Gazete insan: 07/20/17

20 Temmuz 2017 Perşembe

Türkiye, Almanları rehine olarak tutuyor iddiası




Türkiye, Almanları rehine olarak tutuyor iddiası

Alman Bild gazetesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'de tutuklu bulunan gazeteci Deniz Yücel'in Almanya'ya iltica eden iki eski darbeci generalle takas edilmesini önerdiğini iddia etti.
Deutsche Welle Türkçe’nin Alman Bildgazetesinden aktardığı habere göre, Alman diplomatik kaynaklarına dayandırılan haberde, Türk hükümetinin tutuklu Almanları “rehine” olarak kullandığı kanaatinin Berlin'de hakim olduğunu bildirdi. Almanya Dışişleri Bakanlığı'ndaki adının açıklanmasını istemeyen kaynaklara atfen yayınlanan haberde “Ankara yönetiminin bu şekilde, 2016'daki darbe girişiminden sonra Almanya'ya iltica eden Türk vatandaşlarının iadesini sağlamaya çalıştığı” kaydedildi.

Bild gazetesinin haberinde, "Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın Almanya hükümetine birkaç hafta önce üstü kapalı olarak Alman muhabir Deniz Yücel'in serbest bırakılması karşılığında Türkiye'den kaçan iki eski generalin iade edilmesini önerdiği" belirtilerek, Almanya Dışişleri Bakanlığı'nın böyle bir pazarlığın söz konusu olamayacağı yanıtını verdiği aktarıldı.

Son olarak Alman insan hakları aktivisti Peter Steudtner ile birlikte beş aktivistin daha Büyükada'daki bir toplantı sırasında gözaltına alınıp tutuklanması ikili ilişkilerdeki gerginliği daha da artırmıştı. Yetkili mahkeme, üyesi olmamakla birlikte bir terör örgütünü destekledikleri gerekçesiyle Steudtner ile aralarında Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser'in de bulunduğu beş kişi hakkında tutuklama kararı almıştı. Tutuklamalar nedeniyle Dışişleri Bakanlığı'na çağrılan Türkiye'nin Berlin büyükelçisine protesto notası verildi.

POLİTİKACILARDAN SERT ELEŞTİRİ

Alman Sosyal Demokrat Partisi'nin (SPD) başbakan adayı Martin Schulz Türk hükümetinin şantaja teşebbüs edebileceği uyarısında bulundu. SPD Genel Başkanı aynı gazeteye yaptığı açıklamada “Türkiye'deki Alman vatandaşları için Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın politikasına rehin düşme tehlikesi bulunduğunu” söyledi. Schulz, Merkel hükümetinin bu durumu hafife alamayacağını da söylerine ekledi.
Alman Yeşiller Partisi eş başkanı Cem Özdemir de Bild gazetesine bir demeç vererek, “Erdoğan'ın keyfi kararlarının hesaba dayalı olduğunu tahmin ettiğini” söyledi. Özdemir de “Deniz Yücel ve Peter Steudtner'in siyasi rehine olarak kullanılmak istendiklerini” öne sürdü. Alman Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Alman vatandaşlarının rehinecisi” olduğunu iddia etti. Dağdelen, "Bu nedenle Almanya Dışişleri Bakanlığı Türkiye'ye gidecek olan Alman turistleri acilen uyarmalıdır. Bunun yapılmaması sorumsuzluk olur" dedi.

http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/turkiye-almanlari-rehine-olarak-tutuyor-iddiasi-h36911.html

IŞİD'in 'Adana emiri' yakalandı





IŞİD'in 'Adana emiri' yakalandı

Adana'da polis, Konya'nın Meram İlçesi'nde ölü olarak ele geçirilen IŞİD'lilerle bağlantılı olduğu saptanan 5 kişiyi gözaltına aldı. Şüphelilerden Ebubekir Manaz'ın IŞİD'in sözde Adana emiri olduğu belirtildi.
DHA'nın haberine göre; Geçen hafta Konya'nın Meram İlçesi'nde polisin gerçekleştirdiği operasyonda ölü olarak ele geçirilen Adanalı Furkan Turkan ile Müslüm Ceylan'ın, örgütün 'Meydan Grubu' üyesi olduğunu belirlenince, Adana'daki bağlantıları da araştırıldı. Merkez Seyhan İlçesi'nde belirlenen 10 adrese Özel Harekat polislerinin de desteğiyle baskın yapan polisler, koçbaşlarıyla kapıları kırarak evlerde girdi. Yapılan baskınlarda sözde Adana emiri olarak bilinen Ebubekir Manaz ile Abdülkerim Ürek, Ali Yosunkaya, Mehmet Ali Akkoyun, Devran Ersü gözaltına aldı.

Örgüt üyelerinin özellikle kuran kurslarında dini sohbetler düzenleyerek örgüt propagandası yapıp IŞİD'e eleman kazandırdıkları saptandı. Emniyetteki sorgularının adliyeye sevk edilen Ebubekir Manaz, Abdülkerim Ürek, Ali Yosunkaya ve Mehmet Ali Akkoyun tutuklanırken, Devran Ersü ise ev hapsi ile serbest bırakıldı.
Öte yandan Konya'daki operasyonda öldürülen 2 IŞİD'lının ise Adana'da gömüldüğü öğrenildi.

CHP'den yeni Adalet Bakanı'na Nuriye ve Semih için mektup




CHP'den yeni Adalet Bakanı'na Nuriye ve Semih için mektup

CHP'li Altıok ve Sarıhan, Adalet Bakanlığı görevini dün devralan Abdülhamit Gül'e 'Nuriye ve Semih mektubu' gönderdi. 

"Yaşam ile ölüm sırasında 1 günün değil 1 dakikanın bile hayati önemi var" diyen CHP'li vekiller, "Yeni seçilen Adalet Bakanının ilk ve en acil işi Nuriye Gülmen ve Semih Özakça'nın uğradığı haksızlığı telafi etmek olmalıdır" dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok ile CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan, KHK ile ihraç edildikleri işlerine geri dönmek için açlık grevi yapan ve tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça için dünkü kabine revizyonunda Adalet Bakanı olarak görevlendirilen Abdülhamit Gül’e mektup yazdı.
CHP’li Milletvekilleri konuyla ilgili olarak 6 Temmuz 2017 tarihinde önceki Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a da bir mektup yazdıklarını, ancak geçen sürede herhangi bir yanıt alamadıklarını ifade ettiler.
İnsan ve Doğa Haklarından Sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Zeynep Altıok, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e yazdıkları mektupla ilgili olarak “Yeni seçilen Adalet Bakanının ilk ve en acil işi Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın uğradığı haksızlığı telafi etmek, tutukluluk hallerine son vermek ve işlerine geri dönmelerini sağlamak olmalıdır” dedi.

CHP’li vekiller, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e gönderdikleri mektuba şu notları düştü:
“Adalet Bakanı Sayın Abdülhamit Gül,
Bildiğiniz gibi KHK ile işinden olan 2 insan 134 gündür açlık grevinde. Kritik eşik aşılmış durumda her gün ölüme yaklaşıyorlar. Yaşamaları için her türlü adımın ivedilikle atılması için başta Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere sayısız kişi ve kurum çağrı yapıyor.
Hal böyleyken, Bekir Bozdağ’a 6 Temmuz 2017 tarihinde gönderdiğimiz mektuba halen yanıt alabilmiş değiliz. Yaşam ile ölüm sırasında 1 günün değil 1 dakikanın bile hayati önemi var.

Biz endişeliyiz, hesabını veremeyeceğiniz geri dönüşü olmayan bir haber almaktan korkarak ve Nuriye ile Semih’in yaşaması ve kendi doktorları tarafından muayene edilebilmelerini sağlamak için çabalayarak geçiriyoruz günlerimizi. Ne yazık ki her sözümüz sanki bir duvara çarparak yankılanıyor ve endişeler büyüyor. Bu nedenle ilk görevinizin bu iki insanın yaşamı ile ilgili bir adım atmak olmasını umuyoruz. Ekteki mektubu size de göndererek insanlık çağrımızı yineliyoruz.

Bu iki genç insan 58 gündür cezaevinde. Her gün sağlık durumlarında bir adım daha gerileme söz konusu. Onların taleplerinin iş ve ekmek olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu talepleri nedeniyle de haksız bir biçimde tutuklandıklarının bilinci içindeyiz. En hızlı şekilde bu haksız tutuklamanın ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Bu talep ve yaptığımız bu çağrı siyasi bir çağrıdan öte Evrensel İnsan Hakları kriterlerince sabit bir hak ve acil bir insanlık çağrısıdır. Nuriye ve Semih ölürse ülke ölür, vicdanlar ölür, can çekişen adalet ve umutlar ölür. İnsanlık ölür…
Bakan olarak ilk göreviniz Nuriye ve Semih’tir. Çünkü iki genç insan ölmek üzere, zaman yok… Daralan sadece Nuriye ve Semih’in değil, insanlığın ve zaten can çekişmekte olan adaletin de zamanıdır.” (DHA)

Erdoğan'ı 'Avrasya tüneli' konusunda da kandırdılar





Erdoğan'ı 'Avrasya tüneli' konusunda da kandırdılar
İstanbul 18 Temmuz Salı sabahı şiddetli yağmura uyandı. Yağış sonrasında İstanbul'da hayat durma noktasına geldi. Metro istasyonlarını, kara yolları evleri yağmur bastı. hatırlattı. Yağmur Avrasya Tüneli’ni de vurdu ve tünel su baskını nedeniyle uzun süre araç trafiğine kapatıldı. Avrasya Tüneli tanıtımında "İstanbul'un iki yakası arasında dışarıdaki iklim şartlarından etkilenmeden kesintisiz araç ulaşımı mümkün hale geldi" ifadeleri kullanılmıştı.

Erdoğan Avrasya Tüneli’nin açışı sırasında şöyle demişti:

"Günde 100 bin araç, dışarıdaki hava şartlarından etkilenmeden rahat bir şekilde burayı kullanacaktır. Artık fırtına çıktı, vapur seferleri iptal oldu, sis çöktü, köprüde trafik durdu gibi haberleri geride bırakıyoruz. Bir taraftan Marmaray, bir taraftan Avrasya Tüneli... Avrasya Tüneli sayesinde İstanbul'un iki yakası arasında dışarıdaki iklim şartlarından etkilenmeden kesintisiz araç ulaşımı mümkün hale geldi.”

İşte yağmur sonrasında Avrasya Tüneli’nin hali:


http://www.birgun.net/haber-detay/erdogan-i-avrasya-tuneli-konusunda-da-kandirdilar-170856.html

İşsizlik maaşı sistemi değişiyor, nasıl alınacak?



İşsizlik maaşı sistemi değişiyor, nasıl alınacak?
İşsizlik maaşı sistemi değişiyor. Yeni sistemde maaş alma süresinin uzaması fakat ücretin düşürülmesi planlanıyor.
2017-2019 yıllarını kapsayan Ulusal İstihdam Stratejisi belgesinde işsizlik maaşında yeni bir düzenleme öngörülüyor.
Habertürk Gazetesi’nden Tahsin Akça ve Ahmet Kıvanç’ın haberine göre, uzun süre işsizlik maaşı alana daha düşük maaş İşsizlik sigortasından hak kazanma koşulları değiştirilirken, ödeme süresinin uzatılması planlanıyor. Halen 10 aya kadar işsizlik maaşı ödeniyor. Düzenlemeyle, işsizlik maaşı, maaş alma süresi uzadıkça azalacak şekilde kademelendirilecek. Örneğin, ilk 10 ay asgari ücretin yüzde 80'ine kadar işsizlik maaşı ödenecekse, 11. aydan sonra maaş asgari ücretin yüzde 60'ı ile sınırlanacak.
http://www.yurtgazetesi.com.tr/ekonomi/issizlik-maasi-sistemi-degisiyor-nasil-alinacak-h36890.html

IŞİD MİLİTANLARI İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ



Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve yazı

IŞİD MİLİTANLARI İLK KEZ GÖRÜNTÜLENDİ
Musul’un dışındaki bir komplekste tutulan 370 IŞİD militanı ilk kez görüntülendi.
Musul’da yakalanan terör örgütü IŞİD’in militanları, kent dışındaki bir hapishanede tutuluyor.

Amerikan Associated Press (AP) haber ajansının görüntülediği hapishanede, 370 kadar militan bulunuyor.
ABC Gazetesi’nin aktardığı habere göre, hapishanedeki 100’den fazla terörist, neredeyse üst üste yığılarak karanlık bir odaya doldurulmuş. Gün içinde sıcaklığın 45 dereceyi aştığı odada, herhangi bir havalandırma cihazının bulunmuyor.
AP’ye konuşan bir cezaevi görevlisi, “Militanların çoğu sağlık ve deri problemleri yaşıyor, çünkü güneş göremiyorlar. Birçoğu yürüyemiyor. Hareket edemedikleri için bacakları şiş”diyor.

Son üç ayda söz konusu cezaevi kompleksinde 1150 mahkum geçmiş. Bunlardan 450’si başkent Bağdat’taki bir cezaevine gönderilmiş.
ABD üssünün bulunduğu Musul’un güneyinde yer alan Kayyara’daki hapishanede ise 2 bin 800 IŞİD üyesi tutuluyor.



IŞİD teröristlerinin aileleri de, Musul dışında bir açık hava kampında tutuluyor. Reuters’ın fotoğrafladığı tellerle çevrili kampın girişinde, silahlı askerler nöbet tutuyor. Kocaları, oğulları veya kardeşleri terör örgütü safında savaşırken ölen kadınların çadır kentte tutulduğunu belirten Reuters, kampta 170 ailenin olduğunu bildiriyor.

http://www.parlamentohaber.com/2017/07/19/isid-militanlari-ilk-kez-goruntulendi/

ABD’NİN TERÖR RAPORUNDA FETÖ YOK!..



Görüntünün olası içeriği: yazı
ABD’NİN TERÖR RAPORUNDA FETÖ YOK!..

ABD’de Dış İşleri Bakanlığının hazırladığı “Terorism 2016” başlıklı raporda, Türkiye bölümünde FETÖ’ye ilk kez verildi.
Raporda; Türk Hizbullahı, TKP/ML, TİKKO, MLKP ve DHP-C, terör örgütleri listesinde yer alırken, PYD/YPG ve FETÖ’den terör örgütü olarak bahsedilmedi.

Yayınlanan raporda, FETÖ için sadece, “Hükümet, 240‘tan fazla kişinin öldüğü, 2 bin 100‘den fazlasının yaralandığı 15 Temmuz’daki darbe girişiminden Gülen hareketini sorumlu tutuyor.” deniliyor.
Türkiye’nin IŞİD’e karşı yürütülen operasyonlara yaptığı katkıya da değinilen raporda, PKK ile ilgili “PKK saldırılarında şehit düşen güvenlik güçlerinin sayısının ise 750‘den fazla olduğu”ndan bahsedildi.

http://www.parlamentohaber.com/2017/07/20/abdnin-teror-raporunda-feto-yok/

ABD TÜRKİYE’NİN O HAREKETİNDEN RAHATSIZ





ABD TÜRKİYE’NİN O HAREKETİNDEN RAHATSIZ
AA’nın, ABD’nin PKK/PYD’ye destek için kurduğu üslerin konum ve işlevlerine ilişkin son derece stratejik bilgiler paylaşması ABD cephesinde panik yarattı.
Anadolu Ajansı (AA) geçtiğimiz günlerde, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinde, PKK’nın paravan örgütü Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) destek için kurduğu 10 askeri üssün konumunu, işlevini, stratejik önemini ve bu üslerdeki askeri personelin sayısını konu alan son derece detaylı bir haber yayınlamıştı.

AA’nın haberi ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) cephesinde derin bir panik havası estirdi. ABD’nin bölgedeki askeri faaliyetlerini nokta nokta, rakamlarla sunan haberden tedirgin olan CENTCOM sözcüsü Albay Joe Scrocca, ABD merkezli The Daily Beast gazetesi üzerinden AA’ya sert tepki gösterdi.
Amerika’nın Sesi’nde yer alan haberde, ABD Savunma Bakanlığı, Anadolu Ajansı’nın Suriye’nin kuzeyindeki Amerikan askeri karargahlarının haritasını yayınlamasının, Türkiye hakkındaki kaygıları arttırdığını duyurdu.
Resmi haber ajansı, Suriyeli Kürtler’in elindeki bölgede kurulu on Amerikan askeri karargahının konumlarının haritasını yayınlamıştı.
Pentagon sözcüsü, Amerikalı askeri yetkililerin haritanın kaynağını öğrenemediğini söyledi, ancak NATO müttefiki bir ülkenin yetkililerinin hassas bilgileri yayınlayarak Amerikan kuvvetlerini tehlikeye atmasının çok büyük kaygıya yol açtığını belirtti.
Pentagon yetkilileri askeri karargahların konumlarını gösteren haritadaki içerikleri doğrulamayı reddetti.



SURİYE’DE 10 NOKTADA PKK/PYD’YE ABD DESTEĞİ

ABD, Suriye’de müttefik olarak nitelediği terör örgütü PKK/PYD’nin kontrolündeki bölgelerde iki hava üssü ve 8 askeri noktada özel birlikler ve ekipman bulunduruyor. ABD özel kuvvetleri, örgüte, IŞİD karşıtı operasyonlarında destek verirken, Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) güçlerine karşı da onlara koruma sağlıyor.
ABD, Ekim 2015’te PKK/PYD’nin kontrolündeki Haseke ilinin kuzeydoğusunda yer alan Rümeylan ilçesinde, Mart 2016’da ise Kobani’nin (Ayn el-Arab) güneyindeki Harab Işkköyünde hava üsleri kurmuştu.
Rümeylan, kargo uçaklarının da inebileceği büyüklükteyken, Harab Işk’ı yalnızca askeri helikopterler kullanabiliyor.
ABD’nin Nisan 2016’dan bu yana PKK/PYD bölgesine yaptığı askeri sevkiyatın bir kısmı, Irak sınırından karayoluyla girerken diğer kısmı da kargo uçaklarıyla Rümeylan’a indiriliyor.
AA muhabirlerinin yerel kaynaklardan derlediği bilgilere göre, ABD iki hava üssü dışında Suriye içinde PKK/PYD işgalindeki bölgelerinde 8 adet askeri noktaya sahip.
Operasyonel noktalar, genellikle küçük ve mobilize birlikler için güvenlik gerekçesiyle “sahra tipi” şekilde, üzerine toprak yığılmış düz arazi üzerine kuruluyor.

Ekip ve ekipmanın her an harekete geçebilir şekilde beklediği sahra tipi noktaların kurulumunu tespit etmek de zor oluyor.
Bunlar dışında ABD, dönüşümü kolay fabrikalar, konut alanları ya da PKK/PYD’nin kampları gibi tespit edilmesi zor alanları da operasyonel nokta olarak kullanıyor.
ABD kuvvetleri, Suriye’nin kuzeyinde bazı alanları “girişi yasak bölge” ilan ederek operasyonel noktaların inşasını gizli tutuyor.
Bu 8 noktada, top atışı, hava saldırısı için irtibat görevlisi, askeri danışman, eğitim sorumlusu, operasyon planlama sorumlusu ve aktif çatışma içinde yer alan birlikler konuşlu bulunuyor.
Ekipman olarak da Suriye’deki iç savaşın doğasına uygun şekilde mobilizasyon kapasitesi yüksek top bataryaları, çok namlulu roketatarlar, istihbarat için çeşitli mobil ekipmanlar, hava indirme üslerinin çevre güvenliği ve genel devriye için “Stryker” zırhlı araçlar gibi araçlar yer alıyor.

http://www.parlamentohaber.com/2017/07/20/abd-turkiyenin-o-hareketinden-rahatsiz/

‘TÜRKİYE’DEKİ DİKTATÖRLÜK YIKILINCAYA KADAR’




‘TÜRKİYE’DEKİ DİKTATÖRLÜK YIKILINCAYA KADAR’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının, Mayıs ayındaki Washington’daki göstericilere yönelik sert müdahalesinin yankıları hala sürüyor.
Daha önce, her 2 partiden (Cumhuriyetçi ve Demokrat) Kongre Üyeleri Amerikan değerlerine yapılan bu müdahaleyi kınamış ve Amerikan yasalarının çiğnenmesinden dolayı Erdoğan’ın özür dilemesini talep etmişti.
‘TÜRKİYE’DEKİ DİKTATÖRLÜK YIKILINCAYA KADAR…’

Washingtonhattı’ndan Alim Kahraman imzalı haberde, ABD Kongre üyeleri bugün Erdoğan’a karşı yürüdü. Sloganları: “Türkiye’de kurulmakta olan diktatörlük yıkılıncaya kadar durmayacağız.”, “Yabancı bir tiranın ABD’ye gelmesi ve fedailerinin Amerikan topraklarında Amerikalıları dövmesine izin verilmesi düşüncesi akıl almaz.”

Erdoğan, durumun vahametinin farkında mı?
‘TÜRK HÜKÜMETİNİN KORUMALARI’

ABD Temsilciler Meclisi Alt komitesi başkanı Dana Rohrabacher Ted Poe, Jim Costa, John Sarbanes, ve Jim McGovern gibi her iki partiden temsilcilerle birlikte ABD Ermeni Ulusal Komitesi tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuştu.
Aynı etkinlikte konuşan Kaliforniya’nın demokrat temsilcisi Jim Costa ise “Bu sabah buradaki kişilere Amerika’nın temel taşı olan ve birinci madde haklarımızdan konuşma özgürlüğü, toplanma özgürlüğü ve protesto özgürlüğü olan bir prensip için katıldım, ve bu özgürlükler 16 Mayıs’ta maalesef Türk Hükümetinin korumaları tarafından ihlal edildi.” dedi.

NE OLMUŞTU?

Mayıs ayında, Washington’da düzenlenen resmi ziyareti sırasında Erdoğan’ın destekçileri ve korumaları Sheridan Circle yakınlarında bulunan Türk Büyükelçiliği ikametgahı önünde göstericilerle çatışmıştı. Olay neticesinde dokuz kişi yaralanmıştı. Hadise D.C.Metropolitan Polis şefi Peter Newsham tarafından “ölümcül saldırı” olarak nitelenmişti.
Türk Büyükelçiliği ise Erdoğan’ın korumalarının göstericiler tarafından provoke edildiğini ve meşru müdafaa kapsamında müdahalede bulunduklarını iddia etmişti.

Haziran ayında ise, Kongre olayı kınayan bir kararı 397’e karşı sıfır oy ile kabul etmişti.
‘YABANCI TİRAN’

Bunların yeterli olmadığını söyleyen ve olaylara müdahil olan Türk vatandaşlarının yargılanmak üzere ABD’ye gönderilmesi gerektiğini söyleyen temsilci Ted Poe ise “Yabancı bir tiranın ABD’ye gelmesi ve fedailerinin Amerikan topraklarında Amerikalıları dövmesine izin verilmesi düşüncesi akıl almaz. Ve bu olaya karışan kişilerin hesap vermesi, yargı önüne çıkması ve suçlu bulundukları taktirde hapse atılmaları gerekir. ” diyerek sözlerine devam etti.
Haziran ayında, Washington’da kolluk kuvvetleri Erdoğan’ın 12 koruması hakkında suçlamada bulunmuş ve haklarında tutuklama kararı çıkartmıştı.

http://www.yurtgazetesi.com.tr/

AKP’Yİ TERK EDİYORLAR






AKP’Yİ TERK EDİYORLAR

Gazeteci Yazar İsmet Özçelik AK Parti’ye olan desteğin yüzde 41’lere düştüğünü yazdı.
İsmet Özçelik’in Aydınlık’taki yazısı şöyle:
“15 Temmuz ABD/FETÖ darbe girişimini bastırma” kutlamalarındaki izlenimlerimi aktarmıştım. AKP’ye destek veren kesimlerin heyecanını kaybettiğini, Erdoğan’la ilgili sloganlara katılımın çok cılız olduğunu belirtmiştim. Gelişmenin AKP açısından seçimler için umut verici olmadığını vurgulamıştım.
Yapılan son anketler de gözlemlerimi doğruluyor. AKP’ye destek düşüyor.
AKP’Yİ TERK EDENLER
AKP sürekli anket yaptırıyor. Sonuçlar uzmanlarca değerlendiriliyor. Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da sonuçları bizzat incelediği, zaman zaman yapılan anketlerin detaylarını istediği konuşuluyor.
Piyasaya AKP’yi yüzde 50’lerde gösteren anketler sürülse de gerçek çok farklı. 16 Nisan halkoylamasında gerçeğe çok yakın tespitler yapan kuruluşların verileri şöyle:
AKP’nin yüzde 15’lik bir çekirdek oyu var. İslami gelenekten geliyor. Bu oylarda bir kırılma yok.
Ama AKP’nin ana gövdesini oluşturan orta sınıfta (küçük ve orta boy sanayici, esnaf, köylü, memur, …) çözülme başlamış durumda.
Asıl kopma AKP’nin en dış halkasında. Şehirli kesim ve merkez sağ seçmen AKP’den uzaklaşıyor.
DÜŞÜŞ HALKOYLAMASI SONRASI HIZLANDI

Yapılan tespitlerden en önemlisi de şu:
“AKP’ye destekte Şubat ayından beri bir azalma vardı. Ama çok belirgin değildi. Düşüş 16 Nisan halkoylaması sonrası hızlandı.” Son rakamlara göre, AKP’nin desteği 7 Haziran seçimlerindeki noktaya gelmiş görünüyor. Yüzde 41.
FATURA ERDOĞAN’A KESİLİYOR
AKP için anket yapan şirketlerin üst düzey yöneticilerine AKP’ye desteğin neden düştüğünü sordum. Bir sürü gerekçe söylediler. Ekonomik krizden tutun da hükümetin çalışmalarını, FETÖ soruşturmalarında yapılan yanlışları, siyasi ayağın üzerine gidilmemesini, milli eğitim politikalarını, … sıraladılar.
Hepsini üst üste koyunca önemli bir rakama ulaşıldığını ifade ettiler. Erdoğan’ın şahsına yönelik desteğin düşüşünü de şöyle izah ettiler:
“Hükümet devre dışı. Bütün sorumluluk Cumhurbaşkanında. Cumhurbaşkanı seçimden sonra yürürlüğe girmesi gereken anayasal konumunu fiilen uygulamaya başladı. Taktik açıdan büyük yanlış yaptı. Şimdi bütün fatura ona kesiliyor. Düşünün Fatih Terim’in Çeşme’de kebapçı basması bile ona fatura ediliyor.
Şu anda Erdoğan’a destek AKP’ye desteğin üzerinde. Ancak önümüzdeki dönemde Erdoğan’a destek AKP’ye desteğin altına düşebilir.”
ERDOĞAN’IN BİLGİSİ VAR
Son anketlerden Erdoğan’ın bilgisi olup olmadığını sordum. Araştırma ile ilgili raporların hazırlandığını ve ilgili yerlere sunulduğunu söylediler.
Bu arada, Erdoğan’ın anketleri değerlendirme konusundaki hassasiyetine dikkat çektiler. 16 Nisan halkoylaması öncesi “Evet”i yüzde 58-60’larda gösteren bir şirketin sahibini herkesin önünde “uçuyorsun” diye nasıl fırçaladığını anlattılar.
METAL YORGUNLUĞU
Erdoğan tekrar AKP Genel Başkanı olduktan sonra sık sık AKP örgütlerini eleştirdi. Örgütlerde “metal yorgunluğu”ndan söz etti. Ama durumu “metal yorgunluğu” ile izah etmek giderek zorlaşıyor. AKP’lilerin deyişiyle iş daha vahim!
PAÇADAN ASILAN POLİTİKALAR

Erdoğan’ın durumu düzeltmek için hangi hamleleri yapacağı bilinmiyor. 16 Nisan halkoylamasını Kılıçdaroğlu ile mücadele havasına sokarak kurtarmıştı. Ancak millete hep aynı pilavı yedirmek zor.
AKP’nin daha önce izlediği politikaları terk etme eğiliminde olduğu bir gerçek. FETÖ ile ortaklığını bitirdi. PKK ile açılımı sonlandırdı. Suriye politikasında önemli değişikliklere gitti.
Ama bazı politikalarda ısrarı paçasından asılıyor. FETÖ’nün “siyasi ayağı” konusunda ayak sürüyor.
PKK ile “açılım”ı bitirse de parti içindeki “açılımcılar” duruyor. “Açılım”ın destekçisi Barzani ile nedeni tam anlaşılamayan(!) ilişkiler devam ediyor. Irak ve Suriye politikalarında değişiklikler yapsa da Irak Merkezi Hükümeti ve Şam Yönetimi ile işbirliğinden kaçınıyor.
GÜVEN SORUNU YARATIYOR
Bu da hem içte, hem dışta güven sorunu yaratıyor. Türkiye’nin dostları AKP iktidarını “öngörülebilir” olmaktan uzak buluyorlar. Her an kendilerine kazık atabileceği duygusuyla temkinli davranıyorlar. Uçak krizi sonrasında Ruslarla yaşananlar, Rusların sürekli B planını da yedekte tutmaları bunun sonucu.
İçerde yapılan hatalar da benzer sıkıntılara yol açıyor. Güvensizlik, geniş kitleleri ABD’nin tuzaklarına itiyor. Bakalım önümüzdeki günler ne gösterecek. İzliyoruz!”

http://www.asikurtlar.com/akpyi-terk-ediyorlar.html

yine sokağa çıkıyor!



 yine sokağa çıkıyor!

15 Haziran'da Ankara'dan başlayıp 9 Temmuz'da İstanbul'da son bulan tarihi Adalet Yürüyüşü'nün ardından CHP yine sokaklara çıkıyor. Tunceli'de gerçekleştirilecek yürüyüşün amacı ise terörlü mücadele olacak. Yürüyüşe CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel ve 10 milletvekilinin yanı sıra Tunceli dışından da çok sayıda partili katılacak.

CHP’nin Tunceli’de yarın yapacağı yürüyüşle ilgili basın toplantısı düzenleyen CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, yürüyüşün temel amacının Tunceli’nin bir terör kenti olmadığını ve Cumhuriyet kenti olduğunu ifade etmek ve terörün karşısında olduklarını göstermek olduğunu söyledi.

CHP’li Erol, yakın bir zamanda Tunceli sınırları içinde öğretmen Necmettin Yılmaz’ın terör örgütü tarafından katledilmesinde sonra il başkanlarının konuştuğunu, daha sora kendisinin de TBMM’de bir konuşma yaptığını hatırlatarak, şöyle konuştu: “Tunceli’nin terörle anılacak bir kent olmadığını, Tunceli’nin bir Cumhuriyet kenti olduğuna dair söylemlerim daha önce de olmuştu. 


Tunceli bir terör kenti değildir, buna müsaade etmeyeceğiz. Tunceli’de bu tür terör eylemlerinin bir daha olmaması, bu kentte insanların ölmemesi ve özgür yaşaması için bir eylem yapma ihtiyacı hissettik. Bunun için de yarın teröre karşı yürüyeceğiz. Yarın saat 18.00’de çarşı merkezi yeraltı çarşısı üzerinde Belediye binası önünden toplanarak cemevimizin bulunduğu Pülümür Çayı’nın kenarına kadar bir yürüyüş yapacağız. 
Pülümür Çayı’nın kenarına kadar yürüdükten sonra Necmettin Yılmaz öğretmenimizin cansız bedeninin bulunduğu yere karanfiller atacağız ve daha sonra da bir basın açıklaması yapacağız. Bu yürüyüşümüze Grup Başkanvekilimiz Levent Gök, milletvekillerimiz Muharrem İnce, Tuncay Özkan, Haluk Pekşen, Gülay Yelekçi ve isimlerini henüz alamadığımız diğer milletvekillerimizi de katılacak. Zaten yarın basın açıklamasında bu konuyla ilgili daha detaylı açıklamamız olacak. 
Necmettin öğretmenimizin katledilmesi hepimizi derinden üzmüştür. Hepimizin yüreğinde bir acı oldu, bir ateş oldu bu ölüm olayı. Hepimizi susmak yerine, kapalı yerlerde konuşmak yerine, isyan etme noktasına getirdi. Yürüyüşümüzün ve açıklamamızın temel amacı Necmettin öğretmeni anmak ve burada yaşanan terör eylemlerini kınamak.”

ERDOĞAN TELEFONLA ARADI

CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini telefon ile araması ile ilgili olarak ise “TBMM’de yaptığım konuşmadan sonra sayın Cumhurbaşkanımız beni arayarak kutladı. Ben de sayın Cumhurbaşkanımıza nezaketinden dolayı teşekkür ettim. Tunceli halkının yaklaşımının benim konuşmamda söylediğim yaklaşım olduğunu kendisine belirttim. Aramızdaki konuşma bittikten sonra konuyu Genel Başkanıma aktardım ve konuşmanın içeriği ile ilgili genel başkanıma bilgi verdim” dedi.

KİMLER KATILACAK?

Yürüyüşe kimlerin katılacağına yönelik ise İstanbul milletvekili Dursun Çiçek konuştu. TBMM’de düzenlediği basın toplantısında konuşan Çiçek “”Genel başkanın katılması planlı değil ama 10 kadar milletvekili ve grup başkvanvekilimiz yürüyüşte olacak. Terör insanlık suçudur. Şiddetle lanetliyoruz. Ve her türlü mücadeleyi vermede iktidar ve hükümetin arkasındayız ve tabu bunlar hukuk, adalet içinde yapılmalı.” diye yanıtladı.

'AKP-FETÖ işbirliğinin kanıtı'





'AKP-FETÖ işbirliğinin kanıtı'

CHP, TBMM'de kurulan 15 Temmuz darbesi araştırma komisyonunun raporuna, AKP'lilerce son anda, CHP'ye haber vermeden eklenen bölüme, 71 sayfalık bir muhalefet şerhiyle itiraz etti.
Sözcü'den Zeynep Gürcanlı'nın haberine göre; CHP’nin yazdığı muhalefet şerhinde, AKP’li komisyon üyelerinin rapora son anda yaptıkları ek, “AKP-FETÖ’nün aynı menzile varmak için yaptıkları işbirliğinin kanıtı” olarak nitelendirildi. CHP’nin şerh yazısında, “AKP, yakın gelecekte tecelli edecek özgür yargıya FETÖ'yle tam on üç yıl boyunca aynı menzile ulaşmak için yaptıkları koordineli işbirliğini ikna edici kanıtlarından birini daha vermiş oldu” ifadesi kullanıldı. CHP şerhinde şöyle denildi;

“Büyük Adalet Yürüyüşü'nden sonra da başta ifade ettiğimiz nedenlerle kısaca 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu olarak adlandırılan Komisyonumuzun sonuçlanmış raporuna gizlice bir ek yaptılar. Fakat bu tutumlarıyla suç ikrarında bulundular ve aslında ‘ortak menzile' yürüdükleri FETÖ ile kurgu davalar yaratma konusunda tam bir zihni paralellik gösterdiklerini açıkça ortaya koymuş oldular. Böylece AKP, yakın gelecekte tecelli edecek özgür yargıya FETÖ'yle tam on üç yıl boyunca aynı menzile ulaşmak için yaptıkları koordineli işbirliğini ikna edici kanıtlarından birini daha vermiş oldu.”

“KILIÇDAROĞLU 15 TEMMUZ’DA KONUŞTURULMADI…”


CHP’nin şerhinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “AKP Genel Başkanı Erdoğan” olarak bahsedilerek, 15 Temmuz gece yarısı Meclis’te yapılan anma toplantısında CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşturulmaması da şu ifadelerle eleştirildi;

“AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan birlik ve beraberlik gerektiren 15 Temmuz gecesini şehitlerin ruhlarını acıtacak bir şekilde kendi günah çıkarma ayinine dönüştürmüş, üç defa program değiştirerek Sayın Kılıçdaroğlu'nun TBMM'den halka yaptığı konuşmanın tekrarlanmasını engellemek içi CHP'yi törenlerden dışlamıştır”.
“KILIÇDAROĞLU’NA FETÖCÜ TAKTİKLERLE SAHTE SUÇLAR İSNAT EDİLİYOR…”


Şerhte, Erdoğan”ın Kılıçdaroğlu için kullandığı “sokağa çıkamaz hale gelecek” ifadesine de atıf yapılarak, şöyle denildi;

“CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu “sokağa çıkamaz hale gelebileceğinden” söz edebilmiş ve ona tıpkı FETÖ'cü taktiklerle ne idüğü belirsiz birtakım sahte suçlar isnat edilebileceğini imayı aşan bir tehditkarlık ile ifade etmiştir. Bu tür sahte suç isnatları imasında bulunurken zihninde Komisyon Raporuna kendisinden başka hiç kimsenin imzası olamayacak son yeni ilavenin bulunduğu ve bunu artık tamamen kendisine tabi kıldığı sözde mahkemelerin bir delil olarak değerlendirebileceği gerçeğinin bulunduğu neredeyse muhakkak gibidir. ”

http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/akp-feto-isbirliginin-kaniti-h37032.html

Türkiye Batı ve Nato'dan uzaklaşıyor





Türkiye Batı ve Nato'dan uzaklaşıyor

Emekli Tümamiral Soner Polat,Berlin-Ankara gerilimini yorumladı.

Berlin-Ankara gerilimini yorumlayan Emekli Tümamiral Soner Polat, Almanya'nın suni krizler yaratarak Erdoğan ve Türkiye karşıtlığı üzerinden prim yapmaya çalıştığına işaret etti. Polat, "Türkiye Batı'dan ve NATO'dan emin adımlarla uzaklaşıyor" dedi.
Almanya ve Türkiye'nin içinde bulunduğu kriz, aralarında Alman vatandaşı Peter Steudtner'ın da bulunduğu altı aktivistin İstanbul Büyükada'da gözaltına alındıktan sonra tutuklanmasıyla bir kez daha tırmanışa geçti. Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Türkiye'yi ticari ilişkiler ve turizm alanlarında sıkıntı bir döneme girilebileceğine işaret etti. Peki Almanya ve Türkiye arasındaki bu gerilim yalnızca ekonomiye mi olumsuz etki eder?
Sputnik'e konuşan Emekli Tümamiral Soner Polat'a göre, Almanya'nın "bile isteye tırmandığı" bu kriz, Türkiye'nin NATO'dan uzaklaşmasının da önemli bir kilometre taşı.
Türkiye'nin NATO'dan uzaklaşmakta olduğunu söyleyen Polat "Türkiye emin ama ağır adımlarla Avrasya'ya yaklaşıyor. Bu sancılı bir süreç. 1952 senesinden beri Batı kulübünde olan Türkiye'nin NATO'dan sancısız ve sorunsuz bir şekilde geçiş yapmasını beklemek fazla inandırıcı olmaz. Almanya'nın bu açıklamaları Türkiye'nin NATO'daki pozisyonunu mutlaka etkileyecektir" dedi.

‘SUNİ KRİZLERLE PRİM YAPMA PEŞİNDELER'

Batılı ülkelerin Avrupa karşıtlığının da NATO'dan kopuşa tuz biber eker nitelikte olduğuna işaret eden Polat "Zira Batılı ülkelerin halihazırda Türkiye karşıtlığı söz konusu. Bu karşıtlık özellikle de 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından daha da arttı. Avustralya'dan Yeni Zelanda'ya; Avrupa'dan ABD'ye Türkiye'ye karşı bir ön yargı var" dedi.
Polat "Türkiye karşıtlığı AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan üzerinden maskeleniyor. Asıl hedef Türkiye ama bütün olayların sorumlusu Erdoğan'mış gibi gösteriliyor. Almanya bu krizi bilerek tırmandırıyor, İncirlik krizini de kendi çıkardı. Normalde İncirlik Üssü'ne veya Konya'ya milletvekili gelse ne olur, gelmese ne olur? Oraya milletvekili gelse, Alman uçakları daha mı iyi uçacak? Bunlar suni krizler" ifadelerini kullandı.
Erdoğan karşıtlığı Avrupa'da iç siyasette prim yaptığını söyleyen Polat "Aynı Brexit sürecinde İngiltere Dışişleri Bakanı ve Londra'nın Belediye Başkanı Boris Johnson, Brexit sürecini kampanyasını Türkiye karşıtlığı üzerine inşa etmiş olması gibi şimdi de Hollanda ve şimdi de Almanya'da da benzer bir Türkiye karşıtlığı söz konusu. Erdoğan'ın G-20 zirvesinde konuşturulmaması büyük bir skandaldır. Türkiye, Batı'dan uzaklaşıyor" diye konuştu.

‘TÜRKİYE, YUNANİSTAN VEYA SURİYE DEĞİL'

Almanya'yı ‘rasyonel adımlara atmaya' çağıran Polat "Bana kalırsa, Almanya da bir Avrasya ülkesi. Bu sebeple daha dengeli adımlar atması gerekirken Türkiye'yi ticaret ve turizm alanlarıyla ilgili tehdit ediyor. Ama şunu unutmamak lazım ilişkiler durursa, daha çok malı satan Almanya daha büyük zarara girer. Almanya'yı rasyonel çizgiye davet ediyorum" dedi.
Berlin'in Türkiye'deki yargı sürecine müdahaleci bir söylem içinde olduğunu savunan Polat "Fethullahçı darbe terörüyle ilgili her şey belirliyken, Almanya'nın tutumu belli, doğrudan Türk yargısına müdahale anlamında sözcükler kullanıyorlar. Herkes Türkiye'nin Yunanistan, Irak veya Suriye olmadığını anlaması gerekiyor. Anlamazlarsa da öğreneceklerdir" diye ekledi. 
Kaynak: Supitnik

Zarrab ile ilgili yeni gelişme





Zarrab ile ilgili yeni gelişme
Zarrab cezaevinde kavga mı etti
ABD'de cezaevinde tutulan İran asıllı Türk işadamı Reza Zarrab'ın dava sürecini başından itibaren takip eden New York Barosu avukatı Cahit Akbulut, Zarrab’ın tecrite konulma nedenini anlattı...

Amerika’nın Sesi’nden Can Kamiloğlu’nun haberine göre Akbulut, Sarraf’ın 21 gün tecrit hücresine konulmasıyla ilgili görüşlerini şöyle açıkladı:
“Neden tecrit hücresine konulduğunu bilmiyoruz. Sadece neden konulduğu konusunda tahminler ve yorumlar yapabiliriz. Genellikle bu tür uygulamalar tutuklu veya hükümlülerin korunmalarına yönelik olarak alınan önlemlerdir. Hapishane yönetimi böyle bir durumda karar verici yetkili makamdır. Sarraf’ın 21 gün süreyle tecrit hücresine konulma kararında cezaevinde karıştığı bir kavga neden olabilir. Hapishane yönetimi böyle bir durumda Sarraf’ın tehdit aldığı kişiler olabileceğine kanaat getirmiş ve onu ayrı özel hücrede diğer mahkumlarda ayrı olarak tecritte korumaya çalışmış olabilir.



Böyle bir tecrit kararı alınmasında Sarraf’ın cezaevinde sözlü bir münakaşaya girmesi bile yeterli olur. Sarraf, cezaevinde önemli ve kritik bir tutuklu muamelesine tabi tutuluyor. Hayati bir tehlike görmüşlerse ufacık bir tartışma sonrasında duyulan bir tehdit sözcüğü üzerine hayatını korumak için böyle bir karar almış olabilirler. Bunu kendisi mi yaptı? Diğerleri ona mı yaptı bunu tam olarak bilmiyoruz. Sarraf’ı 21 gün süre tecrit hücresinde tuttuktan sonra diğer hapishaneye nakil etmişler. Belki belli bir süre içerisinde her şeyin normale dönmesini bekleyip, sıkıntı devam etmişse başka bir cezaevine transfer etme kararı almış olabiliriler. Benim fikrim Sarraf’ın da karıştığı bir kavga olduğu yönünde. Tecrit ederek hapishane de diğer hükümlü ve tutuklularla görüşmemesini sağladılar. Tedbir olarak da diğer bir hapishaneye gönderdiler.

Cezaevinde bir kişi veya gurubun Sarraf’a karşı bir eylemde bulunabileceği duyum veya ihbarını almış olabilirler. O yüzden onu koruma altına almış olabilirler. Sarraf bilinen bir tutuklu ona karşı derin tehlike yaratacak bir duyum almış olabilirler. Yaralanmasın, öldürülmesin düşüncesiyle başka cezaevine naklini sağladılar.”
http://www.siyasetcafe.com/gundem-haberleri/23995-zarrab-ile-ilgili-yeni-gelisme

Fetö'cü müftüden Peygambere hakaret



Fetö'cü müftüden Peygambere hakaret
FETÖ'cü müftüden skandal Gülen paylaşımları
Kayseri'de tutuklu olarak yargılanan eski Ardahan Müftüsü Aytekin Yılmaz'ın FETÖ elebaşı Fetullah Gülen'i peygamberden daha üstün gösterdiği paylaşımlar ortaya çıktı.

Kayseri'de FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan eski Ardahan Müftüsü Aytekin Yılmaz hakkında mahkemeye gönderilen bir yazı, terör örgütünün nasıl bir sapkın düşünce içinde olduğu ve bunu nasıl yaymaya çalıştığını bir kez daha gözler önüne serdi. 
Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen ve Örgütlü Suçlar Bürosu'nca Yılmaz'ın yargılandığı 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilen yazı, Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi'nin sanık hakkında elde ettiği yeni delilleri içeriyor.
SKANDAL PAYLAŞIM
Bu yeni deliler arasında en dikkati çeken ise FETÖ üyesi Aytekin Yılmaz'ın, Kayseri Müftü Yardımcısı olduğu dönemde peygamberler hakkında sarf ettiği skandal sözler oldu. 
Belgede, Yılmaz'ın peygamberleri şehvet müptelası gösterip aşağılayan, teröristbaşı Fetullah Gülen'i ise daha yüce bir konuma oturtan paylaşımına yer verildi. 
Yazıda, Yılmaz'ın müftülük personel ile yaptığı bir toplantıda, "Bütün peygamberler evlenerek şehvetini giderirler. Ama Muhterem Fetullah Gülen Hoca Efendi Hazretleri ise peygamberlerden de üstün olduğu için ibadet ederek şehvetini giderirdi" ifadelerini kullandığına dikkat çekildi. 
Yeni deliller arasında Aytekin Yılmaz'ın, görevde olduğu süre zarfında makam odasına kolay kolay kimsenin giremediği, FETÖ üyesi olmayan personel odasına girdiğinde ise "Bu makama girdiğine dua et, buraya kolay kolay kimse giremez" diyerek uyardığı da yer aldı.
Kaynak: Star

Araştırma: En büyük tehdit Amerika





Araştırma: En büyük tehdit Amerika
"En büyük dost Azerbaycan, tehdit Amerika!
Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin her yıl gerçekleştirdiği 'Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması'nın 2017 yılı sonuçları açıklandı.Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi’nin her yıl gerçekleştirdiği 'Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması'nın 2017 yılı sonuçları açıklandı.
Araştırmaya göre Türkiye kamuoyu Azerbaycan’ı Türkiye’nin en yakın dostu olarak görüyor; ABD ise Türkiye’ye tehdit oluşturan ülkeler arasında birinci sırada yer alıyor. Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın başkanlığında, Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sinem Akgül Açıkmeşe koordinasyonunda, Türkiye’nin nüfus yapısını temsil eden 26 ilde 18 yaş üstü bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen ankette, Türkiye’nin başta Suriye, ABD ve Avrupa Birliği (AB) ile ikili ilişkileri olmak üzere Türk dış politikasına yön veren gelişmeler hakkında sorular soruldu. Araştırma sonuçlarına göre 'terörle mücadele' artan bir oranda ‘dış politika sorunu’ olarak görülüyor. Bu durum kamuoyu nezdinde terörün sadece ülke içi bir sorun biçiminde değerlendirilmediğini, dış politika unsuru olarak da nitelendirildiğini ortaya koydu.
EN YAKIN DOST AZERBAYCAN, EN BÜYÜK TEHDİT ABD‘
Türkiye’nin en yakın dostu hangi ülkedir?’ sorusuna katılımcılar geçen yıla göre yüzde 12’lik artışla yine ‘Azerbaycan’ yanıtını verdi. Geçen yıl yüzde 59,3’lük kesim Azerbaycan’ı ‘en yakın dost ülke’ olarak nitelendirirken, bu yıl ankete katılanların yüzde 71,3’ü en yakın dostumuzun Azerbaycan olduğunu ifade etti. ‘Türkiye’nin dostu yoktur’ diyenlerin oranı ise geçtiğimiz yılın oranı olan yüzde 23,1’den yüzde 17,2’ye geriledi.Türkiye için tehdit olarak görülen ülkeler seçeneğinde geçen yıl Ortadoğu ülkeleri öne çıkarken, geçen yılla karşılaştırıldığında yüzde 22,4’lük bir artışla bu yıl ABD Türkiye için en büyük tehdit olarak karşımıza çıktı. İkinci en büyük tehdidi oluşturan ülke yüzde 37,4’lük kesim tarafından İsrail olarak belirtildi. Tehdit unsurları arasında en dikkat çekici sonuç ise, geçtiğimiz yıl yüzde 10,4’lük bir oranla tehdit oluşturduğu düşünülen AB ülkelerinin, bu yıl yüzde 24’lük oranla Türkiye’ye yönelik tehdit oluşturan ülkeler arasında üçüncü sırada yer alması oldu. Rusya’ya yönelik tehdit algısı ise yüzde 34,9’dan yüzde 18,5’e düştü.
TÜRKİYE’NİN SURİYE’YE YÖNELİK TARAFSIZ POLİTİKA İZLEMESİ İSTENİYOR
Ankette ‘Sizce Türkiye Suriye’ye yönelik nasıl bir politika izlemelidir?’ sorusuna yüzde 49,9’luk kesim ‘Tarafsız kalmalı, herhangi bir müdahalede bulunmamalı’ yanıtını verdi. Kamuoyunun yarısı Türkiye’nin Suriye’ye yönelik tarafsız kalması gerektiğini düşünüyor. Suriye göçmenlerinden duyulan memnuniyetsizlik geçen yıldan bu yana değişmedi. Yüzde 54,5 memnuniyetsizliğini dile getirirken; yüzde 17,5 memnun olduğunu belirtti. Yüzde 28’lik kesim ise ‘Ne memnunum ne memnun değilim’ dedi. Kamuoyunun yüzde 46,4’ü göçmen alımına son verilmesi gerektiğini düşünüyor.

TÜRKİYE’NİN AB ÜYELİĞİNE YÖNELİK UMUTLAR AZALIYOR
Araştırmada dikkat çeken bir diğer unsur Türk halkının AB’ye üyelik sürecine verdiği destekte yıllar içinde azalma yaşanması. Gelinen noktada Türkiye’nin AB üyeliğini destekleme oranı, yüzde 48,4 olarak belirlendi. ‘Türkiye AB’ye hiçbir zaman tam üye olamayacak’ diyenlerin oranı 2015 yılında yüzde 47,6 idi. Bu oran geçen yıl yüzde 66,7’ye, bu yıl ise yüzde 81,3’e yükseldi. Buna karşılık, Türkiye ile AB arasında üyelik yerine farklı bir model kurulmasını destekleyenlerin oranı yüzde 30,4’te kaldı. Türkiye için AB üyeliğinin alternatifi olarak Rusya ile stratejik işbirliği yapılmasını düşünenler oranda artarak yüzde 14,8’den yüzde 27,6’ya yükseldi. Tüm olumsuz gelişmelere rağmen Türk halkı ne Türkiye’nin ne de AB’nin yakın zamanda üyelik müzakerelerini durduracağına inanmıyor. AB’nin müzakereleri durdurmayacağını düşünenlerin oranı yüzde 70 iken, Türkiye’nin müzakereleri durdurmayacağına inananların oranı yüzde 73,7 olarak gerçekleşti.

Suudi Arabistan'dan küstah açıklama



Suudi Arabistan'dan küstah açıklama
Suudi Arabistan: Türk kardeşlerimizin Arap dünyasına sızma dönemi çoktan sona ermiştir.
Suudi Arabistan'ın BM Büyükelçisi Abdullah El Muallimi, Türkiye'ye Katar'daki askeri varlığını artırması üzerine uyarıda bulunarak, "Türk kardeşlerimizin Arap dünyasına sızma dönemi çoktan sona ermiştir" dedi.

Suudi Arabistan'ın BM Büyükelçisi Abdullah El Muallimi, Katar'ın Türkiye ve İran ile ilişkilerine dair bir dizi açıklama yaptı.
Muallimi, "Türk kardeşlerimiz Arap dünyasına sızma ve istenmeyen müdahaleler döneminin çoktan sona erdiğini anlamalıdır. Türkiye yapıcı bir rol oynamak isterse bu memnuniyetle karşılanır. Ama askeri üsler ya da askeri müdahale yoluyla rol oynamaya çalışmak yapıcı olmaz ve Türkiye'nin Arap dünyasındaki itibarına zarar verir" ifadelerini kullandı.
Katar'a ambargo uygulayan dört ülkenin temsilcileri geçtiğimiz gün yaptıkları açıklamada, Katar'a yöneltilen 13 maddelik talep listesinde yer alan ''terörle mücadele'' ile ilgili altı koşulun yerine getirilmesine vurgu yapmıştı.
Muallimi, bu altı koşulu kabul etmenin Katar için daha kolay olacağını belirterek, koşulların yerine getirilmesinin yakından takip edileceğini ancak iki taraf arasında detaylar üzerinde müzakere edilebileceğini dile getirdi.
Öte yandan Muallimi, ''şiddet kışkırtmalarının durdurulması durumunda El Cezire'nin kapatılmasının gerekmeyebileceğini'' ifade etti.

Medeniyetin Dışında Yapılmış, Kendisine Hayran Bıraktıran 10 Ev!





Medeniyetin Dışında Yapılmış, Kendisine Hayran Bıraktıran 10 Ev!
Gerek mimarisi, gerek bulunduğu ortam sayesinde göze çarpan ve insanın içini eriten evleri derledik.
Hepimiz bazen yalnız zaman geçirmemiz gerektiğini düşünmüşüzdür. 

Gözlerimizi kapatıp hışırdayan yaprakları, kuş cıvıltılarını ve dalga seslerini hayal ederiz. Olmadı tası tarağı toplar, böyle yerlere gideriz.
Ancak dünyada öyle yerler var ki gözlerinizi kapatmaya gerek bile yok. Medeniyetten uzak, sakin ve gizli… Üstelik hepsi gerçek.

10. ABD / Teksas’taki bu müstakil ev:



Yere 2 metre kadar gömülü olan bu ev dışarıdan sığınak gibi gözüküyor. İçinde ise son derece konforlu bir yaşam alanı var.

9. Kanada’da çam ağaçlarından yapılmış bir bungalov:

Sıra dışı mimarisi ve dizaynı sayesinde manzaraya son derece uyum sağlıyor. İçinden seyre dalmak size kalmış.

8. Çin / Hunan’da alışveriş merkezinin üstündeki evler:

Çatısında ev bulunan bu alışveriş merkezi, epey küçük olmasına rağmen 4 milyonluk nüfusa sahip olan Hunan kentinde bulunuyor. Bu nedenle ev olabildiğince hafif ve şaşırtıcı bir şekilde dizayn edilmiş.

7. ABD / Utah’daki kanyon konağı:

Bu ev, 1986’da sessiz bir yerde yaşamak isteyen evli bir çift tarafından inşa edildi. Elbette hala orada ve hala lüks.

6. İsviçre’deki Villa Vals in Vals evi: 

Yeraltı villa fikrinin arkasındaki neden yerel bir imar yasasıymış. Yetkililer, yüksek bina inşa etmeyi yasakladıkları bölgede yerin altını unutmuşlar. Bu nedenle mimar, bir mağarayı eve dönüştürmeye karar vermiş.

5. Şili’deki bu uçurum evi:


4. Norveç / Hordaland’daki bir göl içindeki dağ evi:


3. ABD / Kaliforniya’daki bu çöl vahası:

Bir çölde kafa dinlemek kimin fikriydi bilinmez. Ölü yığınları andıran bu tuhaf ev, bir Kaliforniya çölünde bulunuyor. Beton, çelik, bakır ve cam derlemesi ve alabildiğine sıcak.

2. İsveç / Lapland’deki bu otel:

Bu binanın dış duvarları camla kaplanmıştır ve kuşların çarpmamaları için kızıl ötesi ışıklar bulunmaktadır. İlgilisine oda fiyatlarını şuradan ulaştıralım.

1. Lüban / Beyrut’un yüksek uçurumlarına saklanmış bu “ev”:

Başlangıçta hiç kimse bir kaya üzerine inşa edilmiş ev fikrine inanmadı, ancak proje fotoğrafları internete düşünce birçok yatırımcının ilgisini çekti.
kaynak: http://www.webtekno.com/medeniyetin-disinda-yapilmis-kendisine-hayranlik-biraktiran-10-ev-h31336.html

Bilim İnsanları, Sürekli Genç Bir Beyne Sahip Olmanın Formülünü Açıkladılar!




Bilim İnsanları, Sürekli Genç Bir Beyne Sahip Olmanın Formülünü Açıkladılar!
Sürekli Genç Bir Beyne Sahip Olmanın Formülü
Uzmanlar, 50’li yaşların üzerinde değişen beyin fonksiyonlarını değerlendirmek için internet üzerinden çeşitli testler yaptılar ve beyni genç tutmak için gereken formülü keşfettiler: Bulmaca çözmek!

Yeni yapılan bir araştırmaya göre her gün bulmaca çözmek, beyninizin 10 yıl daha genç kalmasını sağlıyor.
Araştırmalara göre kelime bulmacaları çözen yaşlı insanlar, düzenli olarak bellek, akıl yürütme ve dikkat becerilerini tetiklediklerin dolayı beyinlerini canlı tutuyorlar. Ayrıca bulmaca çözmeyen yaşıtlarına göre daha genç beyinlere sahipler.


Araştırmanın yazarlarından Exeter Üniversitesi’nden Prof. Keith Wesnes şunları söyledi: “Dilbilgisel akıl yürütme hızını ve kısa süreli bellek doğrulama yollarını tetiklemek, beyninizin biyolojik yaşınızdan 10 yıl silebilir”.
Araştırmanın bu kadar kesin sonuçlar vermesinin sebebi ise 50 yaş üzerinde olan toplam 17.000 bireyin katılım sağlaması.
Günümüzde daha genç olmak ve biyolojik olarak engelleyemediğimiz yaşlılık sürecinde, zihinsel olarak sağlıklı olmanın yollarını arıyoruz.
Aslında çevrenizde mutlaka ilerleyen yaşına rağmen gayet sağlıklı düşünen bireyler görmüşsünüzdür.
Muhtemelen bu ve bunun gibi araştırmalar, gördüğümüz o kişilerin yaşam alışkanlıklarını da ortaya koyuyorlar: Rahat bir yaşlılık geçirmek, bireyin çabasına bağlı bir durum.
Araştırmanın sonraki adımı daha geniş kitlelerin katılımıyla gerçekleştirilecek ve Alzheimer gibi önemli hastalıkların tedavisi için yeni yöntem geliştirilmesine olanak tanıyacak.


33 yıllık hekim nasıl işten atıldı?






33 yıllık hekim nasıl işten atıldı?
Eski Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi üyesi 33 yıllık hekim Dr. Hüseyin Demirdizen, son çıkarılan 692 sayılı KHK ile kamudaki görevinden ihraç edildi.
Son çalıştığı Kadıköy Toplum Sağlığı Merkezi’ne giderek eşyalarını toplayan ve çalışma arkadaşlarına veda eden Demirdizen, hükümetin kendi iktidarını sağlamlaştırmak için muhalif tüm kesimleri birer birer ihraç ettiğini söyledi.

Demirdizen, “Bizlerin kamudan ihraç edilmesi şüphesiz kişisel mağduriyetlere yol açıyor ama daha büyük endişeyi her kamu çalışanı gündelik hayatında hissediyor olması oluşturuyor.
En büyük risk birey ve toplumun geneli için bu belirsizliktir. İçinde adalet, hakkaniyet barındırmayan bu kararlar toplumun bir arada yaşamasını sabote etmektedir. Geniş mağdur toplumsal taban bu adaletsizliğe, hukuksuzluğa, bu keyfiyete birlikte itiraz etmeli” dedi.

Yılmadan çalıştı
Demirdizen, Ankara Kalecik Hançılı köyünde 9 çocuklu bir ailede dünyaya geldi. Maddi imkânsızlıklarla mücadele etti ama yılmadı. Çapa’daki İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazandı ve 1984 yılında mezun oldu.


Uzun yıllar Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çalıştı. Son 4 yıldır da Kadıköy Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışıyordu. Ta ki 14 Temmuz’da yayımlanan son KHK’ya kadar. O gece arkadaşı Dr. Osman Öztürk’ten gelen telefon ile kamudan ihraç edildiğini öğrendi. Demirdizen, ihraç edilmesinin ardından gazetemize konuştu.


OHAL’in kendi hukukuna bile uymayan şekilde gelişmelerin yaşandığını söyleyen Demirdizen, “İktidar her ne kadar OHAL’i FETÖ darbesi gerekçesiyle uygulamaya koyduğunu söylemiş olsa da ilk günden bu yana bütün toplumsal muhalefeti hedef alan bir baskı ve yaptırım uyguluyor” dedi.
İktidarın KHK’lerle yaptıklarında bir hukuk, mantık, adalet aramadığını belirten Demirdizen “Muhalif olmanın kendisi ihraç edilmede yeterli olabiliyor. İktidar bloku dışındaki insanlar, değişik özelliklerle bu uygulamalardan nasibini alıyor” diye konuştu. Demirdizen, AKP hükümetinin her türlü toplumsal muhalefeti kendisini yıkmak üzere gerçekleştirilmiş etkinlikler olarak gördüğünü kaydetti.

Köyünün ilk doktoruydu
Demirdizen, çevresinde çok sevilen bir isimdi. İhraç kararı, sosyal medyada da eleştirilere neden oldu. Demirdizen’in yakınları, “Kimi zaman ekin biçti, kimi zaman harman savurdu, kimi zaman üzüm sattı.
İmkânsızlıklar içinde mücadele etmeyi ve başarmayı çocukken öğrendi. Demirdizen köyünün ilk doktoruydu. O hep doğru olanı yaptı, emeğin yanında, haksızlığın hukuksuzluğun karşısında durdu.
Çünkü hak, adalet, dürüstlük kavramları ona ta ilkokul sıralarında öğretilmişti. O doğru bildiği yolda asla baskılara boyun eğmedi, haksızlıklar hukuksuzluklar karşısında geri adım atmadı. Doktor Hüseyin Demirdizen, onurumuzdur” sözleriyle ihraç kararına tepki gösterdiler.


Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/