Gazete insan: Ağustos 2017

18 Ağustos 2017 Cuma

12. Sınıf ders kitabında skandal başlıklar…




12. Sınıf ders kitabında skandal başlıklar…

18 Temmuz’da müfredatlar yayınlanınca gazete ve televizyonlar “‘boş ol’ denerek hakim önüne çıkmadan erkeğin karısını boşayabileceği, dul kalan kız çocuk sahibi kadının, yeni eşiyle zifaf yaşamadıysa kızının yeni eşiyle nikahlanabileceği ders kitaplarına giriyor”
Oda tv.nin tarihçi yazar Mustafa Solak il yaptığı söyleşi günümüz Türkiyesin’de eğitimin ve kurumlarının nasıl yozlaştırılarak yobaz yetiştirildiğini, laiklikten verilen tavizlerin nelere mal olduğunu, laikliği anlama ve anlatma noktasındaki eksiklikleri ve sonuçlarını anlatıyor.

Ciddi olarak çağdaş bir ülkede olması mümkün olmayan bir anlayışın yerleştiği ülke ciddi bir tehditle karşı, karşıyadır. Bu çok tehlikeli gidiş ülkenin sonunu getirmek isteyenlerin somut çabalarıdır.

Resmen ülke ortaçağa evriliyor.

12. Sınıf ders kitabında skandal başlıklar

Laiklik ateizmdir, hırsızın eli kesilir, eşkıyalar öldürülür..
Tarihçi-yazar Mustafa Solak ile son kitabı “Laikliği Doğru Anlamak” ve kitabında da değindiği yeni müfredatlar üzerine konuştuk.
Nisan ayında Kaynak Yayınları’ndan “Laikliği Doğru Anlamak” adındaki kitabınız çıktı. Bu kitapta temel olarak neyi anlatmayı amaçlıyorsunuz?
“Cumhuriyetçi kesim” olarak adlandırdığım sağdan sola geniş bir yelpazeyi içeren bu kitle, laiklikten ödünler vermekte, laiklik karşıtlarının uygulamalarına “halkla birleşememe” tedirginliği nedeniyle yeterince tepki göstermemektedir.

Laiklik hassasiyeti olan kurum (sendika, dernek, oda, parti, vb) ve vatandaşların laiklik algılarındaki hata, yanlış, eksiklerini göstermeyi ve bunları nasıl azaltacağımızı, mücadeleyi daha doğru nasıl verebileceğimizi göstermeye çalışıyorum. Laikliği önce bizim tanım ve özellikleriyle bilmemiz, muğlak nokta bırakmamamız, netleştirmemiz, kısaca doğru anlamamız gerekir.

Kitabınızın ismi ilginç. Gerçekten laikliği doğru anlamıyor muyuz?

Laiklik, üzerinde tanım birliği yapılamayan bir kavram. Kimine göre din düşmanlığı kimine göre dinin özgürce yaşamasının garantisi. Bu iki uç arasında yüzlerce tanım dolaşıyor. Bir de uygulamanın kendisi laiklik sanılıyor. Örneğin “laiklik önemlidir” diyoruz. “Ama laiklik de üniversite mezuniyet töreninde başörtülü anneleri stadyumlara sokmadı” şeklinde yanıt veriliyor. Oysa uygulama başka laiklik başka. Uygulama ile laikliğin tanımını yapamazsınız. Bir de bizler laikliğin önüne “inançlara saygılı”, “dinlere saygılı”, “tarikatlara saygılı”, “katı”, “pasif”, “özgürlükçü” sıfatları getirip laikliği başkalaştırıyoruz. Bizler de laikliği yeterince doğru anlamadığımızdan doğru anlatamıyor ve bu sıfatları getiriyoruz. O zaman çeşit çeşit laiklik tanımı ortaya çıkıyor.

Muhafazakâr kesimin bir kısmı laikliğin inançlarını yaşatmadığını düşünüyor. Laiklik inançlara saygılı değil mi?

Laiklik, egemenliğin, kamusal otoritenin kaynağının ilahi kudretten insana devredilmesi, aklın özgür gelişimi için eleştirel düşüncenin, bilimin referans alınmasıdır. Toplum yaşamında ve devlet yönetiminde dinin değil, bilimin, aklın, toplumsal ihtiyaçların dikkate alınmasıdır. Atatürk’ün deyimiyle “din ve dünya işlerinin ayrılığı”dır. Laikliğin özü eleştirel aklı geliştirmek, insanın özgür birey olabilmesinin yolunu açmaktır. Laiklik din düşmanlığı değildir. Laik devlet için bireylerin dindar olması korku sebebi değildir. Çünkü dindar dinini bireysel alanında yaşar, topluma ve devlete dayatmaz.

Fakat bizler “cemaatlere, tarikatlara saygılı”, “özgürlükçü” laiklik dersek inanca özgürlük yokmuş algısı yaratırız. Eskide olan bazı hatalı uygulamalar aşıldı. Bugün asıl tehlike laik Cumhuriyet’in varlığınadır. Kimilerimiz sanki siyasetin içinde değillermiş ve okullarda yarışmalar, etkinlikler düzenlemiyorlarmış gibi “cemaatler devlet işine karışmasın” söyleminden ibaret naif ve gerçeklerden uzak bir laiklik anlayışı dile getiriyor. Kimi siyasetçilerin Atatürk döneminden itibaren dindarların yaşamında baskı varmış gibi “laiklik” yerine “sekülerlik” tercihi, “katı laiklik” denerek “özgürlükçü laiklik” talep etmesi, haliyle Cumhuriyetçi kesimin de aklını karıştırarak bu söylemlerin benimsenmesine neden oluyor. Bu söylemler laiklik karşıtlarını istemeden hâlâ “mağdur” göstererek cesaretlendiriyor. Akrabalarını liyakat gözetmeksizin bürokrat yapanlar, toplumu tarikat cemaat ağıyla denetleyenlerin hâlâ “vesayete karşı inancımızı özgürce yaşamak için mücadele ediyoruz” söylemiyle mağdur rolüne soyunmaları uyarıcı olmalıdır. Onun için laikliğin önüne sıfat getirmeyelim laikliğe “laiklik” diyelim. Laikliğin toplumun huzurunu sağladığını belirtelim.

15 Temmuz darbe girişimini laiklik açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cumhuriyetçi kesim verilen tavizlerin kendilerini halkla buluşturmadığını, dahası laiklik karşıtlarını daha da cesaretlendirdiklerini görmeye, bu durumu sorgulamaya başladılar. Toplumumuzun muhafazakâr tabanında da o kadar “düşman”,”hain” gösterilmemize rağmen bu farkındalığı görüyorum. 15 Temmuz bu noktada kırılmadır. Bundan sonrasında farkındalığın artması, laik cumhuriyeti savunduğunu söyleyen dernek, parti, sendika, oda, vb. kurumların netleşmesine, tutarlı olmasına bağlıdır. Ders çıkarmazsak halkın kafasının karışmasına bizler de neden olacağız. Dini, bireysel, vicdani alan olmaktan uzaklaştırılıp gerekçelerimizin onayladığımız araç haline getirdikçe bu yanlışlara ortak olacağız.

LAİKLİK YOKSA HAK ARAMA BİLİNCİ KÖRELİR
Peki, “Cumhuriyetçi kesim” dediğiniz kesim laikliği nasıl anladı?

Son birkaç yıla kadar laikliği “yaşam tarzının savunulması” olarak anladık. Laikliği yaşam tarzının savunulması olarak gören kimileri bugün bunun mücadeleyi dahi önemsiz görüyorlar ve ekonomik mücadeleye odaklanmış durumdalar. “Bugüne kadar yaşam tarzına dayalı laikliği savunduk da ne oldu” denerek bun­dan vazgeçiliyor. Laiklik denerek halk ürkütülmemeliydi. Bunun yerine emekçinin ekonomik taleplerinin yanında olunursa halk kazanılabilirdi. İyi ama “iş yerinde aşırı tedbir Allah’a güveni sarsar”, “kıdem tazminatı caiz değildir”, “fıtrat gereği öldüler”, “sigorta yaptırmak tevekküle aykırıdır” denilen ortamda emekçinin hak arama bilinci körelmez mi?

Bu soruya yanıt vermekten kaçındılar. Laikliğin özünde aklın özgürleşmesi olduğunu, aklını günah, sevap, haram, helal, caiz, mekruh kavramlarıyla meşgul eden emekçinin hakkını arama bilincinden uzaklaşacağını görmedik, görmek istemedik. Bazılarına göre ekonomik refah otomatikman insanları laikleştirecekti. Geçenlerde konferans için gittiğim İzmir’de bir kadın dinleyici Afyon Emirdağ’da yurtdışında çalışan Türklerin yoğun olduğunu ve her evde Mercedes bulunduğunu, buna rağmen referandumda “evet”in önde çıktığını belirtti. Demek ki zenginleşme her şeyi apaçık görmeyi sağlamıyor. Şimdi bunu kavratmamız lazım.

Biraz önce Atatürk’ün “din ve dünya işlerinin ayrılığı” tanımını verdiniz. Biz “din ve devlet işlerinin ayrılığı” olarak biliyorduk. Farklı şeyler mi?



Elbette farklı. Hatta farka dikkat edilmesi gerekir. Dünya işlerinin kutsal metinlere atıfla yapılmaması anlayışından uzaklaşılmıştır. Dini, siyasi ve ekonomik gayeleri için araç olarak görenler bu tanımı benimsemişler ve bu tanımın açtığı kanal üzerinden laikliği budamaya devam etmişlerdir. Nasıl olsa topluma din hükümleriyle müdahalenin önünde devlet engeli yoktu. Tarikat ve cemaatlerin çoğalmasını sağlayarak toplum üzerinde din yoluyla egemenlik kurmaya devam ettiler. Tarikat ve cemaatler ne de olsa devlet değil sivil toplum kuruluşlarıydı. Toplumsal yaşayışı din yoluyla denetimine alan cemaat ve tarikatlar, kendilerine yakın siyasetçiler aracılığıyla Meclis’te yer bulmuş ve iktidarlar eliyle devlet işlerinin de dine göre şekillenmesine neden olmuşlardır.

Kitabınızın başlıklarından biri de “Gerçek İslam tartışması ilericilerin işi değildir.” İslam’ın gerçeğinin ne olduğunu söylemenin ne sakıncası var?

Cumhuriyetçi kesimin psikolojik savaşa esir düşerek gerçek İslam tartışması yapmaları doğru değil. Bu tartışma bilimsel alanda kalsa iyi ama siyasetlerin kabul görmesi için kullanılıyor. Hükümetin ve dincilerin aslında İslam’dan nemalandığı, para, mevki için İslam’ı kullandığı, oysa ki gerçek İslam’ın o olmadığı, asıl Müslüman’ın kendileri olduğuna dair cümleler sarfediliyor.

Anlıyorum, Cumhuriyetçi kesim, oy sınırının en fazla %40 olduğunu düşünerek muhafazakâr yurttaşlarla bağ kurmak istiyor ve bunun için de kendilerinin İslam düşmanı olmadığını dile getiriyorlar. Fakat bu tartışmanın tehlikeleri var: Birincisi İslamiyet sadece Kuran’dan anlaşılan bir şey değil. Doğrudan Kuran’a bakarak her konuda hüküm verilemez. Din konusu, Kuran, hadis, din adamlarının kitapları, tarikat ve cemaat şeyhlerinin görüşleriyle oluşan önemli bir külliyat. Laikliği savunanlar bu külliyatı bilmiyor. Üç beş ayet ile yanıt verdiğini sanıyor.

İkincisi “Gerçek İslam” tartışması fikirlerin din üzerinden onay görmesine neden olur. Din üzerinden fikirlere meşruluk arama toplumu daha hümanist olmaya değil bağnazlaşmaya götürür. Halkı anlayacağım, bağ kuracağım diye seçim çalışmasında üzerinde ayet, dini sözler yazan hediyeler dağıtılması sıkıntılıdır. Halkı, her zaman kendisine din üzerinden ulaşılma, din üzerinden ikna edilme beklentisine sokar. İyi niyetle başlanılan yolun sonu halkı yobazlaştırmaktır. Cumhuriyetçiler Cumhuriyeti kendi elleriyle yıkıma götürmemelidir.


“AVA GİDERKEN AVLANIRLAR”
Peki, ne yapalım?

Bilimsel tartışmanın dışında dinle zıtlaşarak, toplumsal gerçekliğe gözümüzü kapatarak din karşımıza alınmamalıdır. Laiklik zaten herkese inanç özgürlüğü vermiştir. Bu özgürlüğün önünde engel olunmaması yeterlidir. Fikirlere din üzerinden haklılık sağlamak da ilericilerin işi değildir.

“İslamiyet’te bunun yeri şöyle”, “o değil ben gerçek Müslümanım”, “benim kardeşim de türbanlı” tartışması dinin meşruluk alanını genişleterek fikirlerin din üzerinden onaylanmasına neden olur ki ilericiler bu alanda İslamcılarla, gericilerle yarışamaz. Ava giderken avlanırlar. Bu tartışmadan, din üzerinden meşruluk arama çabasından uzaklaşılmalıdır. “Dinin, Cumhuriyet, ulus devlet, kadın onuru, laiklik karşıtı yorumunu hayata geçirmeye izin vermeyiz” diyelim yeter. “Din bunları içeriyor mu, ne kadar içeriyor?” konusu ilahiyatçıların işi.

Konuşmanızda “dinci” kelimesini kullanıyorsunuz. Kitabınızda da “dindar-dinci” ayrımından bahsediyorsunuz. Nedir bu ayrım?

Dindar kişi, toplumsal yaşamda insanlara din yorumu dayatmayan, inanca çıkarcı olarak yaklaşmayan, devleti ve siyaseti dine göre yönlendirilmesini savunmayan, inancını bireysel dünyasında yaşayan kişidir. Dindar, bilimin yerine inancını koymaz. Buna rağmen dini para, mevkii için siyasete alet edenler (dinci) toplumu dinle denetime almak isterler. Dini kendi çıkarı için yorumlayarak kendi inançlarını halka da dayatır. Laik devlet, inançların birbirleriyle çatışmaması ve topluma dayatılmaması adına buna izin vermez. Dolayısıyla dindar olan kişi laik, laik olan kişi dindar olabilir. Dindarlık, devlet düzenine değil inancın gerektirdiği ibadetlere ve davranışlara ilişkindir. Zaten bilimin, aklın yol göstericiliğini savunan, inanç tarzı dayatmayan anlayış laikliğin özelliklerindendir.

Dincilik ise devlet, siyaset düzeninin ve toplumsal yaşamın dine göre şekillendirilmesini ve yönetilmesi savunan fikirdir. Din, halkın sömürülmesinin meşrulaştırıcı aracı olarak kullanılır. Dincilik, Hayrettin Karaman’ın “yolsuzluk hırsızlık değildir” sözündeki gibi hırsızlığı aklamanın, kadını ikinci sınıf insan görmenin, iş cinayetlerinin, asgari ücrete sadece 49 TL zam yapmanın dini gerekçelerinin uydurulmasının adıdır.

Bu farkı bilirsek dindarı dinciden ayırarak dindar yurttaşlarımızı kazanabiliriz.
Kitabınızda laiklik mücadelesinin önemsemeyerek emek mücadelesinin savunulmasıyla yetinilmesini eleştiriyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

“Bugüne kadar yaşam tarzına dayalı laikliği savunduk da ne oldu” denerek bundan vazgeçiliyor. Buna göre artık Etiler, Cihangir, Beşiktaş, Kadıköy’deki insanın yaşam şeklinin savunulması “elitist” bir tavırdır. Bunun yerine hükümetin yolsuzlukları, hırsızlıkları, ekonomi politikaları, emekçilerin hakları üzerinden siyaset geliştirme çabası savunuluyor. Doğru elbet ama bu yaklaşım, yaşam tarzının savunulmasının geri plana atılmasını gerektirmez. Üç nedenle gerektirmez. İlk olarak yaşam tarzının savunulması insanın nasıl yaşayacağına dayalı temel bir taleptir. İkincisi, halkın eğitimin ve toplumsal yaşamın dinselleştirilmesini normal kabul ettiğinin, laikliği önemsemediğinin dayanağı yoktur. Özgecan’ın vahşice katledilmesinden sonra toplumun hangi sloganlarla ayağa kalktığına dikkat edelim. Eylemler “kadına yönelik şiddetin önlenmesi”nin ötesine taşarak laiklik, özgürlük taleplerine dönüşmüştür. Bu durum Haziran Ayaklanması kadar önemsenmelidir. Üçüncüsü emek mücadelesi ancak özgür, eleştirel akılla verilebilir. Bunu da laiklik sağlar.

Laikliğin geçmiş yıllarda yaşam tarzının savunulmasına hapsedilmesi ne kadar yanlışsa bunu önemsemeyip ekonomi politikalarına, emekçinin haklarına hapsolmak da o kadar yanlıştır. Laiklik ile emeğe sahip çıkmak birbiriyle çelişmez ve biri diğerini öncelemez. Aksine emeğin haklarına sahip çıkmak için laikliğe sahip çıkmak gerekir. İstanbul Müftülüğü’nün hazırladığı cuma hutbesinde iş güvenliği tedbirlerinde aşırılık “Yüce Allah’a güveni sarsan bir davranış haline dönüşür” denildi. “Sigorta yaptırmanın tevekküle aykırı olduğu”nun dendiği ortamda insanlar hakkını aramayı bu dünyada değil öte dünyada arar. Soma’da madencilerin katli sonrası binlerce imamın gönderilerek madencilere ve acılı ailelere, haklarını aramaları değil “Allah rızası için isyan etmemeleri” telkin edilmiştir. Laiklik, emekçinin kendini herhangi bir dinin ümmeti, bir mezhep veya tarikatın müridi görmeyerek sınıf bilincine kavuşması içindir. Laiklik tam da aklımızın dini gerekçelerle uyutulmadan haklarımızı bu dünyada savunabilmemize yarar. Laiklik, toplumun çoğunu oluşturan emekçiler için olmazsa olmazdır. Laiklik mücadelesi, emekçi için tarikat denetiminde azla yetinmeye, kanaatkârlığa rıza göstermemesi, hakkını aramak yerine dinci vakıfların “hayırseverliğine” dayalı sosyal yardımları aracılığıyla sadaka kültürüne alıştırılmaması için gereklidir. Laiklik, emekçinin kendini herhangi bir dinin ümmeti, bir mezhep veya tarikatın müridi görmeyerek sınıf bilincine erişmesi içindir.

12. SINIF DERS KİTABINDA SKANDAL İFADELER
Laikliğin eğitim ile de önemli ilişkisi var. Yeni müfredatlar yayınlandı. Kitabınızda ders kitaplarını ve müfredatlarda laikliğe aykırı ifadeleri ele almışsınız. Nedir bunlar?

“Halkı kazanamama” tedirginliği nedeniyle önemsemediğimiz konulardan biri de eğitim. 18 Temmuz’da müfredatlar yayınlanınca gazete ve televizyonlar “‘boş ol’ denerek hakim önüne çıkmadan erkeğin karısını boşayabileceği, dul kalan kız çocuk sahibi kadının, yeni eşiyle zifaf yaşamadıysa kızının yeni eşiyle nikahlanabileceği ders kitaplarına giriyor” şeklinde tepki göstermeye başladılar. Güzel de bunlar İmam hatip lisesi ders kitaplarında zaten var. Açın, Akaid ve Kelam, Fıkıh Okumaları kitaplarında görürsünüz. Dahasını söyleyim. Anadolu İmam Hatip Liseleri 12. sınıf “Akaid ve Kelam” ders kitabında dinden çıkmak isteyenin her şartta öldürülmesi gerektiğinin tartışmalı bir konu olduğu yazılıdır. “Öldürülmemelidir” demiyor. Zina eden bekârlara 100 sopa vurulması, iffetli bir kadına zina iftirasında bulunan kişiye 80 sopa vurulması ve ayrıca şahitliğinin kabul edilmemesi; hırsızın elinin kesilmesi; silahlı gasp, yol kesme ve eşkıyalık gibi suçları işleyenlerin öldürülmesi, asılması, el ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya sürgün edilmesi gibi cezalardan bahsediyor.
Laikliğin ateizm, laiklerin ateist olduğu ima ediliyor. Örneğin “Anadolu İmam Hatip Liseleri Akaid ve Kelam 12” ders kitabında şöyle bir cümle var:

“Sekülerizm her ne kadar ilk bakışta din karşıtlığı olarak görülmeyebilirse de yönelimleri itibariyle dini önemsememe, hayatı yaşarken dine referans ve gönderme yapmama anlayışı sebebiyle dinden uzaklaşma sonucu doğurmaktadır.”
Ders kitaplarında ulus devlete saldırı var mı?

Var tabii. Kültürel çoğulculuğun “farklılıklar zemininde birlik ilkesine ve azınlık haklarına vurgu yapan bir anlayış” ve “ulus devletle ulusal kimlik kavramının tam bir antitezi” olduğu belirtiliyor. Ulus devlet anlayışının “etnisiteye, dile, inanca ve hatta aynı inancın alt kolları olarak görebileceğimiz mezheplere dayalı bir ötekileştirme ve dışlama süreci” yaşattığından dem vuruluyor.
Bunları ve daha fazlasını kitabımda yazdım. Kimi milletvekillerine rapor olarak da verdim ama bunlar değerlendirilmedi. Burada asıl soru bizim neden bunları araştırmadığımız, dile getirmediğimiz?

Sizce neden?

Biraz önce belirttiğim gibi; halkı kazanamama, büyüyememe, oy alamama tedirginliği. Laiklik önemsenmedi.

Peki, işe yarıyor mu? Yani önemsenmeyince halk kazanıldı mı?

Hayır, aksine bu tavır laiklik karşıtlarını besledi. Hükümet olmanın olanaklarından yararlanan bir parti varken bir başka kurumun dini referanslarda bulunması “kozu elinden almak” değil dine siyasette rol biçen anlayışa meşruiyet sağlamaktır. Çünkü laiklik karşıtlarının toplumsal tepkiden çekinip zamana bıraktığı konularda laik kesimin konuşması dincileri rahatlatıyor ve “aslında dini konularda konuşmanın normal olduğu” algısını halka yayıyorlar. Bu, laiklik karşıtlarını cesaretlendiriyor ve meseleyi tekrar ısıtıp sunmasına neden oluyor. Türban konusunda daha ilkokulda Mersin’de okula türbanla gelen öğrenci için “bu provakasyondur, bizim böyle bir gündemimiz yok” diyen hükümet, laik kesimin pek de tepki göstermemesinden aldığı cesaretle anaokullarında bile türbanı serbest bırakmıştır. Bugün okulda mescid zorunluluğuna karşı iptal davası açan kurum sayısı yalnızca 4’tür. Bu yeterince tepki göstermediğimizin göstergesi değil mi?

Son olarak, halkı nasıl birleştirebileceğimizi sorayım.

Laiklik ilkesinin, toplumun huzurunu, milletin birliğini, vatanın savunmasını sağlayan temel bir ilke olarak ele alınması yaşadığımız geri gidişi durdurmak açısından hayatidir. Dindarlık ile dincilik arasında fark olduğunu belirtirsek dindar halkı kazanmak daha olanaklı olur. “Devletin işine karışmıyorsa tarikatlara saygı duyalım” anlayışından uzak duralım. Devlete karışmayan tarikat yok. Dahası tarikatlar biat yerleridir. Laiklik mücadelesinin emek mücadelesi içinde olduğunu görelim. Halkın dini değerlerine karşı gelmeden Cumhuriyet, Atatürk, insan onuru, kadın hakları, laikliğe aykırı din yorumunun uygulanmasının, ders kitaplarına konmasının önüne geçelim. Bunları yaptığımızda halkımızı birleştiririz ve büyürüz.

Teşekkür ederim.

Ben de teşekkür ederim.

Taciz etti… Hastanelik edene kadar dövdü… Serbest bırakıldı





Taciz etti… Hastanelik edene kadar dövdü… Serbest bırakıldı

Bu karar nasıl alınıyor, hangi hakim ve savcı hangi vicdanla serbest bırakılıyor. Bir insanın yolunu keseceksin, taciz edeceksin yetmedi hastanelik edene kadar döveceksin.
Seni mahkemeye çıkaracaklar ve hakim seni salıverecek.

Bu şu demektir nerede bir şortlu veya açık gezen kadın görürseniz saldırın, biz size ceza vermeyeceğiz hatta koruyacağız.
Bu resmen tüm kadınları baskı altına almak için bir yöntemdir. Korku salarak giyimlerine müdahele etmektir. Böylece kadınlar istedikleri giyinemeyecek meşru olmayan şiddet ve dehşeti yandaşlarının vasıtasıyla hayata geçirecek.
Neredeyse ödüllendirilerek resmen bu saldırılar teşvik ediliyor.
AKP’nin adalet anlayışı bu işte…
Taciz etti… Hastanelik edene kadar dövdü…
Serbest bırakıldı
İstanbul Esenyurt’ta, 31 yaşındaki P.Ö. herkesin ortasında önce tacize uğradı sonra da hastanelik oluncaya kadar dayak yedi. Saldırgan adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı
İstanbul Esenyurt’ta, 31 yaşındaki P.Ö. herkesin ortasında önce tacize uğradı sonra da hastanelik oluncaya kadar dayak yedi. Zanlı ise yakalandıktan sonra adli kontrolle salıverildi.
Olay 9 Ağustos tarihinde Esenyurt’taki Yavuz Sultan Selim Mahallesi Mehtap Sokak’ta yaşandı. Evden çıkan P.Ö. ablasının evine doğru giderken tacize uğradı.
Vatan gazetesinden Esra Can Sınav’ın haberine göre, P.Ö olayı şöyle anlattı:
“Üzerimde şort ve tişört vardı. Kaldırımda yürüyordum. Birden bir şahıs önce beni elle taciz etti. Sinirle dönüp üzerine yürüdüm. Küfür etti ardından da ‘Kıyafetine bak! Dua et kadınsın yoksa seni gebertirim’ dedi. Saldırdı. Beni aldığı gibi yere fırlattı ve kafam kaldırıma çarptı. Teklemeye başladı. Bayılana kadar beni dövdü. F.T. isminde bir şahısmış ve uyuşturucudan ve polise mukavemetten sabıkası varmış. Adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Davacı olacağım.”
http://www.kocaelicumhuriyet.com/2017/08/17/taciz-etti-hastanelik-edene-kadar-dovdu-serbest-birakildi.html

Personel alımında torpilin ve şifre hırsızlığının yeni adı mülakat….


Personel alımında torpilin ve şifre hırsızlığının yeni adı mülakat….
Soruların çalınma olayı resmileştirildi, çalmaya gerek yok çünkü yandaşlar bilgi zaafiyeti geçirdiklerinden kesin sonuç mülakat yolu açıldı geniş, geniş…..

Bilgi neymiş yandaş ol yeter, ders çalışmana gerek yok zaten bilgili insana da gerek yok, sadece yandaş olarak söyleneni yap sınavı geçemezsen kolayı var mülakat var.

İslam bize bunu emreder, mümine her yol helaldir, kafirler düşünsün, yeter ki ipin ucu bir kere elimize geçsin, ye iç, yat oh ne rahat hayat….
KPSS’yi kazansan 100 alsan bile reisi nasıl bilirsin dediklerinde işin biter, çünkü yandaş olmadığın anlaşılır. 0 alır oturursun yerine….
Kamuya personel alımlarında yazılı sınavın yerine sözlü yani mülakat sistemi yaygınlaşıyor. “Torpile” kapı açtığı gerekçesiyle sendikaların tepkisini çeken mülakatla alımlara bir yenisi daha eklendi. Milyonlarca aday KPSS sonucuna göre işe girmeye çalışırken, bundan böyle sözleşmeli vaiz alımları sadece sözlü sınavla yani mülakatla yapılabilecek.
Hükümet, “Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslarda” değişiklik yaptı. Bu esaslara göre şimdiye kadar yazılı ve/veya sözlü sınav sonucuna göre sözleşmeli arşiv uzmanı, çözümleyici, imam-hatip, insan hakları uzmanı hukukçu, Kuran kursu öğreticisi, müezzin-kayyım, mütercim, programcı, sınav hizmetleri uzmanı, sistem çözümleyicisi, sistem programcısı, tapu arşiv uzmanı, tercüman ile yurt yönetim personeli alınıyordu. Dün yapılan değişiklikle bu unvanlara bir yenisi daha eklendi. Bundan böyle kamuya sözleşmeli olarak alınacak vaizler yazılı – sözlü sınavla ya da sadece yazılı veya sadece sözlü sınavla alınabilecek. Yani sözleşmeli vaizler, sadece sözlü sınavla (mülakatla) kamuda işe başlayabilecek.

http://www.kocaelicumhuriyet.com/2017/08/18/personel-aliminda-torpilin-yeni-adi-mulakat.html

Testis kanseriyim diye sahte çürük raporu almadı. Bedelli de istemedi Onuru ile Askere gidiyor. Sahtekar onursuz devlet adamlarına ve bu devlet adamlarını destekleyenlere ders olsun.!




Testis kanseriyim diye sahte çürük raporu almadı.
Bedelli de istemedi 
Onuru ile Askere gidiyor.
Sahtekar onursuz devlet adamlarına ve bu devlet adamlarını destekleyenlere ders olsun.!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem askere gidiyor
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem Kılıçdaroğlu’nun askere gitmeye hazırlandığı öğrenildi. Kerem Kılıçdaroğlu, bedelli askerlik yapmak istemediğini söylemişti.
ODTÜ’de Sosyal Bilimler Enstitüsü Asya Çalışmaları alanında yüksek lisans öğrencilerine part-time ders veren Kerem Kılıçdaroğlu askere gidiyor.

Sözcü Gazetesi Ankara Temsilcisi Saygı Öztürk, Kerem Kılıçdaroğlu’nun askerlik yapacağı ilin belli olduğunu aktardı. Öztürk, “İşte Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı” başlığıyla yayımlanan (18 Ağustos 2017) yazısında şunları kaydetti:
“Bunlarla uğraşırken Kılıçdaroğlu’nun da baba olduğunu unutmayalım. Oğlunun askerlik yapacağı il belli oldu. Bedelli değil askerliğini diğer vatan evlatlarıyla birlikte yapacak. Kılıçdaroğlu ailesinde asker uğurlama tatlı telaşı da yaşanıyor.”

Bedelli askerlik istemedi

6 Nisan’da Habertürk’ten Mine Alşan’a konuşan Kerem Kılıçdaroğlu “bedelli askerliği reddettiğini” vurgulayarak “Normal bir şekilde askerliğimi yapmak istiyorum. Dolayısıyla düğünü askerlik sonrası yapmayı planlıyoruz” demişti.
*******

Stalin’in oğlu Alman askerlerinin eline esir düştüğünde önce Kızıl orduda moral çöküntüsü yaratmak için Yakov’a Stalin hakkında kara propaganda yapması karşılığında para, makam ve rahat bir yaşam vaad ettiler. Yakov bunu kabul etmedi.
Daha sonra Rusların elinde olan bir Alman Maraşal ile takas önermişler.
Stalin; Eğer orada tüm esir Rus çocuklarını bırakırsanız olur demiş. Oradaki çocukların hepsi benim oğlum kadar değerlidir ve bir onbaşı ancak bir onbaşı ile takas edilebilir diyerek cevap vermiş.
Lenin’in kardeşleri Bolşevik devriminden sonra hiçbir ayrıcalık kazanmamış bilimsel çalışmalarına ve askerlik hayatlarına devam etmişlerdir.
Mao’nun oğlu Çin Halk Gönüllülerine katılarak Kore savaşına katılmış bir ABD bombardımanında hayatını kaybetmiştir.
Stalin’in Lenin’den sonra en çok sevilen lider olması halkına ihanet etmemesinden ve tüm Rus çocuklarının oğlu kadar değerli olduğunu göstermesindendir. İhaneti asla kabul etmemiştir.
Oysa bugün ülkemiz artık bu eski devlet adamlığı niteliklerini taşıyanlardan yoksun kalmıştır. Tarihimizde örnekleri varken bizler bugün neler yaşıyoruz vah halimize…..
İktidarın çocuklarının neredeyse tamamı ya çürük aldı, ya bedelli yaptı hemde onlara özel çıkarılan yasalarla…Bu ayıp onlara yeter….
Bu açıdan Kerem Kılıçdaroğlu bedelli askerliği reddederek, çürük almak için türlü hilelere başvurmayarak diğerlerine örnek olacak bir tavır sergilemiş unuttuğumuz bir şey leri bize hatırlatmıştır.

BİTMEDİ Mİ PEŞKEŞİNİZ.! DAHA DOLMADI MI YEŞİL DOLARLARLA KUTULARINIZ.





BİTMEDİ Mİ PEŞKEŞİNİZ.! DAHA DOLMADI MI YEŞİL DOLARLARLA KUTULARINIZ.!?

Ne kadar dini duygularla bütünleşmiş bir eylem, halk için kol kola deprem toplanma alanlarını çevirelim rant alanlarına, cumayı da orda eda eyleriz yine kol kola… 
İnsanlarımızın deprem toplanma alanlarını rant’a devşiren iktidar her şeyi bu millet için yapıyor değil mi arkadaşlar.

Ne kadar dini duygularla bütünleşmiş bir eylem, halk için kol kola deprem toplanma alanlarını çevirelim rant alanlarına, cumayı da orada eda eyleriz yine kol kola…
Kasalarında yeşil,yeşil dolarlar balya, balya çoğalırken daha bir tazelenir imanlar.
Deprem olursa takdiri ilahi, isyan etmek münafıklıktır, Allah’a karşı gelinmez, dua et geçer, üfürdük mü halkımıza iyileşirler deyip imanla memlekete hizmet etmeye devam ederler.
Tamamen fıtratlarına uyan bir hamle alkışlıyoruz…
İstanbul’daki deprem toplanma alanları
halktan gizleniyor
Olası İstanbul depreminde 2 milyon kişinin evsiz kalacağı öngörülüyor. İstanbul’daki toplanma alanlarının birçoğunda AVM ve gökdelenler yükseliyor. AFAD, askeri alanların toplanma yeri olarak belirlenmesi önerisine ‘o konular bizi aşıyor’ yanıtını veriyor.
Belirlenen 77 toplanma alanının nerede olduğu ise sır. Yetkililer, bu alanlara ulaşımda sıkıntı yaşanacağını, bazı vatandaşların il dışına gönderilebileceğini söylüyor.
İstanbul’daki toplanma alanlarının birçoğunda AVM ve gökdelenler yükseliyor. AFAD, askeri alanların toplanma yeri olarak belirlenmesi önerisine ‘o konular bizi aşıyor’ yanıtını veriyor.

Sabiha Gökçen Havalimanı VIP çıkışındaki silahlı adamlar kim, görevleri ne?





Sabiha Gökçen Havalimanı VIP çıkışındaki silahlı adamlar kim, görevleri ne?

24. Dönem MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan twitter hesabından Sabiha Gökçen Havalimanı VIP çıkışında gördüğü, "iki aracın tüm çıkışı kapattığını, bellerindeki silahları aça aça, bağıra çağıra konuştuğunu" anlattı. Kimseye geçiş hakkı verilmediğini, silahlı kişilerin etrafı taciz ettiğini belirterek kritik sorular sordu.
24. Dönem MHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan twitter hesabından Sabiha Gökçen Havalimanı VIPçıkışında gördüklerini, yaşadıklarını paylaştı. AKP'den sadece aday adayı olan Eğin Grup A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Cemal Eğin'in şirketine bağlı sivil araçların Sabiha Gökçen Havalimanı VIP çıkışında insanları taciz ettiğini, kimseye geçiş hakkı vermediğini ifade etti. Türkkan "Merakım şu; belindeki silahları teşhir ede ede S.Gökçen'in VIP çıkışı önünü adeta zapteden, bağıra çağıra etrafı taciz eden adamlar kim? Bu adamlar -var ise mevcut bir resmi görevi, benim bilmediğim- @cemal_egin 'i mi bekliyorlar orada? Eğer öyle bir şey yok ise; o araçlar ve o adamlar devletin makamlarına mı tahsis edilmiş de o yüzden oradalar? Bunların hiç biri değilse; AKP'den Aday Adayı olan herkesin böyle bir şekilde dolaşmaya, davranmaya hakkı var da biz mi bilmiyoruz?" sorularını sordu.
Lütfü Türkkan'ın tweetleri şu şekilde:



1) Sabah Sabiha Gökçen VIP çıkışında iki aracın tüm çıkışı kapattığını, bellerindeki silahları aça aça, bağıra çağıra konuştuğunu gördüm.
2) Plakalar sivil ve İstanbul plakası. VIP çıkış kapsıı tamamen zaptedilmiş, kimseye de geçiş hakkı vermemişler.
3) Araçların üstüne sonradan monte edilen çakarları yerleştirirken, oradan geçmeye çalışanlara yol vermeyi bile düşünmeyen bu adamlar kim?
4) Araç plakalarını aldım, baktım ki bir şirkete ait. Şirket kime ait diye bakınca; @cemal_egin ismi çıktı karşıma.
5) @cemal_egin ismini daha önce hiç duymamıştım. Kim diye merak ettim; AKP Aday Adayı olmasının dışında bir şeye rastlayamadım.
6) Merakım şu; belindeki silahları teşhir ede ede S.Gökçen'in VIP çıkışı önünü adeta zapteden, bağıra çağıra etrafı taciz eden adamlar kim?
7) Bu adamlar -var ise mevcut bir resmi görevi, benim bilmediğim- @cemal_egin 'i mi bekliyorlar orada?
8) Eğer öyle bir şey yok ise; o araçlar ve o adamlar devletin makamlarına mı tahsis edilmiş de o yüzden oradalar?
9) Bunların hiç biri değilse; AKP'den Aday Adayı olan herkesin böyle bir şekilde dolaşmaya, davranmaya hakkı var da biz mi bilmiyoruz?





ispatlamayan şerefsizdir demişti yaaa.! İşte Erdoğan gerçeği






C.başkanı’na tarihi cevap !



C.başkanı’na tarihi cevap !

“CHP’nin tek parti diktatörlüğünde ne yapıldı Allahaşkına?”
“CHP’ye soruyorum; Yahu senin bu memlekette dikili bir ağacın mı var?”
“Bu cibiliyetsiz partinin bu ülkeye hiçbir katkısı olmamıştır”
“CHP iktidarında şu ülkede bir taş üstüne taş kondu mu?”
“Biz bu CHP’nin cemaziyelevvelini (tüm geçmişini) biliriz, hiçbir eserleri, emekleri yoktur bu ülkede”

Yukarıdaki sözler Sn. Erdoğana ait.
Ben bir yurttaşım. Bu memleketin ekmeğini yedim… Suyunu içtim, okullarında okudum, rampa yukarı yollarında yürüdüm. Jopunu da yedim baklavasını da…
Ömrüm de bu ülkede son bulacak.
Mustafa Kemal sonrası CHP’ye mesafeli durdum. İnönü döneminde hem doğru bulduğum hem de yanlış bulduğum politikalar var.
Ama bu, ona saygı duymama engel değil.
Toplumcu, sosyalist programlara daha yakın hissettim kendimi her zaman.
Ama bu CHP’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine saygı duymama engel değil.
Saldırmaya CHP’den başlayıp, İnönü ile devam edenlerin gerçek amaçlarının Mustafa Kemal’e saldırmak olduğunu, bunu alenen yapmalarına çok az bir zaman kaldığını görmeme engel değil…
Ama şu ”cibilliyetsiz” dönemi çok merak ettim.
Kafama taktım ve araştırıp yazdım.
Liste uzun; çünkü dünyaya damgasını vurmuştu!

İşte hayalken gerçek olanlar:

1923 – Cumhuriyet Halk Partisi Kuruldu. (9 Eylül 1923)
1923 – CHP Genel Başkanlığına Mustafa Kemal Atatürk seçildi. (11 Eylül 1923)
1923 – Ankara Başkent ilan edildi. (13 Ekim 1923)
1923 – Cumhuriyet ilan edildi (29 Ekim 1923)
1923 – Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu kuruldu.
1924 – Hilafet kaldırıldı.
1924 – Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) kabul edildi.
1924 – İlköğretim zorunlu hale getirildi.
1924 – Lozan Antlaşması yürürlüğe girdi.
1924 – Gölcük’te ilk tersane ünitesi kuruldu.
1924 – Devlet Demiryolları kuruldu.
1924 – İstanbul – Ankara arasında ilk yolcu uçağı seferi yapıldı.
1924 – Türkiye İş Bankası kuruldu.
1924 – Türk Kadınlar Birliği kuruldu.
1924 – Ankara ilk planlı şehir olarak tanzim edildi.
1924 – Cumhurbaşkanlığı Orkestrası kuruldu.
1924 – Türkiye Tütüncüler Bankası kuruldu.
1924 – İlk milli sigorta Anadolu Sigorta faaliyete geçti.
1924 – Bursa’da Karacabey Harası kuruldu.
1924 – Milli Sahne Ankara’da ilk tiyatro olarak kuruldu.
1924 – Topkapı Sarayı müze olarak ziyarete açıldı.
1924 – Türkiye Cumhuriyeti yazılı ilk madeni para tedavüle çıktı.
1924 – Atatürk’ün önerisiyle ismini de verdiği Cumhuriyet Gazetesi yayına başladı.
1925 – Danıştay kuruldu.
1925 – Türk Hava Kurumu (Türk Tayyare Cemiyeti) kuruldu.
1925 – İstanbul’da Liman İşleri inhisarı kuruldu.
1925 – Osmanlı’da köylülerden alınan Aşar Vergisi kaldırıldı.
1925 – Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü kuruldu.
1925 – Sanayi ve Madenler Bankası kuruluş kanunu kabul edildi.
1925 – 1920’de Atatürk tarafından kurulan Anadolu Ajansı bir anonim şirkete dönüştürüldü.
1925 – Ticaret ve Sanayi Odaları Kanunu kabul edildi.
1925 – Gazi Orman Çiftliği kurulmaya başlandı.
1925 – Eskişehir Cer Atölyelerinde demiryolu malzemesi üretecek birimler hizmete girdi.
1925 – Adana Mensucat Fabrikası üretime başladı.
1925 – Türkiye’nin ilk betonarme köprüsü Menderes Nehri üzerine yapıldı.
1925 – İlk Cumhuriyet altını basıldı.
1925 – Adana ve Bergama Müzeleri açıldı.
1925 – Tayyare Cemiyeti’nin katkılarıyla Ankara’da Türk yapımı ilk planör uçuruldu.
1925 – Şeker Fabrikaları kurulmasına ilişkin kanun kabul edildi.
1926 – Demir Çelik Sanayiinin kurulmasına ilişkin kanun yayımlandı.
1926 – Uluslararası saat ve takvim uygulanmasına başlandı.
1926 – Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girdi. Kanunla kadın erkek eşitliği sağlandı.
1926 – Türk Telsiz Telefon Şirketi kuruldu.

1926 – Eskişehir Uçak Bakım İşletmesi açıldı.
1926 – Yabancı gemilere tanınan ayrıcalıkları kaldıran Kabotaj Kanunu yürürlüğe girdi.
1926 – İlk şeker fabrikası olan Alpullu Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1926 – Ankara otomatik telefonu işletmeye açıldı.
1926 – İstanbul’da inşaat demiri üreten ilk haddehane açıldı.
1926 – Tarım Satış Kooperatifleri ve Birlikleri kuruldu.
1926 – Amasya, Sinop ve Tokat Müzeleri açıldı.
1926 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikası açıldı. 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümetince kapatılana kadar bu fabrikada toplam 112 savaş uçağı üretildi.
1926 – Bakırköy Çimento Fabrikası kuruldu.
1926 – Uşak Şeker Fabrikası işletmeye açıldı.
1927 – Teşviki Sanayi Kanunu kabul edildi.
1927 – Bünyan Dokuma Fabrikası hizmete girdi.
1927 – Ankara – Kayseri demiryolu açıldı.
1927 – Emlak ve Eytam Bankası kuruldu.
1927 – İstanbul Radyosu yayınlarına başladı.
1927 – Samsun – Havza – Amasya demiryolları açıldı.
1927 – Bursa Dokumacılık Fabrikası açıldı.
1927 – Eskişehir Bankası kuruldu.
1927 – Ankara Arkeoloji Müzesi ve Sivas Müzesi kuruldu.
1927 – Okullarda karma eğitime geçildi.
1927 – İlk basketbol ligi düzenlendi.
1927 – İlk Köy Öğretmen Okulu Kayseri’de açıldı.
1927 – Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kağıt parası tedavüle çıkarıldı.
1927 – İzmir Müzesi açıldı.
1927 – Ankara’da Çocuk Sarayı açıldı.
1927 – İlk düzenli radyo yayını İstanbul’da başladı.
1928 – Laiklik Cumhuriyetin temel ilkesi olarak kabul edildi.
1928 – Anadolu Demiryolu Şirketi yabancılardan satın alındı.
1928 – Haydarpaşa-Eskişehir-Konya ve Yenice-Mersin Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1928 – Ankara Çimento Fabrikası açıldı.
1928 – Türk halkına okuma-yazma öğretmek için Millet Mektepleri açıldı.(1936’ya kadar 16-45 yaş arasındaki yaklaşık 3 milyon kişiye temel eğitim verildi.)
1928 – Ankara Numune Hastanesi açıldı.
1928 – Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü kuruldu.
1928 – Türk Eğitim Derneği (TED) Atatürk’ün koruyuculuğunda Ankara’da kuruldu.
1928 – Türk Vatandaşlığı Yasası kabul edildi.
1928 – İstanbul Bomonti’de Türk Mensucat Fabrikası hizmete girdi.
1928 – Amasya – Zile demiryolu açıldı.
1928 – Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkındaki kanun kabul edildi.
1928 – Malatya Elektrik Santralı açıldı.
1928 – İlk defa Kadınlar Mahkemelerde Avukat olarak görev aldılar.
1928 – Kütahya – Tavşanlı demiryolu açıldı.
1928 – İstanbul’da Üsküdar, Bağlarbaşı ve Kısıklı’da tramvay hatları açıldı.
1928 – Ankara’nın ilk büyük oteli Ankara Palas açıldı.
1928 – Gaziantep’te Mensucat Fabrikası işletmeye açıldı.
1929 – Mersin- Adana demiryolu yabancılardan satın alındı.
1929 – Ankara ile İstanbul arasında telefon konuşmaları başladı.
1929 – Ayancık Kereste Fabrikası açıldı.
1929 – Trabzon Vizera Hidroelektrik Santralı hizmete girdi.
1929 – İstanbul’da Fatih-Edirnekapı tramvay hattı hizmete girdi.
1929 – Anadolu-Bağdat, Mersin- Tarsus Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1929 – Haydarpaşa Limanı yabancılardan satın alındı.
1929 – Kütahya- Emirler, Fevzipaşa-Gölbaşı demiryolları açıldı.
1929 – Deniz Ticaret Kanunu kabul edildi.
1929 – Paşabahçe Rakı ve İspirto Fabrikası açıldı.
1929 – Yeni Türk harfleriyle ilk posta pulları basıldı.
1930 – Ankara – Sivas Demiryolu Hattı ulaşıma açıldı.
1930 – Kadınlar Belediyelerde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
1930 – Ankara’da Ziraat Enstitüsü kuruldu.
1930 – Kayseri – Şarkışla demiryolu açıldı.
1930 – Türkiye Gazeteciler Birliği kuruldu.
1930 – İstanbul Galata Köprüsü’nden 70 yıldan beri alınan köprü geçiş ücreti kaldırıldı.
1930 – Ankara Etnografya Müzesi halka açıldı.
1931 – Bursa- Mudanya demiryolu yabancılardan satın alındı.
1931 – Gölbaşı – Malatya demiryolu açıldı.
1931 – 10 ilde Bölge Sanat Okulları açıldı.
1931 – Çocuk Esirgeme Kurumu kuruldu.
1931 – Tekel Genel Müdürlüğü kuruldu.
1931 – Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
1931 – Uluslararası ölçü birimleri kabul edildi.
1931 – Türk Tarih Kurumu kuruldu.
1932 – Devlet Sanayi Ofisi (DSO) kuruldu.
1932 – Samsun- Sivas demiryolu açıldı.
1932 – Diyarbakır Tekel Rakı Fabrikası açıldı.
1932 – Sanayi Teşvik Kanunu ile toplam 1473 işletme teşvikten yararlandırıldı.
1932 – İzmir Rıhtım İşletmesi yabancılardan satın alındı.
1932 – Türkiye Sanayi Kredi Bankası kuruldu.
1932 – Kütahya – Balıkesir demiryolu açıldı.
1932 – Ulukışla – Niğde demiryolu açıldı.
1932 – Halkevleri açıldı. (1951’de Adnan Menderes hükümetince kapatıldıklarında 478 Halkevi, 4322 Halk Odası vardı.
1932 – Türk Dil Kurumu kuruldu.
1932 – Türkiye Milletler Cemiyetine üye oldu.
1933 – Eskişehir Şeker Fabrikası açıldı.
1933 – Sümerbank resmen faaliyete geçti.
1933 – İstanbul – Ankara arasında düzenli uçak seferleri başladı.
1933 – Adana-Fevzipaşa demiryolu açıldı.
1933 – Ulukışla – Kayseri demiryolu açıldı.
1933 – Yerel Yönetimlere finansal yardım için İller Bankası kuruldu.
1933 – İstanbul Üniversitesi kuruldu.
1933 – Zonguldak Yatırım Bankası ve Kayseri Milli İktisat Bankası kuruldu.
1933 – Havayolları Devlet İşletmesi kuruldu.
1933 – Samsun- Çarşamba demiryolu hattı yabancılardan satın alındı.
1933 – Halk Bankası kuruldu.

1933 – Ankara’da Yüksek Ziraat Enstitüsü açıldı.
1934 – Bandırma- Menemen- Manisa demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 – İlk Türk Operası sahnelendi.
1934 – Kadınlar birçok Avrupa ülkesinden önce genel seçimlerde seçme/seçilme hakkı kazandı.
1934 – İzmir-Kasaba demiryolu yabancılardan alınarak devletleştirildi.
1934 – Keçiborlu Kükürt Fabrikası üretime başladı.
1934 – Soyadı Kanunu kabul edildi.
1934 – Turhal Şeker Fabrikası açıldı.
1934 – Isparta Gülyağı Fabrikası üretime başladı.
1934 – Kayseri Uçak ve Motor Fabrikasında yapılan ilk uçağın deneme uçuşu yapıldı.
1934 – Basmane İzmir – Afyon demiryolu yabancılardan satın alındı.
1934 – Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
1934 – İlk Süttozu Fabrikası Bursa’da açıldı.
1934 – Zonguldak Kömür Yıkama Fabrikası işletmeye açıldı.
1934 – Demiryolu Elazığ’a ulaştı.
1935 – Haftasonu tatili Cumartesi-Pazar olarak kabul edildi.
1935 – Aydın Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1935 – MTA Enstitüsü kuruldu.
1935 – ETİBANK kuruldu.
1935 – Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. kuruldu.
1935 – Türkkuşu kuruldu.
1935 – İstanbul Rıhtım Şirketi yabancılardan satın alındı.
1935 – Ankara’da troleybüs hattı işletmeye açıldı.
1935 – Fevzipaşa-Ergani-Diyarbakır demiryolları açıldı.
1935 – İlk Arkeolojik kazılar Alacahöyük’te başladı.
1935 – Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası üretime başladı.
1935 – Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası işletmeye açıldı.
1935 – Afyon – Isparta demiryolu açıldı.
1935 – Sümerbank Kayseri Dokuma Fabrikası’nın açılışı yapıldı.
1935 – Ankara Mamak’ta Gaz Maskesi Fabrikası açıldı.
1935 – Ayasofya müze olarak ziyarete açıldı.
1935 – Ankara’da Dil ve Tarih- Coğrafya Fakültesi açıldı.
1936 – Kabotajın Deniz Yolları İdaresi’ne geçmesi sağlandı.
1936 – Ankara Çubuk Barajı açıldı.
1936 – Motreux Boğazlar Sözleşmesi imzalandı.
1936 – Çanakkale ve İstanbul Boğazlarında askerden arındırılmış bölgelere Türk askerleri yerleştirildi.
1936 – Ankara’da Devlet Konservatuarı açıldı.
1936 – Edirne-Sirkeci Şark Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1936 – Haydarpaşa Numune Hastanesi hizmete girdi.
1936 – Sümerbank Malatya İplik ve Bez Fabrikası kuruldu.
1936 – İzmit Kağıt ve Karton Fabrikası hizmete girdi.
1936 – Elazığ Şark Kromları İşletmesi kuruldu.
1936 – İzmir Enternasyonal Fuarı açıldı.
1936 – İzmir Havagazı Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 – İstanbul Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1936 – SEKA’nın İzmit’teki fabrikasında ilk kağıt üretildi.
1936 – Ankara 19 Mayıs Stadyumu hizmete açıldı.
1937 – Sümerbank Konya Ereğlisi Dokuma Fabrikası üretime başladı.
1937 – Ziraat Bankası Kanunu kabul edildi.
1937 – Kozlu Kömür İşletmeleri yabancılardan satın alındı.
1937 – Çatalağzı – Zonguldak demiryolu açıldı.
1937 – İstanbul Resim Heykel Müzesi açıldı.
1937 – Ankara’da ilk Bira Fabrikası kuruldu.
1937 – Toprakkale – İskenderun demiryolu yabancılardan satın alındı.
1937 – Ankara’da Motorlu Tayyarecilik Okulu açıldı.
1937 – Urfa’da Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği açıldı.
1937 – Sümerbank Nazilli Basma Fabrikası açıldı.
1937 – Denizbank kuruldu.
1937 – İstanbul ve Trakya Demiryolları yabancılardan satın alındı.
1937 – Diyarbakır – Cizre Demiryolu açıldı.
1937 – Yozgat Termo-Elektrik Santralı hizmete girdi.
1938 – Gemlik Suni İpek Fabrikası açıldı.
1938 – İzmir Telefon Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 – Ankara Radyoevi hizmete girdi.
1938 – Divriği Demir Madenleri üretime başladı.
1938 – Bursa Merinos Fabrikası faaliyete geçti.
1938 – Murgul Bakır İşletmeleri satın alındı.
1938 – Türk askerleri Hatay’a girdi.
1938 – Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 – Devlet Havayolları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1938 – Eskişehir İspirto Fabrikası açıldı.
1938 – İstanbul Elektrik Şirketi yabancılardan satın alındı.
1938 – Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) kuruldu.
1938 – Sivas – Erzincan demiryolu açıldı.
1938 – Giresun’da Fiskobirlik kuruldu.
ATATÜRK’ün VEFATINDAN SONRA
1939 – Ergani Bakır İşletmesi hizmete girdi.
1939 – Karabük Demir Çelik Kok Fabrikası üretime başladı.
1939 – İstanbul’da yabancıların işlettiği Tramvay Şirketi tesislerini hükümete devretti.
1939 – İstanbul’daki Tünel İşletmesi tüm tesislerini hükümete devretti.
1939 – Bursa ve Mersin elektrik tesisleri devletleştirildi.
1939 – Adana Elektrik Şirketi devletleştirildi.
1939 – Sivas Demiryolu Makinaları Fabrikası kuruldu.
1939 – Aydın’da 4000 köylüye toprak dağıtıldı.
1939 – İstanbul’da İETT kuruldu.
1939 – Fransız askerleri Hatay’dan çıkartıldı, Hatay Türkiye’ye katıldı.
1939 – Karabük Demir Çelik Fabrikası Yüksek Fırınları hizmete girdi.

1939 – Ankara Havagazı Şirketi devletleştirildi.
1939 – Karabük Demir Çelik Boru Fabrikaları hizmete girdi.
1939 – Milli Piyango İdaresi kuruldu.
1939 – Unkapanı Atatürk Köprüsü açıldı.
1939 – İlk Türk denizaltısı Haliç’te denize indirildi.
1939 – Sivas – Erzurum demiryolu açıldı. Cumhuriyetin ilk 15 yılında yapılan demiryolu 3.000 km’ye ulaştı.
1939 – Tekirdağ Şarap Fabrikası hizmete açıldı.
1940 – Kozabirlik kuruldu.
1940 – Türk Petrol Şirketi kuruldu.
1940 – Köy Enstitüleri kuruldu. (Toplam sayısı 21’i bulan köy enstitüleri 1954 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından tamamen kapatıldı.)
1940 – İstanbul Radyo İstasyonu hizmete girdi.
1940 – Ereğli Kömür İşletmesi kuruldu.
1940 – Haliçte yapılan İkinci Türk denizaltısı donanmaya katıldı.
1940 – Taksim Gezi Parkı İstanbul’da açıldı.
1940 – Eğitim amaçlı Halk Odaları kuruldu. İlk etapta 141 Halk Odası açıldı.
1940 – Ankara’da Milli Halk Kütüphanesi açıldı.
1940 – Garp Linyitleri İşletmesi kuruldu.
1941 – Gebere Barajı açıldı.
1941 – Petrol Ofisi kuruldu.
1941 – Türk Hava Kurumu Ankara’da uçak fabrikası kurdu.
1941 – THY Yurtiçi uçuş merkezlerinin sayısı 11’e çıktı.
1942 – Ankara Etimesgut’ta üretilen ilk Türk uçağı deneme uçuşları yaptı.
1942 – Türk Devrim Tarihi Enstitüsü kuruldu.
1942 – İlköğretim seferberliği başladı.
1942 – Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü açıldı.
1942 – Dalaman ve Hatay Devlet Üretme Çiftlikleri kuruldu.
1942 – Bursa, Denizli, Mersin, Çorum ve Urfa’da Kız Sanat Enstitüleri açıldı.
1942 – İlk büyük Türk ilaç fabrikası Eczacıbaşı İlaç Fabrikası Levent’te açıldı.
1942 – Atatürk Devrim Müzesi açıldı.
1943 – Ticaret ve Sanayi Odaları, Esnaf Odaları ve Ticaret Borsası Kanunu kabul edildi.
1943 – Zonguldak-Kozlu demiryolu hattı açıldı.
1943 – İstanbul’da Atatürk Bulvarı açıldı.
1943 – Ankara’da Gençlik Parkı açıldı.
1943 – Diyarbakır – Batman Demiryolu açıldı.
1943 – Seyhan Regülatörü açıldı.
1943 – Sivas Çimento Fabrikası açıldı.
1943 – İstanbul Yüzme İhtisas Kulübü kuruldu.
1943 – İstanbul’da Yıldız Parkı açıldı.
1943 – Ankara Fen Fakültesi açıldı.
1944 – Türkiye Zirai Donatım Kurumu (TZDK) kuruldu.
1944 – İzmit Klor Alkali Fabrikası hizmete girdi.
1944 – İzmit Selüloz Fabrikaları işletmeye alındı.
1944 – Türk Hava Kurumu’nun Ankara’daki uçak fabrikasında 140 eğitim uçağı, ambulans uçakları ve çok sayıda planör üretildi.
(Ne yazık ki; Ankara, Kayseri ve Eskişehir’deki Uçak ve Uçak Motoru Fabrikalarının tamamı 1950’li yıllarda Adnan Menderes hükümeti tarafından kapatılmıştır.
1944 – İzmit’te Gazete ve Sigara Kağıdı Fabrikası açıldı.
1944 – Yeşilköy’de yerli sermaye ile üretilen ilk Türk özel yolcu uçağının denemesi yapıldı.
1944 – Anıtkabir’in temeli atıldı.
1944 – İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) kuruldu.
1944 – Mersin Limanı hizmete açıldı.
1944 – Gaziantep Havaalanı açıldı.
1944 – Fevzipaşa – Malatya ve Diyarbakır – Kurtalan demiryolları hizmete girdi.
1944 – Sakarya’da Ziraat Alet ve Makinaları Fabrikası üretime başladı
1944 – İzmir’de Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu açıldı.
1945 – Şirketi Hayriye devlet tarafından satın alındı.
1945 – Türkiye Birleşmiş Milletler’e kurucu üye olarak katıldı.
1945 – İskenderun Limanı hizmete girdi.
1945 – Türkiye ilk defa yerli ampul üretimine başladı.
1945 – Balıkesir, Van, Rize, Erzurum, Erzincan ve Çankırı’da liseler ve enstitüler açıldı.
1945 – Çiftçiyi ve Köylüyü Topraklandırma Kanunu kabul edildi.
1945 – Ormanlar koruma amacıyla devletin mülkiyetine geçti.
1945 – İstanbul – Londra ve İstanbul – Paris uçak seferleri başladı.
1946 – İş ve İşçi Bulma Kurumu hizmete başladı.
1946 – İşçi Sigortaları Kurumu yürürlüğe girdi.
1946 – İstanbul – Ankara arasında yataklı tren seferleri başladı.
1946 – Ankara Üniversitesi kuruldu.
1946 – Elazığ Tekel Şarap Fabrikası açıldı.
1946 – İstanbul ve Ankara Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1946 – Türkiye’nin ilk çok partili seçimleri yapıldı.
1947 – Heybeliada Senatoryumu hizmete girdi.
1947 – İstanbul Açıkhava Tiyatrosu açıldı.
1947 – İşçi ve İşveren Sendikaları Kanunu kabul edildi.
1947 – Palu-Genç demiryolu açıldı.
1947 – Türkiye Dünya Sağlık Örgütüne üye oldu.
1947 – Rize Çay Fabrikası hizmete girdi.
1947 – Eskişehir Demiryolu Takım Fabrikası hizmete girdi.
1947 – İstanbul’da İnönü Stadyumu açıldı.
1948 – Köprüağzı – Maraş demiryolu açıldı. Açılan son demiryolu hattı oldu; çünkü 1950’deki Adnan Menderes hükümetinden itibaren demiryolu yapımları durduruldu.
1948 – Çatalağzı Termik Santralı hizmete girdi.
1948 – Türkiye Milli Talebe Federasyonu kuruldu.
1948 – Milli Kütüphane hizmete girdi.
1948 – Ankara Etimesgut’ta kurulan Uçak Motor Fabrikası hizmete girdi.
1949 – Porsuk Barajı açıldı.
1949 – Emekli Sandığı kuruldu.
1949 – Türkiye İnsan Hakları Bildirgesini onayladı.
1949 – Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü kuruldu.
1949 – İstanbul’da Kartal- Yalova araba vapuru hattı açıldı.
1949 – Sümerbank Ateş Tuğla Fabrikası Filyos’ta açıldı.
1949 – Muş’ta Alparslan Devlet Üretme Çiftliği kuruldu.
1949 – Murgul Bakır İşletmeleri üretime başladı.
1949 – Türkiye Avrupa Konseyi’ne kabul edildi.
1923 – 1950 arasında yapılan tüm bu eserler ve yatırımlar gerçekleştirilirken tek kuruş bile borç alınmamıştır.
Borç alınmadığı gibi Osmanlı’nın bıraktığı Düyun-u Umumiye borçları da ödenmiştir.
1929 -1932 arası Dünya tarihinde şu ana kadar yaşanan en büyük kriz olan “Dünya Ekonomik Bunalımı” dönemidir. Teğet geçmemiştir!
1939 – 1945 arası tüm dünyanın yıkıma sürüklendiği II. Dünya Savaşı dönemidir.

Bu dönemde tüm dünya kana bulanırken ve komşu ülkelerde bile milyonlarca insan ölürken; tek bir Türk vatandaşının burnu dahi kanamamıştır.
Genç Türkiye Cumhuriyetini kuran iradenin elbetteki hataları da olmuştur.
O günkü Türkiye’nin yoksulluğunu ve savaş zamanlarını göz önüne aldığımızda ne kadar zorluklar çekildiği ortadadır.
Örneğin; sık sık gündeme gelen şu camilerin kapatılırak depoya dönüştürülmesi konusunun gerçek yüzü şudur:
İkinci dünya savaşında sınırlara yığınak yapmak zorunda kalan orduyu doyurmak amacı ile köylüden toplanan hububat modern SİLO’lar olmadığı için camiler boşaltılarak SİLO yerine kullanılmıştır. Doğru olan yöntem de odur…

Peki bütün bu yapılan yatırımları ve emperyalizmin ellerinden alınarak devletleştirilen işletmeleri kimler tekrar emperyalistlere satmaya başladı? Adnan Menderes…
SON SÖZ:
Vatan; doyduğun ve mutlu olduğun yerdir.
Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti…
Düzenleyen : Mehmet Sağlam

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/