., ben ne istiyorum demeyi öğrenmen gerek.
Hayır demeyi bileceksin. Öğrenemediğin sürece tepene binen şerefsizlerle debelenmek zorunda kalırsın.
Ne kadar yukarı çıkarsan o kadar düşman ediniyorsun. Kafayı “ben buna ne yaptım da bana böyle yaptı” diye yoracağına, önüne bak.
İnsanlar seni sevmek zorunda değil, sen de onları sevmek zorunda değilsin. nokta.
İyi niyet ile aptallığı ayıran çok ince bir çizgi.
Sevdiklerine, kendin için ne istiyorsan onu ver; öyle davran. seni hak edenleri el üstünde tut.
Hayat çok hızlı geçiyor, yakalamayı öğren. en önemli şey zamanlama. dostlarınla bir kadeh içmeye, ailenle sohbet etmeye, kendini şımartmaya vaktin olsun mutlaka.
Üşenme! “Üşeniyorum, öyleyse yarın” deme. Yarın yok ki!
Sev, sev, daha çok sev. ilk önce kendini sev ve nasıl sevilmek istiyorsan, öyle sev. sevdiğin için elinden geleni yapınca da, “olursa ekime, olmazsa s….” de yeter.


kaynak: Alıntıdır…

Atatürk’e hakaret eden birisini gördüğünüzde yapmanız gereken…





Atatürk’e hakaret eden birisini gördüğünüzde yapmanız gereken…

Sosyal medyadaki klavye delikanlıları eminim ki benim kadar sizleri de rahatsız ediyordur. Hakaret dolu yorumlar, paylaşımlar, aslı astarı olmayan iftiralar almış başını gidiyor.
Hatta öyle facebook grupları gördüm ki, baştan sona Atatürk’e hakaret dolu, aklı olmadan fikri olan yüzlerce kişinin yazdığı saçma sapan yorumlar vs.

Atatürk’e hakaret eden kişilerin tutuklandığı haberlerini DenizliPost.com sayfalarından yayınladık.


Peki bu tip paylaşım yapanları gördüğünüzde siz ne yapıyorsunuz?
Şahsen ben bugüne kadar bu tip klavye delikanlılarını gördüğümde, önce profiline girip hesabın gerçek mi sahte mi olduğuna bakıyor, gerçek olduğuna kanaat getirdikten sonra ağzının payını verip, sonra da facebook’a şikayet ediyordum. Sonrasında da facebook’un keyfi olursa hesap sahibini uyarıyor, ileri ki safhalarda ise hesabı askıya alıyordu.
Ancak polisi bu tip durumlardan haberdar etmek en doğrusu.

Peki polise nasıl şikayet edeceğiz?
Emniyet Genel Müdürlüğü’nün siber ve sanal devriye ekipleri, 24 saat boyunca sosyal medyadaki paylaşımları takip ediyor. Elbette milyonlarca paylaşımı takip edebilmeleri olanaksız. Sizi rahatsız eden bir paylaşım gördüğünüzde yapmanız gereken, ekran fotoğrafını çekerek (bilmeyenler için; yazının sonuna bakın) ya da ilgili linki kopyalayarak, siber@egm.gov.tr ve sanaldevriye@egm.gov.tr adreslerine e-posta atmak. Postayı gönderdikten sonra ilgili birimler şikayeti değerlendiriyor ve size geri dönüş de yapıyor. Ve elbette tüm bilgileriniz saklı kalmak kaydıyla…
Sizlerden ricam bu yazıyı mümkün olduğunca çok kişiye ulaştırmanız. Ulaştırın ki, aklı olmadan fikri olanlar, kimi gruplarda kendilerini adamdan saydırmak için hakareti meziyet sananlar, cezasını çeksin.

Ekran fotoğrafı nasıl çekilir?
Ekran fotorğrafı çekmenin en kolay yolu klavyenin üstündeki PrtScr tuşuna basmaktır. Bu tuşa bastığınızda bilgisayar ekranın fotoğrafını çekerek hafızasına alır. Sonrasında mail yazdığınız kısma farenin sağ tuşuna basarak yapıştır komutu verdiğinizde, aldığınız ekran görüntüsü mail alanında görünecektir.


Serkan Urgancı

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez yazısı!




Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez yazısı!

“Bize oy vermezseniz…” diye başlayan ve bizleri açlıkla, işsizlikle, terörler tehdit edenlere karşı “Allahtan başka kimseden korkmayın” diyemedin. Kula kulluk isteyenleri görmezden geldin.
Yüce Peygamberimizin (SAV) ”Elinizde bir fidan varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikiniz” öğüdüne rağmen AVM için kesilen, villa için yakılan ağaçları görmezden geldin.

Mercedes zırhlı arabaya, millet açken bin odalı saraya, kıytırık her müdüre Porsche, Range Rover, Audi, BMW verenlere “İsraf eden şeytanın kardeşidir” demedin. En büyük günah sayılan israfı görmezden geldin.
Sonu S ile biten her sınava eş dost akraba ve cemaat kadroları kopyayla yerleştirilirken “Kul hakkı çok günahtır” demedin. Hakkı gasp edilenleri görmezden geldin.
FETÖ kumpasıyla askerler, gazeteciler, yazarlar bir bir içeri tıkılırken “Devletin dini adalettir” demedin. Adaleti vicdanda arayanları görmezden geldin.
Camilerde ‘evet’ – ‘hayır’ propagandası yapan imamlara “Siyaseti camiye sokmayın” demedin. Laikliğe sahip çıkanları görmezden geldin.
“Ne kadar besmele o kadar huri” diyen soytarılara ‘uydurma hadisler türetmeyin’ demedin. Oku’yarak gerçek İslam’ı anlatmaya çalışanları görmezden geldin.
“Şu terliği giyersen Peygamber Efendimizi rüyanda görürsün” “Bu kefenle gömülürsen kabirde rahat edersin” diyen din tüccarlarına milleti kandırmayın demedin. Cennet vaadiyle cebimizi boşaltanları görmezden geldin.
Çalışanlarının hakkını yiyip Cuma’ları kaçırmayan, birilerine hoş görünmek için her hafta bir camide fotoğraf çektiren, dinimizle alay edip her Cuma ‘bakara makara’ sallayanlara “Dinde gösteriş olmaz, Allah her niyetini görür” demedin. Kötü niyetini namazla ört pas etmeye çalışanları görmezden geldin.
Miting meydanlarında, sahnelerde, siyaset kulislerinde Kuran’ımızı eline alıp oy isteyenlere “Kutsal kitabı oy için kullanma” demedin.
Ne kadar din söylemi, eşittir o kadar oy denklemini görmezden geldin.
“Babanın öz kızına şehvet duyması karısıyla nikahını düşürür mü?” sorularına “Kardeşim sen sapık mısın?” demedin “Nikaha etkisi yoktur. Babanın kızına şehvet duyması haramlık oluşturmaz ancak kızın 9 yaşından büyük olması gerek” diyenleri görmezden geldin.
“Türk erkeğinin kıllısı Hz. Ali’ye kadının kıllısı ayıya benzer” diyerek mezhepleri ve kadınları aşağılayan sözde Müslümanlara ‘Sana mı kaldı Allah’ın kulunu bir şeye benzetmek’ demedin. Yaratılanı yaratandan ötürü sevenleri görmezden geldin.
“Aç kalırsanız karınızı yiyin” diyen sözde şeyhler İslam’a zarar veriyor demedin.
Karısı öldükten bilmem kaç dakika içinde ilişkiye girmenin hesabını yapanları görmezden geldin.
“7 yaşından sonra kız çocuklarını kucağınıza almayın” saçmalıklarına “Peygamber Efendimiz bir dizine kızını bir dizine torununu alıp severdi” demedin. Dinimizi yozlaştıranları görmezden geldin.
“Camide içki içmediler. Ben Allah’a hesap vereceğim yalan söyleyemem” diyen imama sahip çıkmadın. Gözümüzün içine baka baka yalan söyleyenleri görmezden geldin.
“Bir elin verdiğini öteki el görmez” demedin. Oy için göstere göstere verilen bulguru makarnayı, kömürü görmezden geldin.
Peygamber Efendimizin bir hurma ve suyla açtığı oruçla, yırtık yelekle geçirdiği ömürle övünenlerin bir bardağı asgari ücret değerindeki sofralarda oruç açmasını görmezden geldin.
“Kıyamet koparsa çocuk istismarından kopar” dedin ama Kutlu Doğum Haftasını, Ensar Vakfı sponsorluğunda yaptın. Doğduğuna doğacağına pişman olan çocukları görmezden geldin.
“Alevi ile evlilik caiz midir?” sorusuna, “Müslüman olanla evlenilir, olmayanla evlenilmez” dedin ama Müslümanı hedef alanlara silah satanları görmezden geldin.
Alkol haram diye milleti gavur ilan edenlere ‘Haram yemenin daha büyük günah’ olduğunu söyleyemedin.
Topraklarımızı babasının malı gibi parsel parsel satanları görmezden geldin.
Atatürk ve silah arkadaşlarına “Ayyaş” diyenlere ‘Atatürk sayesinde insan yerine konuldun’ diyemedin. Ata’mızın İslam’a katkılarını görmezden geldin.
Belediyelerin dağıttığı ‘kadın nasıl dövülür’ kitaplarına, namusu kadınların kıyafetinde, gülmesinde, oturmasında kalkmasında arayanlara, çalışan kadını zina yapmakla suçlayanlara “Kadınlar bize Allah’ın emanetidir. Onlara iyi davranın” demedin.
Dövülen, öldürülen, tecavüz edilen, aşağılanan kadınları görmezden geldin.
“Kulum beni andığı ve dudakları benim için kımıldadığı an ben kulumla beraberim” diyen Allah varken, ‘Dinde aracı yoktur. Kimsenin elini ayağını öpmeyin’ demedin. Sen bile taa Pensilvanya’ya mektup yazıp icazet alırken, devleti kandıranları görmezden geldin.
Ve… görmezden gelinen onca şeyi yazıyoruz diye bir bir susturulmaya çalışılıyorken,
“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” demedin. Şeytana kılıç sallayanları görmezden geldin…
Şimdi diyorsun ya “Hakkınızı helal edin..” falan filan… Ben de seni görmezden geliyorum.

Görme’z | Yeliz KORAY
kaynak: http://www.kocaelikoz.com//yazar/yeliz-koray/gormez/472.html

Uyku Apnesi’ne çare: Boğaziçili bilim insanları buldu!





Uyku Apnesi’ne çare: Boğaziçili bilim insanları buldu!

Dünyada büyük kitleleri etkileyen, zaman zaman hafife alınmasına rağmen aslında oldukça ciddi sonuçlar doğurabilen yaygın sağlık problemi uyku apnesi sendromunun tedavisi Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinde geldi.
Tedavi edilmediğinde kanser, diyabet ve kalp rahatsızlıkları gibi sağlık sorunlarına yol açan Obstrüktif Uyku Apnesi sendromuna etkili ve kullanımı rahat yeni bir çözüm Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde görev yapan Türk bilim insanları tarafından geliştirildi.

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyeleri Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdikleri ağız içi aparat kolay kullanımı ile hastalığın çok daha kolay tedavi edilmesini sağlıyor. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.

Türk bilim insanları Yrd. Doç. Dr. Özgür Kocatürk, Doç. Dr. Albert Güveniş ve doktora öğrencisi Sefa Zülfikar’ın geliştirdiği ağız içi aparatı sayesinde hastalık artık kolayca tedavi edebilecek. Dünyada başka bir örneği olmayan, uyku konforundan ödün vermeden kullanılabilen ürün, horlamaların şiddetini de büyük oranda azaltıyor.
Uyku sırasında, ağız iç bölgesindeki kasların gevşemesi sonucunda, yer çekiminin de etkisi ile dilin ve çenenin çökerek havayolunu tıkaması ile yaşanan uyku apnesinin nedenleri arasında üst solunum yollarında belirgin anatomik darlıklar, fazla kilolu olmak, büyük bademciklere ve geniz etine sahip olmak gibi sebepler yer alıyor.
Sadece yetişkinlerde değil, çocuklarda da görülebilen uyku apnesi, Boğaziçi Üniversitesi’nden geliştirilen aparat sayesinde, sağlığa zarar vermeden tamamen biyouyumlu malzemelerden üretilecek, gerçekleştirilen klinik çalışmalarda alınan olumlu sonuçlarla, hafif ve orta şiddette uyku apnesi tedavisinde yeni ve etkili bir tedavi yöntemi olarak kullanılacak.
Yeni aparat ile ek cihazlara ihtiyaç kalmayacak
Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde geliştirilen, Yaşam Bilimleri ve Teknolojileri Merkezi’ne (LifeSci) ait temiz oda laboratuvarlarında prototip üretim çalışmaları tamamlanan ve ağıza bir emzik gibi takılan bu aparat sayesinde uyku sırasında hastanın çene ve dilinin hava yoluna çökmesi engelleniyor.
Böylece hastalar uyku sırasında ihtiyaç duydukları oksijeni almaya devam edebiliyor. Ayrıca, uyku apnesinin güncel tedavisinde kullanılan maske veya solunum hortumu gibi ek cihazlara gerek duyulmadan hastanın kendi nefesiyle uyuyabilmesi sağlanmış oluyor.
Halihazırda 12 gönüllü katılımcı ile Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nde Doç. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu gözetiminde yürütülen klinik çalışmalardan beklentilerin üzerinde sonuçlar aldıklarını bildiren buluş sahipleri, bu sonuçları iki senede bir defa yapılan ve bu yıl Fransa’nın Marsilya kentinde gerçekleştirilen “Uyku ve Nefes 2017” Kongresi’nde, alandaki uzman hekimlerin dikkatine sunduklarını belirtiyorlar.

Her 10 erkekten 4’ü uyku apnesi ile boğuşuyor

Tedavi edilmeyen uyku apnesi sendromu, uyku sırasında meydana gelen oksijenlenme eksikliğine ve kalitesiz uykuya sebep oluyor. Hastalar kendilerini gün boyu yorgun hissederken, odaklanma, hafıza problemleri yaşıyor.
Uzun yıllar boyunca devam eden oksijenlenme sorunu diyabet, kanser, hipertansiyon ve kardiyovasküler problemler gibi çok daha ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor.
Günümüzde neredeyse her 10 erkekten 4’ünde uyku apnesine rastlıyoruz. ABD’de 25 milyon teşhis konmuş hasta var, Türkiye’de bu sorunu yaşayan hastaların çoğu ne yazık ki hastaneye gitmiyor. Aktif tedavi alan hasta sayısı ise 500 bin civarında.
Hastalığın birincil tedavisi olarak dünyaca kabul gören ve en sık uygulanan yöntem, hastaların havayollarına bir maske ve hortum yardımıyla basınçlı hava gönderen CPAP cihazlarıdır. Bu cihazlar tedavideki yüksek etkinliğine rağmen kullanıcılarda yarattığı rahatsızlıklar ve yan etkiler nedeniyle uzun vadede tercih edilmemektedir.
Pozitif havayolu basıncı içeren tedaviler, devlet tarafından karşılanmasına rağmen hastaların yaklaşık yüzde 53’ü ilk yıl içerisinde cihaz kaynaklı problemlerden dolayı tedaviyi bırakıyor.
Hastaların bu kararındaki etken faktörler, priz bağlantısı gerektiren ve ses çıkaran bir cihaza ömür boyu bağlı kalmak, gittikleri her yere ek bir çanta taşımak istememeleri üzerine yoğunlaşıyor.
Hastalar, geliştirilen ağız içi aparatı ceplerinde taşıyarak istedikleri her yere rahatça götürebilecek ve diledikleri yerde güç kaynağına ihtiyaç duymadan kullanabilecekler.

Boğaziçi Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi aracılığı ile patentlenen buluş şimdiden uluslararası koruma altına alındı. Geliştirilen aparatın dünyadaki tüm hastaların kullanımına sunulabilmesi için gereken tüm çalışmalar devam ediyor.


AB’nin iade ettiği böcek ilaçlı sebze meyveleri bize yediriyorlar






AB’nin iade ettiği böcek ilaçlı sebze meyveleri bize yediriyorlar
CHP Grup Başkanvekili Levent Gök’ten şok iddia: Avrupa Birliği böcek ilacı ile yetiştirilen sebze ve meyvelerin ithalatını yasaklayınca, ihraç edilemeyen ürünler Türkiye’de satışa sunuldu.
Gök, TBMM’ye verdiği soru önergesinde, bu ürünlerin neden imha edilmediğini sordu. Gök, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği önergenin gerekçesinde, AB’nin 2015 yılında klorpirifos içeren ürünlerin ithalatını yasakladığı hatırlatıldı.

Bu ilacın tarımsal ürünlerin üretiminde böcekleri öldürmek için kullanılan bir zehir olduğu vurgulanan önergede, “2016 yılından beri bu zehiri içeren ve ihraç edilemeyen ürünler iç pazarda satışa sunulmuştur. İmha edilmesi gereken gıdaların vatandaşlarımıza satışı anne karnındaki bebekleri dahi zehirlemektedir” denildi.
Gök “AB’nin kabul etmediği tarımsal ürünler neden imha edilmemiştir? Pestisit içeren ürünlerin 31 Mayıs 2016 tarihine kadar toplanması kararı alınmasına ve zehirin üretiminin yasaklanmasına rağmen 2017 Ağustos ayında halen tarım ürünlerinde bu maddeye rastlanmasının sebepleri nelerdir? Tarım ürünleri ihracatında düşüşe sebep olan bu durumla ilgili alınacak önlemler nelerdir” sorularını yöneltti.

Böcek ilaçları ölüm saçıyor!

Sineklere ve haşerelere uygulanan kimyasal ilaçlar yalnızca böceklere değil, insanlara da ölüm saçıyor. Dünya genelinde her yıl 3 milyondan fazla kişide insektisit ve pestisitzehirlenmesi görülüyor. Bunların yaklaşık 250 bini ölümle sonuçlanıyor.
Organofosfat adıyla bilinen birçok bileşik, günümüzde sinek ve haşere ilacı (insektisit) olarak kullanılıyor. İnsektisit kimyasalları, aynı zamanda insan sinir sistemini etkileyen ajanlardır. Dünya genelinde her yıl 3 milyondan fazla kişide insektisit ve pestisit zehirlenmesi görülmekte ve bunların yaklaşık 250 bini ölüm ile sonuçlanmaktadır.

Pestisit nedir? Hayvanlar ve insanlar üzerinde etkileri nelerdir?

Tarımsal üretimde kayba neden olan zararlı organizmalarla mücadelede kullanılan kimyasal ilaçlara pestisit denilir. Böcek öldürücü, yabancı ot öldürücü, fungus öldürücü, kemirgen öldürücü gibi birçok alt gruba ayrılır. Pestisitlerin hayvan ve insanlar üzerindeki etkileri akut ve kronik olarak başlıca ikiye ayrılır. Etkiler çok büyük oranda alınan doza ve alınma sıklığına bağlı olarak değişir. Yüksek dozlar insan ve hayvanlarda zehirleme yoluyla öldürücü olabilir. Pestisitler uzun vadede insan ve hayvanlarda bazı hastalıkların ortaya çıkmasına da neden olabilir. Bitki Korumacıların ütopyası tarımsal mücadelenin kimyasal ilaç kullanmadan mümkün kılınmasıdır.

Tarım ilacı insanı da öldürür!

Ekonomik bir şekilde üretilmeleri, kullanım kolaylığı nedenleriyle yoğun ve bilinçsiz bir şekilde kullanılan tarımsal ilaçların ciddi çevre kirliliğine neden olduğunu vurgulayan uzmanlar, ürünü hastalık, böcek, ot ve diğer zararlıların olumsuz etkilerinden korumak için kullanılan ilaçların aşırı tüketiminde kanserden, bitki ve hayvanlarda mutasyon geçirmeye kadar geniş bir yelpazede zararlarının bulunduğunu dile getiriyorlar.

Avrupa Birliği neden yasakladı?

Tarım ilaçlarının yoğun ve bilinçsiz bir şekilde kullanımı sonucunda gıdalarda, toprak, su ve havada ilacın etkileri kalabiliyor. Bunun sonucu olarak da tarımda kullanılan böcek ilaçları, hedef olmayan diğer organizmalar ve insanlar üzerinde olumsuz etkiler gösteriyor. Tarım ilaçlarının bazıları toksikolojik açıdan bir zarar oluşturmazken, bazılarının kanserojen, sinir sistemini etkileyici ve hatta mutasyon oluşturucu etkileri saptanmıştır.
Tarımda kullanılan koruma ilaçlarına karşı bitki hastalıklarının dayanıklılık kazandığı da artık bilinen bir gerçek. Bundan dolayı hastalıklar daha önce uygulanan ilaç dozuyla ortadan kalkmıyor. Mutasyona uğruyor. Hastalığı ortadan kaldırmak için ilaç dozunu artırmak gerekiyor. Bunun da hem toprak, hem çevre, hem de insana ciddi zararları oluyor.

“Böcek ilaçları yalnızca böcekleri öldürmez”

Böcek öldürücü ilaçlar spesifik olmadıkları için sadece hedef organizmaları öldürmeyip, bunun yanında omurgalı ve omurgasız diğer canlıları da etkiliyor. Uzmanlar, ilaçların zararlı etkilerin şiddetinin ilacın ve formülasyon tipine, uygulama şekline ve tarımsal arazinin tipine bağlı olarak değiştiğine dikkati çekiyor.

Böcek ilaçlarının en genel yan etkileri neler?

Arılar, kuşlar ve balıklar, mikroorganizmalar ve omurgasızlar gibi hedef olmayan organizmalarda ölümlere sebep olur.
Kuş, balık ve diğer organizmalarda üreme potansiyelinin azalmasına neden olur.
Hedef olamayan organizmalarda dayanıklılık oluşması sonucu insanlara hastalık taşıyan böcek ve parazitlerin kontrolden çıkmasına neden olur.
Ekosistemin yapısının ve türlerinin sayılarının değişmesi gibi uzun dönemli etkileri vardır.

Böcek ilaçları insanın genlerini olumsuz etkiliyor! Kanser yapıyor!

Tarımsal ilaçlar, kalıntı yoluyla uzun dönemli zararlarının yanında insanlarda mutajenik (genlerin yerlerinin değişimiyle ortaya çıkan hastalıklar), teratojenik (genlerdeki hasara bağlı sakat doğumlar) ve kanserojen etkileri olduğu son yıllarda yapılan çalışmalarla saptandı.

İlaçlar; bitkilerin direkt veya toprakta kalan ilaç kalıntısını kendi bünyesine almaktadır. Bu bitkilerin insan gıdası veya hayvan yemi olarak kullanılması sonucunda bu tür zehir saçan ilaçlar insanların gıda zincirine de girmektedir.

Finlandiya eğitim konusunda dünyada neden bir numara?




Finlandiya eğitim konusunda dünyada neden bir numara?

Ülkemizde konuşulan en önemli konulardan biri eğitim sistemimizdir. Herkesin kendine göre bir yol ile eleştirdiği eğitim sistemimizde başarımızın dünya genelinde düşük bir seviyede kaldığını görebiliriz. Dünya çapında yapılan öğrenci değerlendirmelerinde ise Finlandiya zirveyi uzun yıllardır bırakmayan bir ülkedir. Peki Finlandiya’nın sırrı nedir? Öğrencilerinin başarısını zirveye çıkartmayı nasıl başarmıştır?
Öğrenci odaklı eğitim
Finlandiya tarafından sunulan ilk şart öğrencilerin merkeze alınmasıdır. Her konuda öğrencilerin doğal olarak çocukların ve gençlerin ihtiyaçlarını önemsiyorlar. Okul saatleri, yemek planı, okul bahçeleri, ders işleniş biçimleri gibi birçok konuda öğrencilerin ihtiyaçları ön plana alınmaktadır.

Okulların yöneticileri ve ülkenin eğitimden sorumlu bakanı okulların fiziki olarak yapılanması sırasında öğrencilere kulak verildiğini belirtiyor. Aynı zamanda ders saatlerinde ve ödev kavramında da karar verilirken çocukların, gençlerin fiziksel ve psikolojik durumları gözden geçiriliyor.
Peki, öğrenci odaklı bir eğitim ile Finlandiya, nasıl büyük başarıya erişmiş? Hemen göz atalım:

Ödev ve sınav yok

Evet, yanlış okumadınız. Bizim ülkemizde olmadığında öğretmenlerin zan altında bırakıldığı ödev kavramı Finlandiya için önemli değil ve hiçbir öğrenciye ödev verilmiyor.
Sınavın öğrencileri sadece mukayese ettiğini ve eğitimin temel kavramı olan merakı öldürdüğünü savunan Finlandiya eğitimcileri öğrenciler okula başladıktan sonraki en az 6 yıl boyunca sınav uygulaması yapmıyorlar.
Sadece görerek, yaşayarak, merak ederek öğrenmenin tadını çıkarmalarını istiyorlar. 6 yıl sınavsız ve stressiz bir okul düzeni içinde öğrencilerin sınıf içinde susturulması da yasak.
Evet, öğrenciler soru sormalı, merak etmeli, keşfetmeli. Öğretmenler bu ülkede eğer kendi sınıfındaki çocukları konuşturamıyorsa gözlem altına alınıyor.
Öğrencilerin ilk olarak teste tabi tutuldukları yaş sınırı ise 16. Bu yaş döneminden sonra da meslek tercihlerine giden kapının açıldığını görebiliyoruz.
Sıralama yok, öğrencilerin hepsi eşit 
Ülkemizde sıklıkla karşılaştığımız deneme sınavları bu ülkede tabi ki bulunmuyor. Ve öğrenciler de kıyas yapılmadığı için her zaman aynı sınıflarda ve aynı ortamlarda ders alabiliyorlar. Bu şekilde kendilerine güveni artan her bir öğrenci okula daha çok bağlanıyor.
Okul sorumluluğunu taşımayı öğrenerek geleceği için planlar yapmaya başlıyor. Dershane, etüt merkezi, özel ders takviyesi gibi zorlama ve ekstra eğitimler bu ülkede anılmıyor bile. Çünkü öğrencilerin derslere boğulmasını değil, oyunlara dalıp çocukluğunu yaşamasını istiyor yetkililer.

Ders saati ortalaması 4 saat

Günümüzde okulların en az 7 saat ders yaptığını düşünürsek Finlandiya eğitimindeki 4 saat uygulaması bize çok ters gelecektir. Ancak bu ülkedeki her çocuk ve genç 4 saatlik süre içinde Avrupa çapında verilen her eğitimi kavrayıp öğrenebiliyor.

En önemlisi de çocuklar ekstra dersler ve uzun süreli sınavlar ile sınanmıyor. Sonuç olarak da ülkenin %66’lık bir kısmı üniversite eğitimine devam edip yükselebiliyorlar. İlk başta rakam az gibi görünse de bu yüzdelik Avrupa çapındaki en yüksek değer diyebiliriz.

Günde 75 dakika teneffüs 

“4 saatlik okula 75 dakika teneffüs mü olurmuş” demeyin. Finlandiya bu konuda oldukça iyimser ve esnek davranarak çocukların bahçede, yemekhanede ve toplum içinde vakit geçirmesine çok önem vermektedir.
Sonuç olarak arkadaşları ile sosyal bir ortam kurabilen, girişken, sorumluluk sahibi, psikolojik olarak sağlıklı ve bilinçli bir nesil yetişmektedir.

Öğretmenlerin hepsi yüksek lisanslı

Eğitimin temel yapı taşının öğretmenler olduğunu düşünen Finlandiya, her öğretmeninde belli şartlar aramaktadır ve tüm öğretmenlerin yüksek lisansa sahip olduklarını görebilmekteyiz. Aynı zamanda her öğretmen haftada 2 saatlik hizmetiçi eğitim almak ile sorumlular ve bu eğitimlere katılmak zorundalar.
Bu şekilde öğrenemeyen düşük kapasiteli öğrenciler yerine öğretme kalitesi yüksek öğretmenler ortaya çıkmaktadır. Yani başarısız öğrenci kavramını kullanmayan eğitim sistemi, öğretmenlerini de çok kıymetli görmektedir.
Bir diğer detay ise üniversite mezuniyet ortalamalarına bakılarak öğretmen seçilmesidir. En iyi yüzde onu içinde sayılan öğretmenlerin okullarda çalıştırılmasına izin verilmektedir. Hatta 3 aşamalı bir sınavdan geçerek öğretmen olmalarına karar verilmektedir.
Öğretmenlerin maaşları da başarılarına oranla oldukça yüksek. Öğretmenlerin toplum içindeki statüleri bir doktor ya da avukattan farksız değil. Meslek karşılaştırması ve derecelendirmesi bu ülkede yok.

Ağır müfredat ve kalın kitaplar yok

Belki de bir ülkenin eğitim sistemini en karmaşık noktaya getiren unsur müfredattır. Ağır ve karmaşık bir müfredat ile savaştığımız bu ülkemizde öğrencilerin en büyük sıkıntısı dersleri anlamamak ve konuları birbirine karıştırmaktır.
Finlandiya da ise böyle bir sorun yok. Çünkü müfredat genel hatlar ile konuları öğretmekten ibaret. Aynı zamanda öğretmenlerin kendi dersleri için kitap seçmelerine izin veriliyor ve yine de kitaptan çok fazla ders işlenmiyor. Amaç kafayı çok bilgi ile boşuna doldurmak değil, temelde yaşayarak bir konuyu öğretebilmek.

Tekdüze eğitim yok 


Alışık olduğumuz klasik sıralar, tahtalar, küçük okul bahçelerini bu ülkede görmemiz neredeyse imkansız. Her sınıf, öğrencilerin rahatlıkla hareket edebileceği kadar büyük ama eşyalar ile kaplanmıyor.
Oyuncaklar, bilim malzemeleri, puf koltuklar, yuvarlak masa ve sandalyeler. Aslında bu düzen bizim ülkemizde ana okullarında kullanılıyor. Ve farkında mısınız? Öğrenciler ana okulu zamanlarında daha meraklı ve okula gitmeye isteklidir.

Öğretmenlerin en büyük isteği “mutluluk”

Öğretmenler hangi branşta eğitim verirse versinler ilk hedeflerinin öğrencilerinin mutluluğunu sağlamak olduğunu ifade ediyorlar. Matematik öğretmenleri bile yaşayarak öğrenmelerinden yana.
Temelde Finlandiya eğitimi hayatı uygulayarak öğrenme üzerine kurulmuş ve mutlu olduktan sonra merak ile gerçek öğrenmenin geleceğine inanıyorlar. Görüldüğü gibi Dünya sıralamasında 1 numara oldukları için de bu inanışlarında haklılar.
Tek düze eğitime hayır diyen, her konuda öğrencilerin sesini duyan, merak ile gerçek öğrenme yöntemlerini kullanan, sınava ve mukayeseye dur diyen gerçek bir eğitim sisteminden bahsediyoruz.
Türkiye olarak hangi konumdayız ve neler yapabiliriz?
Açıkladığımız Finlandiya eğitim sistemi dünya sıralamasında en başarılı öğrenci yetiştiren bir ülkenin düzenidir. Başarı kelimesinin ne demek olduğunu bilen ve uygulayan bir düzenden bahsedebiliriz.
Hemen akıllara gelecek olan nüfus kavramı hakkındaki karşıt görüşlere şu şekilde bir soru sormak isteriz: Ana okulu yıllarında da öğrenciler kalabalık bir sınıfta ders işliyorlar ama temel konu merak etmeleridir. O zaman ilk olarak öğrencilere korku ile değil merak duygusu ile bilgi edindirmeye çalışsak gerçek başarıyı ucundan da olsa yakalayamaz mıyız?
Evet, kalabalık bir ülkeyiz ama istersek yeni düzenlemeler ile eğitimde iyileştirmeler yapabiliriz.

Finlandiya ile Türkiye arasındaki eğitim sistemi için küçük bir karşılaştırma yapalım:
1- Türkiye için oyun gereksiz bir kavramdır. Finlandiya için vazgeçilmez bir merak dürtüsüdür.
2- İlkokul yıllarında bile akıl almaz derecede zor konular ile çocuklarımız boğuşur. Onlarda ise genel çizgiler ile konular öğretilir.
3- Sınavlar daha 1. sınıfta başlarken bizde, Finlandiya için 16 yaşına kadar sınav uygulaması yoktur.
4- Çocuklar not ve şiddet korkusu ile okula gidip eğitim alırken onların ülkesindeki temel dürtü merak ve mutluluktur.
5- Türkiye’de sözleşmeli öğretmen kontenjanı çok yüksekken, Finlandiya’da her öğretmen yüksek lisanslı olmak zorundadır ve herkes orada kendi mesleğini yapar.
6- Teneffüs süreleri şu anda bile kısaltılmaya çalışırken, onlar 75 dakikalık günlük teneffüs limiti belirlemiştir.
7- Okul saatlerimiz en az 7-8 saat iken, onlarda 4 saatlik dersler başarılı bir eğitim için yeterlidir.
8- Bizde öğrencilerin konuşması ve kendini ifade etmesi yasak iken Finlandiya’nın en çok dinlediği kesim öğrencilerdir.
9- Ödevler ve ağır sınavlar yüzünden ailelerde sorunlar yaşanırken burada, Finlandiya’da ödev ve sınav stresi olmadığı için mutlu çocuklar yetişmektedir.

Anlaşılacağı üzere nüfus da bir yere kadar ülkedeki eğitim sistemine bazı müdahaleler yapılması için bahane olarak sunulabilir. Ve biliyoruz ki hiçbir değerli öğretmenimizin bu sisteme etkisi yoktur. Onlar da istenen zoraki kurallara uymak ile yükümlüdür. Hatta birçok öğretmen de bu düzenden memnun değildir.
Ve farkındayız sistemimizdeki geçmiş yılların kalıntılarını temizlemek o kadar da basit değil. Ancak küçük dokunuşlar ile mutlu bir nesil yetiştirmek hiç de zor değil.

Nasıl mı? Ödevleri azaltarak, ekstra ders takviyelerini indirgeyerek, şiddet ve korku ile değil merak ile bilgi öğretmeye çalışarak, öğrencilerin dediklerini duyarak ve onlara değer vererek, oyun oynayıp yaşamalarına izin vererek biz de eğitim kalitemizi arttırabiliriz.

Nakşibendi Tarikatı üzerinden BOP projesinin siyasal evrimi Nakşibendi Tarikatı ile ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi ile ilişkisi ne? Ülke yönetiminde tarikatların gücü ne?





Nakşibendi Tarikatı üzerinden BOP projesinin siyasal evrimi

Nakşibendi Tarikatı ile ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi ile ilişkisi ne? Ülke yönetiminde tarikatların gücü ne?

Turgut Özal, Abdullah Gül, Necmettin Erbakan Nakşibendi Tarikatı’na gönül vermiş liderlerdi. Sadece bu isimler mi? Mesud Barzani de bir Nakşi gönüllüsü olabilir mi?
Artık bilindiği üzere, Türkiye’de dini tarikatların geçmişten günümüze ülke siyasetinde ne kadar büyük rolü olduğu aşikar…
Ülkede legal veya illegal olan çeşitli dini yapılanmalar var. Nakşibendi tarikatı, Süleymancılar, Tillocular, Hazneviler, İsmail Ağa cemaati buna benzer irili ufaklı birçok tarikat, örgüt var…

Ülkenin sahibi olduğunu iddia eden, dünün “hizmet hareketi”; bugünün FETÖ’sü de illegal yapı içerisindeydi…
Peki gerçekten ülke yönetiminde tarikatların gücü var mı?
Evet, var!
Gülen yapılanmasının gün yüzüne çıkması ile devlet içerisinde nasıl yapılandıklarını, nasıl bir güce sahip oldukları ortaya çıktı. Bu yapılanma da, devletin içinde dini (!) örgüt realitesinin bir yansıması olarak karşımıza çıktı. Hatta muhalefet partileri, bu örgütün arkalarında bıraktıkları boşlukların “Menzil” grubu tarafından doldurulmaya çalışıldığını da iddia etti.
Türkiye’de tarikatlar, dini örgütlenmeler olduğu gibi Avrupa’nın da kendine has tarikatları var. Ancak, Türkiye’deki gibi siyasal bir ortaklığa girişmiş değildir. Evet; Türkiye’de bir FETÖ ya da yakın geçmişteki adı ile “Gülen cemaati” olgusu devlet hiyerarşisi içerisinde hakim bir güçtü; ancak, devletin son yapılan operasyonlarıyla bu olgu yavaş yavaş kırılmaya çalışılıyor!..
FETÖ, devlet içerisinde illegal bir yapılanmaydı. Bir de legal olarak yerleşmiş; ancak, adından pek de söz ettirmeyen bir tarikat daha var: Nakşibendi Tarikatı.
Bugün, ülkede FETÖ yapılanması gibi “devleti ele geçirme” projesi yoksa her tarikat, cemaat ülkede faaliyetini sürdürüyor.
İşte bu tarikatların başında da ve belki de siyasal ilişkileri en güçlü olan da Nakşibendi Tarikatı’dır. Nakşiler de kendi içinde bölünmektedir; ancak, biz bu detaylara girmeden siyasi gücünden bahsedelim…
Nakşibendi Tarikatı’nın İstanbul’daki Gümüşhanevi Dergahı belki de en çok bilinen tekkesidir. Büyük siyasi liderlerin çokça ziyaret ettiği bir tekkedir. Bu tekke ile gönül bağı olan birçok da siyasetçi vardır. Birçoğu kamuoyu tarafından çok iyi bilinen isimler.
Bu isimlerden birisi rahmetli Turgut Özal‘dı.
Bir diğer Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
Bu isimlerin yanına “Milli Görüş” düşüncesinin mimarı; “Millici”, “Anadolu Gençlik” grubunun önderi; Milli Nizam Partisi, Fazilet Partisi, Refah Partisi, Saadet Parti’lerinin lideri, rahmetli Prof. Necmettin Erbakan Hoca’yı ekleyebiliriz.
Sadece bu isimler mi? Tabi ki hayır!
Erbakan Hoca’nın yakın siyasi yol arkadaşı Recai Kutan, Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal, AKP’nin bir zaman Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan, Saadet Partisi’nin bugünkü Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu bu tarikata gönül vermiş isimlerdir…
Bu isimlerin yanında 2013 yılında “Alo Fatih” ile ünlenen Fatih Saraç’ın büyük dedesi Üzeyir Efendi de bir Nakşi’ydi.
Sadece Türkiye’de mi güçlüdür Nakşibendi Tarikatı? Hayır! Siyasal çerçevede Kürt siyasetinde de güçlüdür!
Bir zamanlar AKP’lilerle Diyarbakır’da “Megri megri” türküsünü söyleyen, AKP’lilerin alkışladığı, AKP’nin Ankara’da misafir ettiği, Peşmerge lideri Mesud Barzani de bir Nakşi’dir…
Fethullah Gülen’in yolundan gittiği Kürt Said-i Nursi de Van’da Arvasi Tekkesi’nde eğitim almıştır…

ABD’nin ortaya koyduğu BOP projesine; umarım, artık bir de dini çerçeveden bakılır. Türkiye’de siyasi alanda güçlenen AKP ile Eylül ayında referanduma giderek bağımsızlığını ilan etmek isteyen Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani ilişkisinin ortak noktası olan Nakşibendi Tarikatı üzerinden bir çözümleme getirilir. Bu çözümleme yapıldığı taktirde Türkiye’nin hangi siyasal evrilmeden geldiğini ve nereye gittiğini kamuoyu tarafından daha iyi ortaya koyacak bir portre çıkartılacaktır…


Mustafa Kemal ve Eleni: Manastır’da büyük ve yasaklı bir aşk hikayesi




Mustafa Kemal ve Eleni: Manastır’da büyük ve yasaklı bir aşk hikayesi

Atatürk’ün Müslüman, Eleni’nin Hristiyan olması… Dini ve sosyal kısıtlamalar dolayısıyla erken bitmesine mahkum olan büyük aşk… Mustafa Kemal ile Eleni’nin aşkını, birçok kişi Balkanların Romeo ve Juliet’i olarak değerlendiriyor…
1896 yılında Genç Harbiyeli Mustafa Kemal, askeri lisede okumak için Selanik’ten Manastır’a gelir.
Henüz 15 yaşında. Üç yıl okuduğuna göre. Aşkı yaşadığı dönem 15-18 yaş arası.

Anlatılanlara göre aşkları, Eleni ile göz göze gelmeleriyle başlar. Mustafa Kemal, güzel Eleni’yi balkonlarında otururken fark eder. Mustafa Kemal her gün evlerinin önünden geçermiş, Eleni de hep balkonda bizim delikanlıyı beklermiş.
Mustafa Kemal ve Eleni arasında güçlü bir aşk doğar. Biraz da yasaklı bir aşk…
Manastırlı güzel Eleni Karinte ve genç Mustafa Kemal birbirlerine aşık olmalarına rağmen kavuşazlar.
Eleni, Mustafa Kemal ile kaçmaya çalışırken babası yakalar ve Eleni’yi eve kapatarak zorla başka bir adamla evlendirmek ister. Bu aşkın doğruluğunu, ne Eleni’nin babası ne de Mustafa Kemal’in annesi onaylar…
Hikaye üzerine kuru söylenti çoktur… Gerçek ise Manastır’daki o tarihi evin balkonundaki Eleni’nin aşkının hala yaşıyor olması…

İşte Eleni Karinte’nin Mustafa Kemal’e yazdığı o mektup


Kemal Atatürk’e,

Bir zamanlar bir yerde…
Çok seneler geçti, ben hâlâ her gün senden haber bekliyorum.
Herhangi bir zamanda mektubumu alırsan, beni hatırla.
Kâğıttaki gözyaşlarımı göreceksin.
Yıllar geçiyor. Buralarda seninle ilgili çok şeyler konuşuluyor.
Bir şeyler oluyor.
Bu satırları okurken başka kadını seviyorsan, mektubumu yırt ve ona sor:
‘Manastırlı Eleni Karinte adında birinin, bir günlük tanıdığı ve âşık olduğu adama bütün ömrünü harcamış olduğuna inanıyor mu?’
Benim seni sevdiğim kadar, o kadını o kadar çok seviyorsan, kendisine hiçbir şey söyleme.
Senin kadar mutlu olmasını diliyorum.
Fakat balkondaki kızı hatırlıyorsan ve başkasını sevmiyorsan, seni beklediğimi ve ömrüm boyunca bekleyeceğimi bilmeni istiyorum.
Döneceğini, beni unutmayacağını biliyorum…
Babam vefat etti.
Beni senden ayırdığından tam bir yıl geçti, beni eve kapattı ve bir ay çıkmama izin vermedi.
Ağlıyordum. Biliyordum, tüm kilitleri ve hapisleri boşunaydı.
Beni evlendirecek adamı sadece bir kez gördüm ve kendisi bana onu sevebileceğimi söyledi.
Ben kendisine, ‘Hayır, ben sadece ilk aşkımı seviyorum’ dedim.
Bir daha da görmedim.
Babam beni hiçbir zaman affetmedi, ben de kendisini.
Ölmeden birkaç gün önce yanına çağırdığında, ‘Eleni, biliyorum yanlış yaptım, hiçbir zaman iyi bir baba olamadım’ dedi.
‘Affetmeni istemiyorum, sen de isteme benden, Allah ikimizi affetsin. Senin için en iyisini isterken en kötüsünü yaptım’ dedi.
Babam kötü bir adam değildi.
O zamanlardaki gibi artık genç ve güzel değilim.
Bütün hayatım bir gün içinde.
Ebediyen seni seven ve seni bekleyen Eleni Karinte’n…”
***
Bu güzel ülkemde her şey kötü gidebilir. En karanlık günleri yaşıyor olabilirsiniz. Umutsuzluğa boğulduğunuz durumlar olabilir. Acı çektiğiniz anlar, mücadele ile boğuştuğunuz vakitler, direniş gösterdiğiniz zamanlar olabilir. Ama bilinmesi gereken bir şey vardır ki; sevdiğiniz kadını kaybederseniz işte o zaman hayatınız boyunca hiçbir şey geri gelmez. Aşkınızın yasaklı olmasına hiç bir şekilde izin vermeyin…
Kaybedecek vaktiniz yok…

90 dakika sürecek tarihin en büyük güneş tutulması için geri sayım başladı.




90 dakika sürecek tarihin en büyük güneş tutulması için geri sayım başladı.
21 Ağustos tarihin en büyük güneş tutulması
Tarihin en büyük güneş tutulması 21 Ağustos’ta gerçekleşecek. 90 dakika sürecek tutulma DKIST teleskopu ile ölçümlenecek.
Güneş, DKIST teleskopu ile ölçümlenecek
İngiltere merkezli gözlemevinde görevli bilim insanlarının ‘tarihin en büyüğü’ olarak tanımladığı güneş tutulması sırasında, Ay, yaklaşık 90 dakika boyunca Güneş’in önünde kalacak. Sadece ABD’den izlenebilecek tam tutulma, DKIST teleskopu ile de ölçümlenecek.
Güneş Tutulması ne zaman?
2017 yılının ilk Güneş tutulması, 26 Şubat 2017 tarihinde halkalı bir şekilde gerçekleşti. Astronomiyle ilgilenenlerin beklediği ikinci güneş tutulması ise 21 Ağustos 2017 tarihinde tam şeklinde oluşacak ancak bu iki güneş tutulması da Kuzey Afrika ve Amerika Birleşik Devletleri’nden görüntülenebilecek.


Güneş tutulması nasıl izlenebilir?
Güneş’i açık şekilde görebileceğiniz bir noktaya ihtiyacınız bulunuyor. Tutulmadan birkaç gün önce seçtiğiniz yerden Güneş’i açıkça gördüğünüzden emin olun. En önemlisi gözlerinizi koruyacak gereçleri yanınızda bulundurun. Ayrıca kamera ve akıllı telefonlarınızın lenslerini korumayı unutmayın.
Güneş tutulmasını asla çıplak gözle izlemeyin!
Takip için koruyucu gözlük, basit bir projeksiyon cihazı veya bir karton bile yeterli olabilir. Ancak koruyucu gözlüğünüz olsa bile Güneş tutulmasını asla dürbünle izlemeyin. Çünkü gözleriniz yeterli şekilde korunmaz. Teleskop veya dürbünle tutulmayı izlemek için de koruyucu gözlüklerde kullanılanlardan çok daha güçlü filtrelere ihtiyaç duyuluyor.


Güneş tutulması çeşitleri neler?

Tam Güneş Tutulması: Ay’ın Güneş’i Dünya’dan disk halinde görünen ışıkyuvarını tümüyle örtmesi ile oluşur. Güneş’in çok parlak olan ışıkyuvarı Ay’ın karanlık gölgesi ile örtülür ve Güneş’in ışıkyuvarından çok daha soluk olan Güneş tacı çıplak gözle görülebilir hale gelir. Tutulmaya ancak tam tutulma zamanında güvenli olarak çıplak gözle bakılabilir. Bu sırada hava, parlak yıldızlar ve gezegenler gözle görülebilecek kadar kararır. Tam tutulma, Dünya yüzeyindeki dar bir koridorda gözlenebilir.

Halkalı Güneş Tutulması: Ay’ın, Güneş’in önünden tam kavuşumlu geçişinde Güneş’i tam örtmediği zaman gözlemlenir. Ay’ın çapı, Güneş’in ışıkyuvarının çapının yaklaşık 400’de biridir. Ancak Ay’ın Dünya’ya uzaklığı, Güneş’in uzaklığının yine yaklaşık 400’de biridir. Bu yüzden Ay’ın Dünya’dan görünür büyüklüğü Güneş ile yaklaşık olarak aynıdır. Ancak gerek Dünya’nın Güneş çevresindeki, gerekse Ay’ın Dünya çevresindeki yörüngeleri tam daire olmadığından, Ay her tam kavuşumlu geçişte Güneş’i tam olarak örtmez. Bu durumda, Güneş diskinin Ay tarafından örtülmeyen kısmı, Dünya’dan halka şeklinde gözlemlenir.
Hibrit Güneş Tutulması: Tutulmanın Dünya yüzeyinin bazı bölgelerinde tam, bazı bölgelerinde halkalı olarak gözlenmesi demektir. Hibrit tutulmalar ender olarak görülür.
Parçalı Güneş Tutulması: Ay’ın Güneş’i kısmen örtmesi sonucunda oluşur. Her tam ve halkalı tutulma, parçalı tutulma olarak başlar ve tam kavuşumdan sonra yine parçalı tutulma halinde devam eder ve biter. Tam tutulma sırasında, tutulmanın tam olarak gözlenebildiği Dünya yüzeyindeki dar koridorun dışındaki geniş alanlarda, tutulma parçalı tutulma olarak görülür.


Güneş’in yüzölçümü ilk kez tam olarak hesaplanacak
Bilim insanları yaptıkları araştırma sonucunda, Güneş’in yarıçapının daha önce hesaplandığından çok daha büyük olduğuna dair bir araştırma ortaya koydu. Bilimsel çalışmanın sonuçları 21 Ağustos’ta ABD’den izlenebilecek “tam Güneş tutulması” esnasında ispatlanacak. Buna göre neredeyse tam 200 yıldır eksik hesaplanan Güneş’in yüzölçümü ilk defa gerçek değerlerine yakın olarak ölçülecek.
Alman astronom Arthur Auwers, 1891 yılında tarihta Güneş’in boyutunu ilk kez tahmin eden kişi olarak tarihe geçti. Auwers, Yıldız’ın fotosferindeki çıplak gözle görülebilen dalgalanmaları baz alarak Güneş’in yarıçapını 696 bin kilometre olarak hesaplamıştı.
Alman astronomun modellemesi 2015 yılana kadar kullanıldı. Bu tarihte Uluslararası Astronomi Birliği, Güneş’i izleyen uyduları baz alarak, Yıldız’ın yarıçapını 695 bin 700 kilometre olarak yeniden hesapladı.
Google Haritalar’da Güneş ve Ay tutulması modellemeleri
Google Maps için, Güneş ve Ay tutulmalarını detaylı olarak modelleyen araştırmacı Xavier Jubier, gözlemlerinin Güneş’in daha önce düşünülenden büyük olduğunu ortaya koyduğunu söyledi. NASA‘dan araştırmacı Ernie Wright da yaptığı araştırmanın sonuçlarından yola çıkarak Jubier ile aynı fikirde olduğunu açıkladı.


Güneş tutulması, bu doğa olayını izlemek isteyen vatandaşlar tarafından merakla araştırılıyor. Bilimsel anlamda her yıl incelenen konular arasında yer alan Güneş tutulması, Ay’ın Dünya ile Güneş arasına girmesiyle meydana geliyor. Çıplak gözle izlenemeyen bu doğa olayı, güneş gözlüğü ve röntgen filmi gibi geleneksel yöntemlerle takip edilebiliyor.


Zeytin ağacına dokunmayı düşünenler için .... BİR LYDİA YAZITINDAN: «HER KİM AĞACA ZARAR VERİRSE, KARŞISINDA ÖFKELİ BİR TANRI BULACAKTIR!»




Zeytin ağacına dokunmayı düşünenler için .... BİR LYDİA YAZITINDAN:
«HER KİM AĞACA ZARAR VERİRSE, KARŞISINDA ÖFKELİ BİR TANRI BULACAKTIR!»

Antik dünyada orman (alsos), bahçe (kēpos) ya da park (paradeisos) gibi ağaçlıklar, genellikle herhangi bir tanrı veya tanrıçaya ithaf edilmiş olan kutsal yerlerdi. Bir başka deyişle, içinde herhangi bir tapınak ya da sunak bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, orman ve ağaçlar kutsaldı ve bu nedenle onlar kutsal yasaların koruması altındaydı. O kadar ki, bazı hallerde bu alanlara sığınan suçlular bile kutsal mekanlara tanınan asylia (dokunulmazlık) hakkından yararlanabilirlerdi.
Antik devirde ağaçları korumaya yönelik çok sayıda kutsal yasa (lex sacra) vardı. Örneğin, Yunanistan’da Apollon için İ.Ö. VIII-VI. yüzyıllar arasında yazıldığı sanılan bir ilahiden (hymnos) anladığımıza göre, çok eski bir kutsal yasa tanrı Poseidon’un Boiotia bölgesindeki ormanına atlı arabalarla girmeyi yasaklıyordu. Bundaki amaç, ormanı ve oradaki yeşilliği arabaların ve hayvanların verebileceği zararlardan korumaktı. Kurban edilmek üzere getirilen hayvanlar, hayvan otlatanlar, kamp kuranlar ve ot biçenler kutsal ormanların en büyük düşmanları arasındaydı. Bu nedenle, kutsal yasalara göre, kutsal ormana gelenler arabalarını ziyaretçiler için hazırlanmış bir açık alanda bırakmak zorundaydı. Ayrıca, yangın tehlikesinden korunmak üzere, bazı kutsal alanlarda ateş yakmak yasaklanmıştı. Bu nedenle, ziyaretçiler tarafından kurulacak kampların tapınaklardan uzakta olması gerekliydi. Çünkü tarih boyunca dikkatsizlik yüzünden çıkan yangınlar Yunanlıları savaş sırasında düşmanın kasıtlı olarak çıkardığı yangınlardan daha çok üzmüştü.
Ağaçlar o kadar sıkı bir koruma altına alınmıştı ki, bir yazıttan öğrendiğimize göre, Yunanistan’da yapılan bazı ayinlere katılmak üzere toplanan dindar kişiler yıkanmak ve yemek pişirmek için yakacak odunlarını da yanlarında getirmek zorundaydılar. Öte yandan Pausanias’a (İ.S. II. yüzyıl) göre, Atina’daki Apollon tapınağının kutsal alanında odun kesmek veya tapınağın dışına odun ya da yapraklı veya yapraksız dal taşımak yasaktı. Çünkü tüm bunlar insanlara değil, tanrılara aitti. Yunanistan’da bulunan ve İ.Ö. IV. yüzyıl sonlarına ait olan bir yazıt, bir Apollon rahibinin koyduğu bu tür yasaklardan söz etmektedir:

«Apollon Erithaseos rahibi kendi adına ve kabile mensupları adına ve Atina halkı adına bildirir ki, Apollon tapınağındaki ağaçları kesip kereste elde etmek ya da yakmak üzere dal veya dökülmüş yaprak toplamak yasaktır. Ve eğer biri bu yoldan elde edilip tapınak dışına çıkarılan ürünü (satın) alırsa ...». İ.Ö. IV. yüzyılın büyük düşünürleri olan Platon ve Aristoteles ormanların yok olmasının doğuracağı ekolojik sorunların farkındaydılar. Örneğin Platon, ağaçların azalması yüzünden ülkedeki tepelerin çıplaklaştığını, hatta Girit’teki ağaçların büsbütün yok olduğunu ve bu durumun su havzalarını olumsuz etkilediğini ve sonuçta bazı su kaynaklarının kuruduğunu belirtmekteydi. Yine Platon’a göre ormanları kurtarmak su kaynaklarına ve sulamaya önem vermekle mümkündü. Bu yüzden pazar yeri görevlileri (agoranomoi) tapınakları ve su kaynaklarını koruma yetkisine sahip olmalı ve bunlara zarar verenleri cezalandırmalıydı (Hatta İ.Ö. IV-III. yüzyıllarda yaşayan Theophrastos, drenaj projelerinin neden olduğu mikro düzeydeki bazı mevsimsel değişimleri teşhis etmişti).
Görüntünün olası içeriği: yazı ve açık hava
Aristoteles’e göre ise, ormanları geri getirmek için dinin koruyucu gücünden yararlanmak gerekirdi. Bu yüzden kırsal kesimlerde geniş kutsal alanlar ve yasalarla koruma altına alınmış kutsal ormanlar bulunmalıydı:
«.. kırsal bölgelerde ‘orman gözetmeni’ (hylōros) ve ‘arazi muhafızı’ (agronomos) adı verilen memurlar ve onların gözetleme binaları ve görevlerine ilişkin ortak bir yönetim kurulmalı ve bu bölgeler ... tapınakların mülkiyetine verilmelidir».
İ.Ö. 100 yılı civarına tarihlenen bir yazıta göre, Yunanistan’daki bazı meclisler kutsal alandaki ağaçların tehlikede olduğu gerekçesiyle bazı önlemlerin alınmasına karar vermişlerdi:
«... Apollon Koropaios tapınağındaki ağaçlar şu sırada kötü bir durumda oldukları için, bu konuya gereken önemin verilmesine karar verdik, öyle ki genişletilmiş olan kutsal alanın görkemi ortaya çıksın. Bu yüzden Meclis ve Halk şu kararları aldı: Tapınak yöneticisi (neokoros) tapınağa gelen ve gelecek olan herkese duyursun ki, sınırları titizlikle belirtilmiş olan bu alanda vatandaşlara ve tapınak civarında yaşayanlara ve yabancılara ağaç veya dal kesmek ve burada hayvan otlatmak veya bulundurmak yasaklanmıştır ...».

Anadolu’ya gelince: Lydia bölgesinde bulunan bazı itiraf yazıtları (confessiones), bu bölgedeki ormanların tapınakların sıkı koruması altında olduğunu göstermektedir. Örneğin, Maionia (Menye) kenti yakınlarındaki Sandal köyü civarında 19. yüzyıl sonlarında görülen ama şimdi kayıp olan bir Grekçe itiraf yazıtında, ağaç kesmek suretiyle günah işleyen birinin itirafı yer almaktadır:
«320 yılının (= İ.S. 235-236) Peritios ayının 12 gününde: Ben, Stratonikos oğlu Aurelios Stratonikos, cahilliğim yüzünden Zeus Sabazios ile Artemis Anaitis’in ormanından ağaç kestim ve cezalandırıldım. Şimdi bir şükran ifadesi olarak bu taşı dikiyor ve adağımı yerine getiriyorum».
Anlaşılan, Stratonikos bir hastalıkla cezalandırılmış ama sonra tanrı tarafından iyileştirilmiş ve sonuçta tanrılara teşekkür etmek ve vaat ettiği adağı yerine getirmek üzere bu taşı dikmişti. 
Yine kuzeydoğu Lydia’da bulunan diğer bir itiraf yazıtında da, uyarılara rağmen kutsal ormanda "farkında olmadan" hayvan otlatan Eumenes tanrılar tarafından ağır bir hastalıkla cezalan-dırılmıştı:
«Perkenoi halkının tanrıları ve Zeus Oreites ormanda hayvan otlatılmaması konusunda önceden uyardıkları halde insanlar buna uymadılar. Bu yüzden tanrılar Eumenes oğlu Eumenes’i ölümcül bir duruma soktular ...».

Lydia’nın Katakekaumene adı verilen volkanik bölgesinde meşe ağacının kutsallığına inanılmaktaydı. Hatta Kula’nın Börtlüce köyü yakınındaki Toma Dağı’nda “İkiz Meşeler Zeus’u”nun bir tapınağı vardı. Bu yörede bulunan bir yazıt sayesinde, kutsal ağaçlardan kesilmiş odun ya da keresteyi satın alan birinin Zeus’la başının nasıl belaya girdiğini öğreniyoruz:
«İkiz Meşeler’deki Zeus ve onun gücü yücedir! Menophilos kutsal odun satın aldığı için tanrı tarafından cezalandırıldı. Hayli acı çektikten sonra tanrı onun oğlu Menophilos’a babasının işlediği günahın bedelini ödemesini emretti. Şimdi de (baba Menophilos) bütün insanlara ‘Tanrı’yı küçümsemek doğru değildir!’ diye seslendi ve bir kanıt olarak bu taşı dikti. 276 ( İ.S. 191) yılı, Daisios ayının 30. günü». 
Bu yazıttan yalnızca 3 yıl sonraya ait olan ve yine Börtlüce köyü civarında bulunmuş olan bir başka yazıt, ağaç kestiği için Zeus tarafından cezalandırılan birinin itirafını içermektedir:
«İkiz Meşeler Zeus’u yücedir! Euangelos oğlu Stratonikos Zeus Didymeites’in meşe ağacını bilmeden kesti. Ve tanrı ona gücünü gösterdi. Çünkü o tanrıya inanmıyordu. Tanrı onu ölümcül bir hale soktu. Ama sonra (tanrı tarafından) bu tehlikeden kurtarılınca teşekkür etmek için bu taşı dikti. Şimdi ben duyuruyorum ki hiçbir kimse tanrıyı küçümsemesin ve meşe ağacı kesmesin! 279 (İ.S. 194) yılı, Panemos ayının 18. günü». 
Kula’nın Emre köyünde bulunan ve belli ki ağaca zarar verdiği için Tanrı(lar) tarafından cezalandırılan ve sonra bu suçunu itiraf eden biri tarafından yazdırılmış ve ormanın görülebilir bir yerine diktirilmiş olan ve Roma imparatorluk devrine tarihlenen bir itiraf yazıtının günümüze ulaşabilen son satırları şöyledir:
«Her kim ağaca zarar verirse, karşısında öfkeli bir tanrı bulacaktır!».
H. Malay

KISA KAYNAKÇA:

F. Sokolowski, Lois sacrées des cités grecques, 1969.
P. Herrmann, Tituli Asiae Minoris V, 1 (1981), no. 590.
B. Jordan and J. Perlin, “On the Protection of Sacred Groves”, Studies Presented to Sterling Dow, 1984, 153-159.
G. Petzl, Die Beichtinschriften Westkleinasiens (Epigraphica Anatolica 22, 1994).
M.P.J. Dillon, “The Ecology of the Greek Sanctuary”, Zeitschrift für Papyrologie und Epigraphik 118, 1997, 113-127
Alıntı
Görüntünün olası içeriği: yazı

Görüntünün olası içeriği: yazı
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/