Gazete insan: Temmuz 2017

27 Temmuz 2017 Perşembe

İstanbul yağmura teslim oldu




İstanbul yağmura teslim oldu
Dakikalar içinde karanlığa gömülen İstanbul'da şiddetli yağış, dolu ve fırtına etkisini gösterdi. Özellikle İstanbul'un batı kesimlerini yoğun şekilde etkileyecek olan, beklenen yağışlar başladı. 
İş çıkış saatine denk gelen çok şiddetli yağış nedeniyle bazı yolları su bastı. Dolu ve yağmur yağışı sırasında önlerini görmekte zorluk çeken sürücüler yol kenarlarına çekerek havanın düzelmesini bekledi. Metro, metrobüs, tren ve tramvay duraklarında da vatandaşlar mahsur kaldı. Avrasya tüneli ulaşıma kapatıldı. E-5 karayolunu su bastı. Araçlar su basan yolda ilerlemekte güçlük çekiyor. Bazı araçların yağan dolu nedeniyle camları patladı.
Edirne’de son bir haftadır hava sıcaklığı ortalama 40 derecelerde seyrederken, bugün öğle saatlerinde Bulgaristan üzerinden gelen yağmur bulutları Kapıkule’de gurbetçilere dolu sürprizi yaşattı. Edirne’de aşırı sıcakların ardından öğle saatlerinde Kapıkule’de aniden bastıran dolu yaşamı olumsuz etkiledi.
Kapıkule’de kısa süre etkili olan dolunun bazı ekili tarım arazilerine zarar verdiği öğrenildi.
Dolu yağışı akşam saatlerinde Silivri ve Beylikdüzü’nde de etkisini göstermeye başladı.

İSTANBUL’DA GÖKYÜZÜNÜ SİYAH BULUTLAR KAPLADI

İstanbul’da meteorolojinin uyarılarının ardından akşam saatlerinde gökyüzünü kaplayan siyah bulutlarla hava bir anda karardı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından beklenen şiddetli yağış akşam saatlerinden itibaren etkisini göstermeye başladı. İstanbul genelinde etkili olan şiddetli yağıştan dakikalar önce gökyüzünü siyah bulutlar kapladı. Normal şartlarda havanın kararmasından yaklaşık 2 saat önce gökyüzündeki bulutlar İstanbul'da havayı kararttı.

AVRASYA TÜNELİ KAPATILDI

İstanbul’da Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarılarının ardından beklenen şiddetli yağmur doluyla birlikte etkisini göstermeye başladı. Sağanak yağış sonrası trafik durma noktasına geldi. Deniz ulaşımı da aksadı, bazı vapurlar denizin ortasında kaldı. Avrasya Tüneli ise ulaşıma kapatıldı.
Deniz ulaşımında aksaklıklar sürerken, bazı vapurlar denizin ortasında kaldı. Her türlü doğal afete karşı korunaklı olan Avrasya Tüneli'ni ise su bastı, trafiğe kapatıldı.
İstanbul'da akşam saatlerinde etkili olan şiddetli yağış nedeniyle E-5 karayolunu bir anda su bastı. Araçlar su basan yolda ilerlemekte güçlük çekti.
Sağanak yağış sonrası trafik durma noktasına geldi. İBB'nin trafik haritasında yoğunluk yüzde 80'leri buldu.

E-5 KARAYOLUNU SU BASTI

İstanbul’da akşam saatlerinde etkili olan şiddetli yağış nedeniyle E-5 karayolunu bir anda su bastı.
Meteoroloji Genel Müdürlüğünün uyarılarının ardından beklenen şiddetli yağış akşam saatlerinden itibaren etkisini göstermeye başladı. İstanbul genelinde etkili olan şiddetli yağışla birlikte Silivri'de E-5 karayolunu su bastı. Araçlar su basan yolda ilerlemekte güçlük çekti.

KARAKÖY-KADIKÖY VAPURU KAYALIKLARA ÇARPTI!

İstanbul'da akşam saatlerinde aniden bastıran fırtına ve şiddetli yağış, hayatı resmen felç etti. Metrolar ve metrobüs seferleri yapılamazken, kötü bir haber de Şehit Hatları'ndan geldi. İstanbul'daki sağanak yağışın etkisiyle Karaköy-Kadıköy seferini yapan vapur ise 
Karaköy'den Kadıköy'e 18:00'de harekete çıkan şehir hatları vapuru fırtına sebebiyle denizde mahsur kaldı. Motor puan dalga kıranlara çarpıyor yolculara can yelekleri giydirildi.

Meteoroloji'nin uyarısı şu şekilde;

Bugün (27.07.2017 Perşembe) akşam saatlerinde Marmara bölgesi başta olmak üzere yurdun kuzeybatı kesimlerinde görülecek gök gürültülü sağanak yağışların; Edirne ve Kırklareli çevrelerinde çok kuvvetli (metrekareye 51-75 kg) , Çanakkale, Tekirdağ ve İstanbul’un batı çevrelerinde kuvvetli (metrekareye 21-50 kg) olması beklendiğinden, yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı (ani sel, lokal su baskını, yerel dolu yağışı ve yıldırım düşmesi) dikkatli ve tedbirli olunmalıdır.

MARMARA'NIN BATISINDA ÇOK ETKİLİ BAŞLAYACAK İSTANBUL'UN BATISINA GELECEK

Gök gürültülü sağanak yağışların; Edirne ve Kırklareli çevrelerinde çok kuvvetli (metrekareye 51-75 kg) , Çanakkale, Tekirdağ ve İstanbul´un batı çevrelerinde kuvvetli (metrekareye 21-50 kg) olması bekleniyor. Meteoroloji Genel Müdürlüğü yağışlar sırasında “ani sel, lokal su baskını, yerel dolu yağışı ve yıldırım düşmesi” olaylarının yaşanabileceğine dikkat çekti.

VAPUR KAYALIKLARA ÇARPTI

Karaköy'den Kadıköy'e 18:00'de harekete çıkan şehir hatları vapuru fırtına sebebiyle denizde mahsur kaldı. Motor puan dalga kıranlara çarpıyor yolculara can yelekleri giydirildi.
İstanbul'daki yağışta Haydarpaşa Camisi'nin minaresi yıkıldı.

HAVALİMANINDA SEFERLER ETKİLENDİ

İstanbul'da yağmurun etkili olduğu akşam saatlerinde, 'CB' (kümülonimbus) olarak adlandırılan, kötü hava koşullarına ve yıldırımlara neden olan elektrik yüklü bulutlar Atatürk Havalimanı'na inecek uçakları olumsuz etkiledi.Şu an Atatürk Havalimanı'na inişler yapılamazken bazı uçaklar başka meydanlara yönlendirildi. CB bulutlarına yakalanmak istemeyen pilotlar, iniş için yaklaşma yapamayınca havada tur atmak zorunda kaldı.

BAZI TEKNELER DENİZİN ORTASINDA KALDI

Bazı vapurların da yağış nedeniyle denizin ortasında kaldığı belirtiliyor. Bazı vapurlarda yolculara da can yeleği dağıtıldığı öğrenildi. 

KAĞITHANE'DE BİR DEPOYA YILDIRIM DÜŞTÜ

Kağıthane'de bir depoya yıldırım düştü, http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/istanbul-yagmura-teslim-oldu-h38314.htmldumanların yükseldiği görüldü.


Feyzioğlu'ndan flaş 'resmi nikah' açıklaması





Feyzioğlu'ndan flaş 'resmi nikah' açıklaması

Türkiye Barolar Birliği, müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesini öngören kanun tasarısı üzerine yazılı bir açıklama yayınladı.
Başkan Metin Feyzioğlu imzalı yayınlanan açıklamada müftülük nikahının resmileştirilmesinin toplumu böleceği belirtildi.
Yapılan açıklama şöyle;

"Ülkemiz boğucu iç ve dış sorunlarla mücadele ederken, hükümet tarafından müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesini öngören kanun tasarısını derin bir üzüntü ve kaygıyla karşılıyoruz.
İtirazımız dini nikaha yönelik asla değildir. Çünkü dini nikah hukukumuza göre zaten serbesttir. Sorun, müftülükler tarafından kıyılacak nikahın da resmileştirilmesi ve belediye nikahının yerini alacak olmasıyla ilgilidir.
Şöyle ki, bu düzenlemeyle toplum, "müftüye nikah kıydıranlar" ve "belediyeye nikah kıydıranlar" diye bir kez daha bölünecektir. Müftülere nikah kıydıranların ne kadar dindar, belediyelere nikah kıydıranların ise dinsiz olduğu teması işlenecektir.
Toplumumuzun karşı karşıya olduğu farklı kırılma hatları, bu defa doğrudan doğruya toplumun bel kemiği olan aile kurumunun içine girecektir.

İşte bu sebeple resmi nikah, Anayasamızın 174/4. maddesiyle koruma altına alınmış olan İnkılap Kanunları arasında sayılmaktadır. Şu halde; dini nikahı resmileştiren düzenleme Anayasanın özüne aykırıdır.
Ortadoğu'nun iç savaşların pençesinde yakılıp yıkılmasının arkasında laik toplum ve devlet düzenlerinin yerleştirilememiş olmasının en temel sebep olduğu ortaya çıkmıştır.
Küresel güç odaklarının Ortadoğu'nun yangınını Türkiye'ye sıçratmak için sahneledikleri tüm oyunların şu ana kadar boşa çıkmış olmasının sebebi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluştan itibaren laik bir düzeni benimsemiş olmasıdır. Masumane gibi görünen gerekçelerle takdim edilen müftülük nikahının resmileşmesi ise laik düzeni doğrudan tehdit etmektedir.
Bu gerçekleri ve duyduğumuz derin kaygıyı başta kadınlar olmak üzere toplumun tüm kesimleri ile siyasi iktidarın ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin dikkatine sunuyoruz."

http://www.hukukihaber.net/gundem/feyzioglu-ndan-flas-resmi-nikah-aciklamasi-h95904.html

HUKUKÇULAR AÇ GEZİYOR, HUKUK OKUMA EVLADIM...





HUKUKÇULAR AÇ GEZİYOR, HUKUK OKUMA EVLADIM...

Dün gelen bir mail aynen şöyle başlıyor; "merhabalar ben 19 yaşındayım ve üniversite sınavlarına hazırlanıyorum,hukuk fakültesi ile aramda yıllardır aşamadığım tek bir sorun var; bu sorun ygs-lys değil ANNEM..."
Annesi hemşire olan İlayda, bu mailinde annesinin sağlık sektöründe çalışması için yönlendirme yapmaya çalıştığından ve genç kardeşimizin hukuk fakültesi idealinin önünde "anne sözünü dinlemek" gereği bir set olarak çekildiğinden bahsediyor ve annesinin söylediklerinden bahsediyor;AVUKATLAR AÇ, SOSYAL STATÜLERİ SIFIR....

Sevgili ebeveynler; genç meslektaş adaylarım; bırakınız böyle kulaktan dolma bilgileri...Evet mesleğimiz gereği bir miktar sermaye ve çevre ihtiyacımız var ancak aç kaldığımız, ya da statüsel bir sıfırlık söz konusu değil. Sizlere en basit örnekle kendi meslek yolculuğumdan bahsetmek istiyorum. Umuyorum ki genç meslektaş adaylarımız ve özellikle İlayda bu yazıyı çok değerli annesine okutur ve üzerindeki stres ve yük bir nebze olsun hafifler...


4 yıllık hukuk fakültesi serüveninden sonra başladığım avukatlık stajımda; birçok arkadaşım hakim-savcılık sınavına hazırlanmayı tercih etti, kimi sınavı kazandı ve aday hakim-savcı olarak göreve başladı; maddi anlamda 3.700.00 TL civarı, net miktarını bilmiyorum ama maaş almaya başladılar, 5-6 ay içerisinde birçoğu arabasını aldı ve kendini mesleğe hazırlamaya çalışıyor.Atandıklarında alacakları asgari miktar 6.000.00 TL olacak. Sosyal statüden kasıt makam ve mevkii ise; bu arkadaşlarım hem üzerlerinde taşıdığı aday hakim-savcı kimliğiyle hem de bir yargı mensubu olarak oldukça iyi konumda, saygı duyulan kişiler haline geldi. Diğer yandan KPSS ile kurum avukatlığı düşünen arkadaşlarımız, KPSS neticesinde atamaları gerçekleştiğinde 4.000.00 TL civarı net miktarı bilmiyorum ama bu rakamlardan az olmadığından emin olduğum miktarda maaşla göreve başlıyorlar ve bulundukları konum itibariyle oldukça saygın kişiler olarak mesleklerini ifa ediyorlar.

Asıl meseleye gelecek olursak; serbest avukatlık tercih eden bendeniz ve birçok arkadaşım da staj döneminde oldukça zorlanmış ve ücret yasağına rağmen mesleğini sevdiği için canla başla bir şeyler öğrenme çabasına girişmiş, nihayetinde stajını tamamlayarak kimi kendi ofisini açmış, kimi de bir meslektaşımızın yanında işe başlamıştır.İş gören avukat olarak tanımladığımız ve bir başka avukat meslektaşımızın yanında çalışan avukatlar, mesleklerini ilk yıllarında 2000-2500 TL civarı değişkenlik gösteren bir miktar ile çalışmaya başlıyor, devamında yılların getirdiği tecrübe ile maaşlarında artışlar görülmektedir. Kaldı ki CMK dediğimiz ve mesleğe yeni başlayan avukatlara tanınan, toplum tarafından baronun atadığı avukat olarak bilinen avukatlık sayesinde mesleğe yeni başlayan avukat meslektaşlarımız ilk 6-7 ay kendi gayretlerine ve CMK yoğunluğuna göre gece gündüz demeden koşturarak maddi kazanım elde etmekte, bunun yanı sıra bu koşuşturmaca ile ciddi bir çevreyi de kazanmaktadır. Burada bahsettiğim bütün meslektaşlarımız hem maddi anlamda kazanmaktadır hem de sosyal statü açısından oldukça saygın kişilerdir.

Yukarıda bahsedeceğimi belirttiğim kendi meslek hayatıma gelecek olursak; birçok zorluktan sonra kendi ofisimi açmaya karar verdim ve stajımın son günlerinde, küçük bir ofis tutarak meslek hayatıma hazırlanıyorum. Ofis alışverişi için gittiğim her yerde bundan önceki 5 senede hiç görmediğim saygıyı görüyor ve çevre ediniyorum. Çok basit bir örnek olması açısından masa almak için gittiğim bir mağazanın sahibinin önüme sayın avukatım madem işe yeni başlıyorsunuz ilk işiniz bizden olsun diyerek koyduğu senetlerden bahsedeyim; mağaza sahibi önüme 20 parça her biri 1.000.00TL üzeri olan toplam değeri 60.000.00 TL'lik senetler koyduğunda açıkçası çok şaşırdım hatta devamında da çok üzüldüm. Zira henüz ruhsatım, vergi levham yok ve vekalet alamıyordum. Bu nazik iş teklifini durumu izah ederek reddederken; sayın avukatım madem öyle bu senetler siz ruhsatınızı alıp vergi levhanızı asana kadar bizde kalacak ve ofisinizi açtığınız zaman ziyaretinize gelerek vekaletimizle birlikte bu senetleri icra takibi için size vereceğiz dediğinde dünyalar benim oldu, çünkü mesleğe yeni başlayan biri için miktar bakımından oldukça yüksek olan bu meblağlar tahsil edildiğinde belki de ofis için yapmış olduğum masrafları karşılayacak ve bir anda beni düzlüğe çıkaracaktı...

Sevgili ebeveynler ve genç meslektaşlarım; şunu lütfen unutmayın; amacınız sadece para kazanmaksa bu artık eskisi kadar zor değil; ama amacınız mesleğinizi hakkıyla ifa edip emeğinizin karşılığını almaksa; bunun için kişisel gayretiniz, kendinizi geliştirmeniz gerekmektedir. Piyasada iş yok, avukatlar aç diye kocaman bir yalan var. Madem öyle efendim bizim neden haberimiz yok?

Girdiği kalabalıklarda her zaman en çok saygı duyulan, bilgisine güvenilen, söyledikleri itibarlı olan bir meslek grubu, Türkiye'deki üç erkten birinde yargı mensubu olarak mesleğini icra eden hukuk insanları açısından yapılan bu tür değerlendirmeler oldukça yanlış ve itibar zedelemek amacıyla söylenmiş-söylenen-söylenecek olan cümlelerdir.Ne var ki hukuk insanlarının her zaman olduğu gibi ailelerinin gurur kaynağı, toplumun da son umudu lacağından şüphe duyamayacaksınız-duymuyoruz.


Goygoy Hukuk / hukukihaber.net

Yağmuru, seli, doluyu zinaya bağladılar





Yağmuru, seli, doluyu zinaya bağladılar

Ege Denizi’nde meydana gelen depremin ardından sosyal medya da birçok paylaşım olurken troller depremin nedenini zinaya bağlamıştı. Aynı zihniyet yine ortaya çıkarak İstanbul'da yaşanan fırıtna, dolu ve seli yine zinaya bağladı
Bodrum meydana gelen depremde "#bodrum da işlenen günahlara ne #deprem ne #sel ne de başka bir #afet temizler Kendinize gelin ey ümmeti müslüman !" ifadelerini kullanmılardı.

Bugün İstanbul'da yaşanan fırıtna, dolu ve sel felaketi için, YURT Gazetesi'nin altına 'az zina yapın' diye yorumlar yapıldı.


http://www.yurtgazetesi.com.tr

Erdoğan otoritesi ile durumu kurtarmaya çalışıyor, vekillere fırça atıyor



Erdoğan otoritesi ile durumu kurtarmaya çalışıyor, vekillere fırça atıyor
Evet AKP tamamen bitmiş durumda ve Erdoğan otoritesi ile bunu engellemeye çalışıyor diğer yandan fetöcüleri de koltuğunun altında saklamak zorunda kalıyor. Demek ki büyük gün yaklaşıyor ve çok uzak değil. İktidar artık son günlerini yaşıyor…
Erdoğan’da bir telaş olduğu ve AKP örgütüne yapılacak operasyonlar öncesi oluşan çatlağın seslerini bastırmak için sertleştiği ve rest çektiği düşünülüyor.
Büyük bir sıkıntı olduğu gözle görülüyor ve yine her an şiddetli bir dağılma dalgasının yayılması bekleniyor. Çünkü hem uluslararası hukuka karşı işlenen suçlar hem de yurt içinde tamamen hukuksuzluk hali, AKP’lilerin de gözünü korkutuyor ve nereye kadar diye düşünüyorlar, hesap veremeyecekleri suçların altına imza atanlar iktidardan düştükleri gün hesaba çekileceklerini biliyor ve bunun telaşını yaşıyorlar.
Evet, AKP tamamen bitmiş durumda ve Erdoğan otoritesi ile bunu engellemeye çalışıyor diğer yandan Fetöcü’leri de koltuğunun altında saklamak zorunda kalıyor.
Demek ki büyük gün yaklaşıyor ve çok uzak değil. İktidar artık son günlerini yaşıyor…
Hoşça kal yarın….
Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisine seslendi. Erdoğan, AKP’li vekillere ve kabineye yönelik “Yorulan varsa kenara çekilsin” dedi.
Erdoğan’ın toplantıdaki sözlerinden satır başları şöyle:
Yorulan varsa çekilin. Teşkilatta vatandaşa, bakanlara saygı esastır.
OHAL, yatırımlar için bahane olamaz.
En iyi tatil milletle birlikte olmaktır. Milletle birlikte olmak bizim hayat tarzımızdır.
İçerde ve dışarda yapılan saldırıların hedefi AK Parti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bugün saat 11.00 de AKP Genel Merkezi’inde AKP’li milletvekilleri ve bakan ile bir araya geldi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milletvekillerini toplantıya çağırması Ankara’da ‘sürpriz’ olarak nitelenirken, AKP kulislerinde, “TBMM İçtüzük teklifi yasalaştıktan sonra tetile girecek. Tatil öncesi grup ile bir değerlendirme yapmak istemiştir” yorumları yapılmıştı.
http://www.kocaelicumhuriyet.com/2017/07/27/erdogan-otoritesi-ile-durumu-kurtarmaya-calisiyor-vekillere-firca-atiyor.html

O otelde kalanlar insan ey devleti yönetenler, her yerde eşkiyalar





O otelde kalanlar insan ey devleti yönetenler, her yerde eşkiyalar

Güney Yıldızı şirketi olarak bizim Emir Thani’ye bir borcumuz yok, aksine 7 yıldır yaptığımız masraflarla birlikte 4 milyon 750 bin dolar alacağımız var.
Bugün oteli içinde kalanların insan olduğunu düşünmeden polis zoruyla boşalttıranlar, yarın Ülkeyi’de biz almıştık ülkeyi terk edin dediklerinde ne yapacaksınız.

İşte yabancı sermaye böyle yapar hele ki gerici doğu sermayesi. Sen beleş gıda yardımı gönder, Türkiye’nin sınırlarını ve imkanlarını sonuna kadar adamların emrine ver ama senin oteldeki vatandaşlarını kapı dışarı etsinler. Hakları olmadığı halde eşkiyalık yapıyorlar ve bizim devlet’de onların yanında yer alıyor. İyi yoldasın Türkiye…
Hakları olmadığı halde vatandaşı sokağa atıyorlar, işletmeciye borçlu oldukları halde devlet kanalıyla eşkiyalık yapıyorlar. Topraklarımızı ve kurumlarımızı Katarlılara peşkeş çekenler iyi düşünsün desek, düşünürler mi? düşünmezler tabi ceplerine indirdiler bir kere cukkayı.

Katar şeyhi Marmaris’te otel boşalttırdı

Muğla’nın Marmaris ilçesinde bulunan, Katar Kraliyet Ailesi üyesi (Emir) Şeyh Nasser Ahmed Ali A.Al Thani’ye ait 5 yıldızlı otel tahliye edildi…


Muğla’nın Marmaris ilçesinde bulunan, Katar Kraliyet Ailesi üyesi (Emir) Şeyh Nasser Ahmed Ali A.Al Thani’ye ait 5 yıldızlı otel tahliye edildi. 400 turistin kaldığı otelin tahliye işleminin Al Thani’nin 7 yıldır otelin işletmeciliğini yapan Güney Yıldızı Otelcilik’e açtığı davayı kazanmasıyla gerçekleştiği belirtildi.

Turistik İçmeler Mahallesi’nde, Katar Kraliyet Ailesi üyesi (Emir) Şeyh Nasser Ahmed Ali A.Al Thani’in sahibi olduğu 5 yıldızlı Munamar Beach Otel’de bugün saat 18.00’da Ankara’dan gelen avukat ve polisler eşliğinde tahliye işlemi başlatıldı.

Katar Kraliyet Ailesi üyesi Emir Thani tarafından 2010 yılında 15 milyon dolara satın alınan otel, yıllık 1 milyon dolara 5 yıllığına Güney Yıldızı Otelcilik şirketine kiralandı. Kira kontratının 2015 yılında bitmesi üzerine Emir Thani’nin avukatları ve Güney Yıldızı Otelcilik yöneticileri masaya oturarak yeniden anlaşma sağlamaya çalıştı. Emir’in 1 milyon 200 bin dolar yıllık kira istemesi üzerine anlaşma sağlanmadı. Emir Thani, 2015 yılının sonunda kiraya verdiği Güney Yıldızı Otelcilik Şirketi’ne tahliye davası açtı. Oteli 7 yıldır işleten Güney Yıldızı Otelcilik şirketi yöneticileri de 4 milyon 750 bin dolar tutarındaki masraflarını alabilmek için karşı alacak davası açtı. Yaklaşık 1,5 yıl süren tahliye davası 21 Temmuz günü sonuçlanarak oteli kiralayanların tahliye etmesine karar verildi. İçinde çoğunluğu yabancı olan turistlerin bulunduğu 400 kişinin tahliyesi için avukatlar polis eşliğinde otele geldi. Otelde yapılan incelemenin ardından avukatlar, polis ve çalışanlar ile birlikte odalara çıkarak kapılarını çaldıkları müşterilere otelin tahliye edileceğini söyleyip terk etmelerini istedi.

400 KİŞİ İÇİN KALACAK YER BULUNAMADI

Eşyalarını toplayan turist ve tatilciler otelin lobisine indi. Tur acenteleri 400 kişinin başka otellerde kalması için girişimde bulunmasına rağmen bir sonuca ulaşılamadı. Kalacak yer bulunamayınca turistler lobide beklemeye başladı. İstanbul’dan ailesiyle tatile gelen ve ismini vermek istemeyen bir kadın, “Bugün, ailemle bir hafta tatil için otele yerleştik ama tahliye kararını duyunca şok oldum. Resmen rezillik ve şu ana kadar bizi tahliye edenler yerleşebileceğimiz yer bulamadılar” dedi.

YENİ MÜFREDAT: CİHAT,SAVAŞ ve SAPIKLIK ÜZERİNE..!





YENİ MÜFREDAT: CİHAT,SAVAŞ ve SAPIKLIK ÜZERİNE..! 

Müfredatta yapılan değişiklikle birinci sınıf öğrencilerine müzik dersinde ilahi okutulacak.
Geçtiğimiz hafta Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın ‘müjde’ olarak sunduğu yeni müfredata ilişkin ayrıntılar ortaya çıkmaya devam ediyor.

Eğitimde gericileştirmeye yönelik en kapsamlı saldırılardan biri olan müfredat değişikliğinde ‘değerler eğitimi’ bütün derslerin kapsamına eklenirken, hemen hemen bütün derslerde dini temalarla ilgili bir etkinlik planlanmış durumda.
İlköğretim birinci sınıf müzik dersi için hazırlanan programda da belirli gün ve haftalara ilişkin kazanımında, öğrencilere milli ve manevi kültürü öğretmek için ilahi örnekleri seslendirmesi ya da katılımlı dinletilmesi önerildi.

İlgili bölümde, “Belirli gün ve haftalarla ilgili müzik etkinliklerine katılır. Millî ve manevi değerlerimizi ve kültürümüzü yansıtan şarkı, türkü, marş, ilahi vb. örnekleri seslendirir veya katılımlı dinletilir” ifadeleri yer aldı.
8. sınıfta müzik kültürü başlığında ise, Türk müziğinin biçimlerini tanıma hedefli kazanımda ilahi örneklerinin dinletiler yoluyla tanıtılması isteniyor.

YENİ MÜFREDAT: CİHAT VAR, EVRİM YOK…

AKP’nin birinci sınıf öğrencilerine ilahi öğreteceği yeni eğitim müfredatı baştan aşağı gericileştirme hamleleriyle dolu.
Tüm derslere “değerler eğitimi” adı altında yapılan bu saldırı kapsamında evrim teorisi müfredat dışına çıkarılmış, din derslerinin sayısı ve saati arttırılmıştı.
Sadece bu adımla yetinmeyen AKP, yeni müfredata “cihat” ve 15 Temmuz’u eklemişti.
Yeni müfredatta dikkat çeken başlıklardan biri de İnkilap Tarihi ve Atatürkçülük dersi programında 15 Temmuz ve Osmanlı övgüsüne yer verilmesi olmuştu.

http://www.kocaelicumhuriyet.com/2017/07/26/yeni-mufredat-cihat-var-evrim-yok.html

90 yaşında ki yaşlı kadın ağaçlara sahip çıkıyor, Toki onu dövdürüyor





90 yaşında ki yaşlı kadın ağaçlara sahip çıkıyor, Toki onu dövdürüyor
Ülkenin en büyük arazi mafyası bir devlet kurumu oldu gözünüz aydın olsun ey halk. Tokinin devleti yaşlı, çocuk, kadın ağaçlara sahip çıkan köylülere saldırdı. 90 yaşında bir kadının gelip oturduğu dozerin üzerinden yaka paça alıp götürdüler ve ağaçları mahkeme kararını dahi beklemeden katlettiler. Olur, olmaz her yere kanun tanımadan arsız müteahhitler gibi gözünü kâr […]

Ülkenin en büyük arazi mafyası bir devlet kurumu oldu gözünüz aydın olsun ey halk.

Tokinin devleti yaşlı, çocuk, kadın ağaçlara sahip çıkan köylülere saldırdı. 90 yaşında bir kadının gelip oturduğu dozerin üzerinden yaka paça alıp götürdüler ve ağaçları mahkeme kararını dahi beklemeden katlettiler. Olur, olmaz her yere kanun tanımadan arsız müteahhitler gibi gözünü kâr hırsı bürümüş bir şekilde katlettikleri aslında vatan.
Résultat de recherche d'images pour "MANİSA’nın Yunusemre İlçesi Akgedik Mahallesi girişi"

Hiç acımadan ağacı ve doğayı yok eden bu insan kılıklı caniler zabıtayı ve askeri halkın üzerine saldırtıyor. Daha birkaç gün önce Gebze Kirazlıpınar’da, bugün Manisa’da yarın tüm ülkede, devlet ve Toki terör estiriyor. Her şey rant için kurban ediliyor, doğa, gelecek ve ülke ranta kurban veriliyor.
MANİSA’nın Yunusemre İlçesi Akgedik Mahallesi girişine, TOKİ konutları için arıtma tesisi yapılması amacıyla 10 yıllık çam ağaçlarının sökülmesine tepki gösteren çoğunluğu kadın ve çocuk, 200 kadar köylü, kepçenin üzerine çıkıp, ağaçların altında oturarak 10 saat süreyle nöbet tuttu, çalışmalara engel olmaya çalıştı. Köylülere müdahale eden güvenlik güçleri, 4 kişiyi gözaltına aldı.
Résultat de recherche d'images pour "MANİSA’nın Yunusemre İlçesi Akgedik Mahallesi girişi"
Yunusemre İlçesi Akgedik Mahallesi’nde yapılan TOKİ konutları için arıtma tesisi inşa edilecek alandaki çam ağaçlarının ilçe belediyesi ekipleri tarafından sökülmesi, köylüleri ayaklandırdı. Çoğunluğu kadın ve çocuk, yaklaşık 200 kişilik grup, saat 07.30 sıralarında alanda toplanıp, arıtma tesisi için kepçeyle kazı çalışması yapmak isteyen ekiplere tepki gösterdi. Köylüler ile işçiler arasında tartışma çıktı. Köylüler, sökülen ağaçları almak isteyen ve kalan ağaçları da sökmek isteyen ekiplere engel olmaya çalıştı. Bu sırada güvenlik güçleri ile köylüler arasında arbede çıktı. Güvenlik güçleri, TOMA ve çok sayıda jandarma ile alanda güvenlik önlemi aldı.

AĞAÇLARIN BAŞINDA NÖBET TUTTULAR

Image associée

Sabah yaşanan gerginliğin ardından mahalleye giriş ve çıkışında jandarma, güvenlik noktası kurdu. Jandarma, polis ve Yunusemre Belediyesi’nin zabıta ekipleri, köylüler ile işçilerin arasına set çekti. Köylü kadınlar ellerinde Türk bayrakları ile iş makinelerinin üstüne çıktı. Bazı kadınlar ağaçların başında nöbet tuttu. Bazıları da ağaçların altına oturarak saatlerce bekledi. Gün boyunca süren gerilim, bazı zamanlarda yerini yardımlaşmaya bıraktı. Güvenlik güçleri ve zabıtalar iş makinelerinin başında ve ağaçların altında bekleyen köylülere su dağıttı. Nöbet tutan kadınlardan Fatma Baykarlar, “Sabahtan beri nöbetteyiz. Niye buraya bu kadar askeri getirdiler? İsterlerse İzmir’den, İstanbul’dan da tavviye ekip getirsinler. Biz buradan kalkmayacağız. İstedikleri kadar uğraşsınlar, burayı vermeyiz. Her gün buradayız” diye konuştu. Köylüler, alana arıtma tesisi yapılmasına izin vermeyip, ağaçları yeniden dikeceklerini söyledi.
Image associée

MAHKEMEYE BAŞVURDULAR

Akgedik Mahalle Muhtarı Mehmet Ali Baykarlar ise, yapılması planlanan arıtma tesisinin iptali için Manisa İdare Mahkemesi’ne başvurdu. CHP Manisa İl Başkanı Halil Tokul ve CHP’li Yunusemre Belediyesi Meclis Üyesi Erdinç Yavaşlı, muhtar Baykarlar’a destek verdi. CHP’liler köylülerle konuşup onları sakinleştirmeye çalışırken, gün boyunca mahkemeden gelecek haber beklendi. Ancak, mahkemenin bu konudaki kararını önümüzdeki günlerde vereceği öğrenildi. CHP’li Meclis Üyesi Erdinç Yavaşlı ve CHP Manisa İl Başkanı Tokul ise Ak Partili siyasiler ve Manisa Valisi Mustafa Hakan Güvençer ile iletişime geçip, alanda çalışma yapılmadan önce mahkeme kararının beklenmesini istedi.

KÖYLÜLER MÜDAHALE İLE ALANDAN ÇIKARTILDI

Résultat de recherche d'images pour "MANİSA’nın Yunusemre İlçesi Akgedik Mahallesi girişi"

Güvenlik güçleri akşam saatlerinde anons yapıp, 10 saattir bekleyen köylülere eylemin kanunlara aykırı olduğunu söyleyerek, alanı boşaltmadıkları takdirde müdahalede bulunmak zorunda kalacaklarını bildirdi. Köylülere alanı boşaltmaları için 2 dakika süre verildi. Alandaki çocuklar ve hamile kadınlar için de uyarı yapıldı.
Ancak köylüler, uyarıya rağmen dağılmayınca, müdahale edildi. Grup dağıtılırken, bir TOMA da bu sırada hazır bekletildi. Polis, müdahale sırasında 4 kişiyi gözaltına aldı. Kazı için bekleyen iş makinesi de köylülerin çıkarılmasının ardından çalışmaya başladı.
Résultat de recherche d'images pour "MANİSA’nın Yunusemre İlçesi Akgedik Mahallesi girişi"

İmamın sözde eğitimci ordusu mafya oldu





İmamın sözde eğitimci ordusu mafya oldu

Silivri’deki okullara yönetici atamaları için yapılan mülakatı kazanacak listelerin Eğitim Bir Sen tarafından önceden belirlendiği notere tasdik ettirilen listeyle ispatlandı. 
Artık soruları çalıp vermiyorlar, artık mülakat yöntemi ile istedikleri gericiyi atama yapıp işin içinden çıkıyorlar. işin kolayını bu şekilde buldular. Hırsızlık ve ahlaksızlık ruhlarına işlemiş bir kere ve gerçekten bunların dinide yalan, imanıda. Devleti ele geçirip çöreklendiler ve makamları yandaşları ile dolduruyorlar, Fetö döneminden hiçbir farkı yok hatta daha ileri bir şekilde devleti yok ediyorlar.

Eğitimde, konutta, Diyanette, Bakanlıklarda devletin tüm kurumlarında utanmazca ve arsızca bir dönüştürme var. Laik cumhuriyet imam ordusu tarafından yok ediliyor.

Yine yakalandılar

Milli Eğitim Bakanlığı’nın 03-21 Temmuz 2017 tarihleri arasında gerçekleştirdiği Yönetici Adayları Sözlü Mülakatları ile ilgili olarak Eğitim Bir-Sen Silivri Şubesi yöneticilerinin hazırlayarak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve İl Mülakat Komisyonu’na ulaştırılacağı iddia edilen “Torpil Listesi” Türk Eğitim-Sen’e ihbar edildi. Türk Eğitim Sen yöneticileri de mülakat sınavı öncesi bu listeyi notere tasdik ettirdi.
Süper Silivri isimli yerel haber sitesinin haberine göre; mülakat sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte listedeki sonuçların tamamına yakın bir bölümünün gerçekleşmesi üzerine Silivri’de görev yapan birçok eğitimci sosyal medya üzerinden sonuçlara tepki gösterdi. Bazı öğretmenlerin sosyal medya hesaplarından noter belgesini paylaşarak, altına da “Mülakatlarda torpil yapanlar-yaptıranlar için salalar okunduğunda puan çıktısını tabutuna yapıştırmak isterim! Münker ve Nekir görsün…” diye yazdıkları görüldü.

Türk Eğitim-Sen 9 Nolu Şube Başkanı Enver Demir de konuyla ilgili olarak yazılı bir açıklama yaptı. Demir’in yazılı açıklaması şu şekilde:

“İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerine iletilen ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerince de İl Mülakat Komisyonlarına ulaştırılacağı iddia edilen listelerden biri olan Silivri İlçesi için düzenlenmiş olan “torpil listesi” tarafımıza ihbar olarak ulaşmıştır. Mülakat Komisyonunun, elimize ulaşan “torpil listesi” ne göre hareket edecek bir acziyet içinde olabileceklerini düşünmemekle birlikte, geçmişte yaşananları da göz önüne alarak, ‘torpil listesi’ni mülakatlar başlamadan 3 gün önce, yani 30 Haziran 2017’de, Noter’e tasdik ettirdik ki mülakatlar sonuçları açıklandıktan sonra, gelen ihbarın doğruluğunu teyit edelim.

“YENİ KAPI RUHUNDAN, KAPI KULU RUHUNA DÖNÜŞ” 

MEB Yönetici Mülakat Sonuçları açıklandı ve gördük ki, mülakat komisyonları, Eğitim Bir Senin ellerine tutuşturduğu listeleri % 100’e yakın onaylamışlar, paralel cemaatin elinden alınan ülkemizin kurumlarını paralel sendikaya teslim etmişlerdir. Mülakat ile memur alırken, yönetici atamak için mülakat yaparken,“bu bendendir” “benden değildir” diye puan vermeyi hangi vicdan, hangi ahlakla açıklayacaksınız? Bu yaşanan haksızlıklara, hırsızlıklara kim dur diyecek? Kim bu kepazeliğe sesini yükseltecek? Bu rezaletin, 2010 KPSS hırsızlığıyla ne farkı var? Türk Eğitim – Sen olarak KPSS yolsuzluğunu ortaya çıkardığımızda, hırsızları savunanlar, şimdi kendileri hırsızlık yapıyor. Mülakat sonuçları adaletin öldüğünün resmidir. Bu sonuçlar “Yenikapı Ruhu”ndan çok uzak ve bize net bir şekilde göstermiştir ki, zaten sakat olan “Yenikapı Ruhu” aslına rücu etmiş, “Kapıkulu Ruhu”na dönüşmüştür.

“AYNI TİYATRO SAHNELENMİŞTİR”

Geçmiş dönemlerde de aynı oyunlar oynanmış, ele geçirdiğimiz listeleri savcılığa intikal ettirmiştik. Aynı tiyatro tekrar sahneye konarak, haksızlıktan, ötekileştirmeden vazgeçilmeyeceğini teyit etmişlerdir. Puan hesapları çok titizlikle yapılmış ve Eğitim Bir-Sen Üyeleri hariç neredeyse hiç kimsenin müdür olarak atanamayacağı bir sonuç ortaya konmuştur. Bu memlekete adaletle, hakkaniyetle hizmet edecek tertemiz, pırıl pırıl insanlar harcandı. Bilin ki, adaletli davranmadığınız, hakkını veremediğiniz o makamlar bir gün sizin başınıza büyük çorap örecektir.

“YAPILAN HAKSIZLIKLARIN HESABINI MUTLAKA SORACAĞIZ” 

Türk Eğitim Sen olarak; ötekileştiren, ayrıştıran, dışlayan zihniyetle mücadelemize azim ve karalılıkla devam edeceğiz. Bu iş burada bitmeyecek, yapılan haksızlıkların ve rezilliklerin hesabını öbür dünyaya bırakmayacak ve mutlaka bu dünyada soracağız.”


Odatv.com

Kılıçdaroğlu: Arkadaşlarım Filistin için şehit oldu



.

Kılıçdaroğlu: Arkadaşlarım Filistin için şehit oldu

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Sadece mühürsüz oylar değil, YSK’dan da müdahale ettiler. Hakkımızı arıyoruz, hem yurtiçinde hem de yurtdışında itirazlarımızı, başvurumuzu yaptık. Yarın o kararı verenler de müdahale edenler de bu hukuksuzluğa neden olanlar da yargılanacak" dedi
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, lise ve üniversite öğrencilerinden oluşan Antalya Döşemealtı Gençlik Merkezi’nden gençlerle bir araya geldi. 16 Nisan'da gerçekleşen 'Cumhurbaşkanlığı sistemi' referandumunda Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararıyla mühürsüz oyların kabulu edilmesi hakkında konuşan Kılıçdaroğlu, "Sadece mühürsüz oylar değil, YSK’dan da müdahale ettiler. Hakkımızı arıyoruz, hem yurtiçinde hem de yurtdışında itirazlarımızı, başvurumuzu yaptık. Yarın o kararı verenler de müdahale edenler de bu hukuksuzluğa neden olanlar da yargılanacak" dedi.

Basına kapalı görüşmede gençlerle sohbet eden Kılıçdaroğlu, gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı. Kılıçdaroğlu, bir gencin 16 Nisan referandumunun ardından yaşanan mühürsüz oy tartışmalarını anımsatarak, “Aynı şeyler 2019’da da yaşanırsa ne yapacaksınız” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

“Sadece mühürsüz oylar değil, YSK’dan da müdahale ettiler. Hakkımızı arıyoruz, hem yurtiçinde hem de yurtdışında itirazlarımızı, başvurumuzu yaptık. Yarın o kararı verenler de müdahale edenler de bu hukuksuzluğa neden olanlar da yargılanacak. Sandıkların yüzde 74’ünün sonuçları elimizde, ancak YSK’dan farklı müdahalelerde bulunulduğunu düşünüyoruz.”

Kılıçdaroğlu, Filistin İsrail gerilimine ilişkin “İktidarda siz olsanız ne yapardınız” sorusu üzerine, “Ben 68 kuşağıyım. Bizim o dönemde arkadaşlarımız oralarda Filistin için şehit oldular, halen mezarları orada. Biz daima Filistin’in yanındayız. İki devlet olarak barış içinde yaşamaları istiyoruz” dedi.

Herkesi FETÖ'cü diye ihbar edenin kendisi fetöden, ihraç edildi





Herkesi FETÖ'cü diye ihbar edenin kendisi fetöden,  ihraç edildi

Görev yaptığı TCDD'deki çok sayıda ismi FETÖ'cü olduğu iddiasıyla CİMER, BİMER, savcılığa ve TCDD Teftiş Kurulu'na ihbar eden Kenan Ülkü, hiç beklemediği bir yaptırımla karşı karşıya kaldı. TCDD Teftiş Kurulu, ihbar ettiği isimlerden bir çoğu ihraç edilmesine rağmen Ülkü'nün memuriyetine son verdi
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Tanıdığınız FETÖ'cüleri ifşa edin. Savcılıklara bildirmeniz lazım. Bu bir vatanseverlik borcudur" çağrısı üzerine çalıştığı kurumdaki FETÖ'cüleri ihbar eden vatandaş "iftira" suçundan ihraçedildi. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları'nda (TCDD) çalışan Kenan Ülkü, Erdoğan'ın çağrısı üzerine FETÖ'cü olarak değerlendirdiği kişileri Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER), TCDD Teftiş Kurulu ve savcılığa ihbar etti.


İFTİRADAN SORUŞTURMA AÇTI
Ülkü'nün verdiği ihbar dilekçeleri üzerine TCDD Teftiş Kurulu Başkanlığı ve savcılıkça soruşturma başlatıldı. Savcılığın yürüttüğü soruşturma kapsamında şu ana kadar ihbar dilekçesindeki isimlerden 62'si çıkarılan kararnameler ile ihraç edildi. Diğer isimler hakkındaki soruşturmalar ise halen devam ediyor. Ancak Teftiş Kurulu, savcılığın yaptığı soruşturmaların bitmesini dahi beklemeden Ülkü hakkında "iftira" iddiasıyla soruşturma başlattı.

İHBAR ETTİĞİ KİŞİLER İHRAÇ EDİLDİ
Kurul'un başlattığı soruşturma dosyasında, Ülkü'nün ihbar ettiği 139 kişi hakkında hakikate aykırı suçlamalarda bulunduğu, bunlardan sadece 13'ü hakkında bilgi belge sunduğu, diğer 126'sı hakkında ise hiçbir bilgi ve belge sunmadığı iddia edildi. Ancak söz konusu 139 isim arasından da ihraç edilenlerin olduğu hatta 692 sayılı son kararnamede, Ülkü'nün sunduğu listeden 3 ismin yer aldığı öğrenildi. Bunlardan TCDD Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Alpaslan Canöz'ün ByLock kullanıcısı olduğu tespit edildi.

MEMURİYETİNE SON VERİLDİ
TCDD Teftiş Kurulu, yürütülen soruşturmanın ardından 18 Mayıs 2017'de yapılan toplantı sonucu Ülkü'nün memuriyetine son verilmesine karar verdi. Kararın gerekçesinde ise Ülkü'nün "Hakikate aykırı suçlamalarda bulunduğu" iddia edildi. Ayrıca kararda, TCDD Personel Yönetmeliği gereği Ülkü'nün, 126 kez (belge vermediği iddia edildiği kişi sayısı) "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasıyla cezalandırılması gerektiği, ancak aynı yönetmeliğin, "Bir olayda aynı cezayı gerektiren çeşitli suçların birleşmesi halinde ceza vermeye yetkili makamlar takdir haklarını kullanarak her suç için ayrı ceza verebilecekleri gibi suçlara karşılık olan cezayı şiddetlendirmek suretiyle bir üst derece cezayı da verebilirler" hükmü uyarınca memuriyetine son verildiği kaydedildi.

FETÖ'CÜLERİ İHBAR ETTİĞİ İÇİN VERİLDİ
Ülkü, Ankara İdare Mahkemesi'ne söz konusu kararın iptali için dava açtı. Ülkü'nün avukatı aracılığıyla mahkemeye verdiği dilekçede, kararın usul ve yasalara aykırı olduğu belirtilerek, "Bu karar, müvekkilin, TCDD bünyesinde çalışan ve FETÖ'yle bağlantılı olduğunu düşündüğü kişilerin isimlerini CİMER, BİMER, Başsavcılık ve TCDD Teftiş Kurulu Başkanlığına verdiği gerekçesiyle alınmıştır. Bir vatandaş olarak müvekkilin kendine vazife bildiği bu hareketin bu şekilde cezalandırılması anlaşılabilir bir durum değildir. İsimlerini bildirdiği kişiler hakkında, kurum tarafından ufak bir soruşturma dahi yapılmadan, iftira attığı gerekçesiyle müvekkilin kurumla ilişiğinin kesilmesi izaha muhtaç bir davranıştır" ifadeleri yer aldı.

Babadan Erdoğan'a mektup
Kenan Ülkü'nün henüz ihraç edilmeden önce muhtar olan babasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'a mektup gönderdiği de öğrenildi. 12 Ocak'ta Cumhurbaşkanı Külliyesi'nde Erdoğan'ın muhtarlara hitap ettiği 34. Muhtarlar Toplantısı'na katılan Ülkü'nün babasının verdiği mektupta şu ifadeler yer alıyor: "E- Devlet üzerinden zat-ı alinize muhatap 22.12.2016 tarihli Devlet Demiryolları'ndaki FETÖ yapılanması hakkında dilekçe yazdım. Bu dilekçe üzerine TCDD Teftiş Kurulu Başkanı Nuğman Yavuz beni odasına çağırdı. 167 FETÖ'cünün ihraç edildiğini ve ayrıca 260 FETÖ'cünün daha ihraç edileceğini ve listenin yayınlanmak üzere Ulaştırma Bakanlığına iletildiğini belirtmiştir. Fakat listeye baktığımda demir yollarındaki üst düzey yönetim kademesindeki FETÖ'cülerin korunarak sizlere bilgi verilmediğini zat-ı alinizin başlattığı milli seferberlik emrine uymadıklarını gördüm. Bunun üzerine bu mektubu yazmak zorunda kaldım ve muhtar olan babam İsmet Ülkü vasıtasıyla iletiyorum. Sizin FETÖ ve diğer terör örgütlerine karşı başlattığınız milli seferberliğe hayatım pahasına inandığımdan dolayı her zaman sizin yanınızdayım."


AİHM isteği üzerine, hastahaneye kaldırıldılar





AİHM isteği üzerine, hastahaneye kaldırıldılar

"İşimi geri istiyorum" talebiyle başlattıkları açlık grevinin 140. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) isteği üzerine Numune Hastanesi’nde sağlık kurulu tarafından muayene edildi.

Cumhuriyet gazetesinden Şeyma Paşayiğit’in haberine göre, açlık grevinin 140. gününü geride bırakan Nuriye Gülmen ile Semih Özakça, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) isteği üzerine Numune Hastanesi’nde sağlık kurulu tarafından muayene edildi.‘İşimi geri istiyorum’ talebiyle açlık grevi yapan tutuklu akademisyen Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça’nın avukatları, Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluğa yapılan itirazı reddetmesinin ardından AİHM’ye başvurmuştu. Edinilen bilgiye göre; AİHM’nin isteği üzerine Gülmen ile Özakça önceki gün Numune Hastanesi’ne götürüldü ve sağlık kurulu tarafından incelemeleri yapıldı. Sağlık kurulunun Gülmen ile Özakça ile ilgili raporları, Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Uzman Doktor Şebnem Korur Fincancı, uzun süreli açlık grevlerinde vücutta değişimlerle ilgili “Organlar ve dokular küçülüyor. Böylelikle bulaşıcı hastalıklara açık oluyorlar, bağışıklık sistemi zarar görmüş oluyor. Daha önceki olgulara baktığımızda açlık grevlerinde bulaşıcı hastalıklarla ilgili ölümler görüyoruz. Beyin dokusunda değişimler ve kasla ilgili sorunlar ortaya çıkabiliyor” dedi. Açlık grevinde B1 vitamini kullanıldığı taktirde bu sorunların daha geç görüldüğünü belirten Korur, “Bu bir protesto ve ölmeyi beklemiyorlar bu bir intihar değil. İnsanların seslerini duyurmak için başka bir yol olmadığını düşündükleri koşullarda kullandıkları bir protesto yöntemi. Uzun süreli açlık grevinde beyin dokusunda hasarlar olabilir. Bilinçleri uzun süre açık kalıyor ama zorluklar ortaya çakacaktır” ifadelerini kullandı.

Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyeleri, Nuriye ve Semih için TBMM önünde eylem yaptı. Polis ekiplerinin TOMA’lı müdahalesi ile 16 TKP üyesi gözaltına alındı. TKP üyeleri, müdahale öncesi “AKP ve onun başındaki zat, bu ülkeyi babasının çiftliği gibi yönetebileceğini sanıyorsa çok yanılıyor. İktidarı uyarıyoruz. Nuriye ve Semih’in başına gelecek bir kötülüğün altında kalırsınız. Bu bir emek ve haysiyet savaşıdır. Başta onların, sonra da haksız hukuksuz işinden edilen tüm emekçilerin işlerini iade edin. Bu savaşı siz kazanamazsınız” açıklaması yaptı. Bu arada Gülmen ve Özakça’ya destek eylemini sürdüren Veli Saçılık da gözaltına alındı.

ESRA ÖZAKÇA: SEVGİMİZ DAHA DA BÜYÜDÜ

Eşi Semih Özakça’nın tutuklanmak üzere gözaltına alınmasıyla açlık grevine başlayan Esra Özakça, eşi cezaevindeyken 65 gününü geride bıraktığı açlık grevi sürecini Cumhuriyet’e değerlendirdi. Özakça, bu süreçte tam 15 kilo vererek 49 kiloya indiğini aktardı. Evlilik yüzüklerini kilo kaybı nedeniyle orta parmağına takmaya başlayan Özakça, safra kesesinde çamurlaşma olduğunu, kronik ishal nedeniyle sıvı kaybettiğini, bacaklarında kuvvet kaybı olduğu için çok çabuk yorulduğunu, sürekli kas ağrısı hissettiğini ve dil ve ağız içlerinde yaralar oluştuğunu anlattı. Gülmen ile Özakça’nın tutuklanmasıyla ‘İşimi geri istiyorum’ eylemini açlık greviyle birlikte devam ettiren Esra Özakça, eylem alanı Yüksel Caddesi’ne artık gidemediğini söyledi. Eşi Semih ile her pazartesi gittiği cezaevi görüşünü anlatan Özakça, “Son iki haftada daha enerjisi düşük. Morali gayet yerinde ama bedenen ister istemez etkilenmiş. Son tartıldığında 59 kiloymuş. Mutluyuz, hiç umudumuzu yitirmedik. Çıkınca ne yapacağımızı konuşuyoruz. Birbirimizi seviyorduk ama zorluklar duyguları güçlendiriyor. Bizim sevgimizi de büyüten bir süreç oldu. Umarım artık işimize ve normal hayatımıza da döneriz” dedi. İçişleri Bakanlığı’nın “Bir Terör Örgütünün Bitmeyen Senaryosu: Nuriye Gülmen ve Semih Özakça Gerçeği” başlıklı kitabına ilişkin eşi Semih’in “Ne kadar doğru ve haklı yerde duruyoruz. Bunları yapmalarına rağmen karalayamıyorlar” dediğini aktaran Özakça, her hakkını arayana sopa gösterildiğini belirtti. Özakça, “AKP iktidarı kendini meşru bir iktidar olarak göstermek istiyorsa haksızlıklara son versin. Gün geçmiyor ki skandal bir haber duymayalım. bu skandal haberlerden biri de biz olmayalım. İnsanları işlerine iade etsinler” dedi.

http://www.yurtgazetesi.com.tr/

AKP şimdi de istismara dolaylı af getiriyor! KIZ ÇOCUKLARINI PEŞKEŞ ÇEKECEKLER






AKP şimdi de istismara dolaylı af getiriyor!

Nüfus Yasası’ndaki değişiklikle kız çocuklarının doğum yaptıklarında bildirim zorunluluğu ortadan kalkıyor. Böylece istismarın tespiti ve failin yargı önüne çıkarılması engelleniyor.
Sibel Hürtaş / Artı Gerçek - AKP hükümeti tarafından, Nüfus Hizmetleri Kanunu ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören yasa tasarısı Meclis’e sunuldu. Yasa tasarısına göre il ve ilçe müftülerinin nikâh kıyabileceğine ilişkin bir düzenleme getirildi.

Tasarıdaki diğer en dikkat çekici değişiklik ise çocuk istismarcılarına “örtülü af” olarak da yorumlanabilecek kız çocuklarının doğum yapmalarına ilişkin değişiklik.Tasarıya göre bundan böyle sağlık personelinin takibi dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılacak. Yani kız çocuklarının yaptıkları doğumların bildirimine ilişkin zorunluluk ortadan kalkıyor. Daha da önemlisi sözlü beyan, kız çocuklarının doğum yapmalarının takibini ortadan kaldırıyor. 

TAKİP EDİLMEZSE NE OLUR?

Peki kız çocuklarının yaptıkları doğumlar resmi makamlar tarafından takip edilmezse ne olur? Türkiye’de kız çocuklarının istismara uğradıkları genellikle kız çocuklarının doğum yapmasıyla ortaya çıkan bir durum. Ebe ve doktorların bu doğumları resmi yerlere bildirmesi zorunluluğu var. Bu bildirim sonucunda kız çocuklarını hamile bırakan istismarcılar hakkında Türk Ceza Kanunu uyarınca dava açılıyordu.Bu zorunluluğun ortadan kaldırılması ve sözlü beyana bağlanarak, takibin zorlaştırılmasıyla artık kız çocuklarını hamile bırakan istismarcılar tespit edilemeyecek ve dava açılamayacak.
Parti Hükümeti, geçen yıl istismarcılara kız çocuklarıyla evlenmeleri durumunda cezalarının ortadan kaldırılacağına ilişkin af düzenlemesi getirmek istemiş, kadın örgütlerinin tepkileri üzerine bu tasarı geri çekilmişti.Hükümet bu kez istismarcıların tespitini zorlaştırarak, kız çocuklarına yönelik istismarda bulunanların yargı önünden kaçırılmasını sağlayacak bir tasarı getiriyor. Bu tasarı Meclis’ten geçerse, kız çocuklarının doğum bildirimleri yapılamayacağından istismarcılar yargılanamayacak.

DAHA ÖNCE DE DENENMİŞTİ

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, 2011 yılında Türkiye genelinde yaptığı toplantıların sonucunda bir öneri listesi hazırlamış ve kız çocuklarının tecavüzcüsüyle evlenmelerine yönelik yasal düzenlemelerin yapılmasını önermişti. Kurul, bu önerisinde ise gerekçe olarak, “Kız çocukları doğum yapınca failler yargı önüne geliyor. Kadın hastanede, adam cezaevinde mağduriyet oluşuyor” diye açıklamıştı.Bu tasarı ile kız çocuklarının doğumlarına ilişkin bildirim ortadan kaldırılıyor ve yönelik istismar faillerinin yargı önüne gelmeleri de engellenmiş oluyor.

İSTİSMAR DAVALARI ARTIYOR 

Kız çocuklarının istismarı konusunda son 10 yılda büyük artış yaşandı. Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü istatistiklerine göre 2006 yılında çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan 3 bin 778 dosyada karar verilirken, 2016 yılında bu sayı 21 bin 189’a yükseldi.

İSTİSMAR GÖRÜNMEZ KILINACAK

“Sözlü beyan” aynı zamanda devletin kız çocuklarının doğum yapmalarının takibini de ortadan kaldıracak. Bu düzenleme Meclis’ten geçerse, kız çocuklarına yönelik istismar da görünmez kılınılacak.

KIZ ÇOCUKLARINI PEŞKEŞ ÇEKECEKLER

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, bu düzenlemenin kız çocuklarının istismarına yönelik cezasızlığı getirdiğini belirterek, “Bu uygulama Cumhuriyet döneminin kadının insan haklarıyla mücadele konusunda getirdiği kazanımlara tırpan vurulmasıdır. Vahim bir durumdur. Çocukların erken yaşta peşkeş çekilmesine –tabir çok ağır özür dilerim ama durum böyle- Cumhuriyet Hükümetinin olanak sağlaması çok üzücüdür. Meclis’ten geçeceğini sanmıyorum. Bu haklar kazanılmış haklardır” diye konuştu.

Aranırken para çekti, pasaport istedi!





Aranırken para çekti, pasaport istedi!

Darbe girişiminin ardından yakalanıp serbest bırakıldıktan sonra kayıplara karışan FETÖ’nün 'Hava Kuvvetleri imamı' Adil Öksüz’ün aranırken sahte pasaport edinmeye çalıştığı ortaya çıktı. Öksüz’ün yine arandığı tarihlerde iki ayrı hesaptan para çektiği de MASAK raporuyla belirlendi.
Darbe girişiminin kilit isimlerinden olan ve bir süre Sakarya, Sapanca'da kaldığı ileri sürülen FETÖ'nün 'Hava Kuvvetleri imamı' Adil Öksüz'le ilgili dikkat çekici bir iddia ortaya çıktı. İddia Sakaryalı İbrahim Cem Demir'e ait. ‘Silahlı tehdit' suçundan ceza alarak 2016'da Geyve Açık Cezaevi'ne konulan ve Mart 2016'da cezaevinden kaçan Demir, sahte kimlikle dolaşırken 28 Şubat 2017'de yakalandı ve Maltepe Cezaevi'ne konuldu. Demir yaklaşık iki ay sonra, 13 Nisan 2017'de Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'ne (CİMER) yazı yazarak, Öksüz hakkında bilgi vermek istediğini söyledi. 15 Haziran'da Demir'in ifadesi alındı.
‘YAYLADA GÖRDÜM'

Hürriyet'ten İsmail saymaz ve Mesut Hasan Benli'nin haberine göre, Demir, ifadesinde firari olduğu Ocak 2017'de soyadını bilmediği Atilla adlı arkadaşının "Bir tanıdığımın sahte kimliğe ve pasaporta ihtiyacı var" dediğini belirterek şunları söyledi: "Benim aracımla Sapanca'nın Soğucak yaylasına gittik. Bir şahıs yanımıza geldi. Yeşil gözlü, kilolu olmayan birisiydi. Yanında iki üç kişi vardı. Atilla onlardan birisinden fotoğraf aldı, bana gösterdi. Atilla yeşil gözlü şahsı gösterip ‘Benziyor mu?' diye sordu. ‘Benziyor' dedim. Atilla'ya ‘Orjinal kimliği 1500 TL'ye yapıyorlar' dediğimde, ‘10-15 bin önemli değil' demişti."

Atilla'ya, sahte kimlik yaptırdığı ‘Hakan' adlı kişinin numarasını verdiğini belirten Demir, cezaevinde televizyonda izlediği Adil Öksüz'ün yaylada gördüğü kişi olduğunu savunarak, "Önceden basında ve televizyonda Öksüz'ü görmeme rağmen yaylada karşılaştığım şahsın bu şahıs olduğunu anlayamamıştım. Fakat daha sonra, aynı kişi olduğunu anladım. Yanılmış olabileceğimi sanmıyorum. Şahıs televizyondaki görüntü ve fotoğraflarına göre daha zayıftı. Sakal ve bıyığı yoktu. Kafası da tıraş edilmişti" ifadelerini kullandı.

ASTSUBAYLA UZAKTAN AKRABA

Öksüz serbest kaldıktan sonra telefon görüşmeleri yaptığı ortaya çıkan astsubay Zeki Çınkır'ın, "Kendisini tanımıyorum" dediği Öksüz'le uzaktan akraba oldukları belirlendi. 17 Temmuz gece yarısı Sincan Adliyesi'ne getirilen Öksüz adliyede sorgu sırasını beklerken Merkez Karakol Komutanı Erol Özdemir, Kazan İlçe Jandarma Komutanlığı'nda motorsikletli asayiş tim komutanı Zeki Çınkır'ın yanına gelerek, "Komutanım Andırınlı bir hemşehrimiz var. Gel şuna bir bak dedi" dedi. Çınkır da bu öneri üzerine Adil Öksüz'ün yanına gitti. Çınkır ifadesinde Öksüz'le herhangi bir akrabalıklarının bulunmadığını iddia etti. Ancak dava dosyasına istihbarat birimleri tarafından gönderilen bir yazı, Çınkır'ın Öksüz'le uzaktan akraba olduğunu ortaya koydu. Aynı yazıda, 18 Temmuz günü Adil Öksüz serbest kaldıktan sonra Çınkır'la 3 kez telefonla görüştüğü kaydedildi.
Öksüz'ün serbest bırakılmasında ihmali olan kamu görevlileri hakkında hazırlanan iddianamede şüpheli olarak yer alan Çınkır'ın 98 şüpheli listesi hazırlarken sivil olmasına rağmen Öksüz'ün asker olarak yazılmasını sağladığı belirtildi. Çınkır'ın savcılığa teslim edilen evrakı eksik ve delilleri içeren tutanakları olmayacak şekilde teslim ettiği kaydedildi.

İKİ HESAPTAN PARA EKSİLMİŞ

Mali Suçları Araştırma Kurulu'nun (MASAK) Adil Öksüz'ün para hareketlerine ilişkin gönderdiği raporda ise çarpıcı bir bilgi yer aldı. Rapora göre, Öksüz serbest kaldıktan ve hakkında yakalama kararı çıkartıldıktan sonra bile bankadaki hesaplarından para çekti. Öksüz'ün hesap bakiyesi, 17 Temmuz 2016'da 5 bin 460 TL iken 18 Temmuz 2016'da 2 bin lira eksilerek 3 bin 460 TL'ye düştü. Aynı hesapta 20 Temmuz 2016'da ise 886 lira para çekildi ve bakiye 2 bin 573 liraya indi. Öksüz'ün bir başka bankadaki hesabındaki bakiyenin 1 Temmuz 2016'da 5 bin TL iken, 19 Temmuz 2016'da bin lira eksilerek 4 bin liraya düştüğü belirlendi.

http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/aranirken-para-cekti-pasaport-istedi-h37993.html

Demokrasi nöbetini İnce devraldı, Meclis Kürsüsü'nden AKP'li vekilleri rezil etti




Demokrasi nöbetini İnce devraldı, Meclis Kürsüsü'nden AKP'li vekilleri rezil etti
CHP'nin parlamentoda gerçekleştirdiği demokrasi nöbetinde Yalova Milletvekili Muharrem İnce de söz aldı.
Yalova Milletvekili Muharrem İncekonuşmasında “Bu kürsüde bizim en az 20 milletvekilimize Fetö diyemezsin diye saldırmışlardı. Böyle insan bunlar ya… Bunlar böyle insan… Sonra açılım süreci başladı. Oradan birileri kalkıyordu. Tek hedef var Atatürk, İsmet Paşa ve Cumhuriyet… Dolmabahçe görüşmelerinin olduğu günlerde. Beraber ortaklık yaptılar. Geçmişi unutursak, doğru hedefe doğru gidemeyiz. Şimdi birden bire MHP çıktı ortaya. Bu ülkede FETÖ’cü baklavacı var mı? Var.. Fetö’cü dönerci var mı? Fetö’cü çaycı, hemşire, polis, hakim, savcı var mı? Bu ülkede bir tek Fetö’cü milletvekili yok. Sizden bir şey istiyorum. Bence siz burada kaç Fetö’cü milletvekili var diyorsanız onları ters çevirelim. Ne olduklarını, ne konuştuklarını o kadar iyi hatırlatıyorum ki…


Kötü bir meclis burası bu akşam. Ben kötü meclis’te ben duramayacağım. Burada laf atan olmayınca konsantre olamıyorum. Önce eğitimle başladılar. Sonra Adli Tıp ile uğraştılar, TÜBİTAK ile uğraştılar. Türkiye’de CHP dahil, ben dahil, yargı dahil, STK dahil kimse şunu anlayamadı. Adli Tıp ve TÜBİTAK ile niye uğraşıyorlar? Bunu anlayamadık.

Kürsüye çıktım dedim ki orada ARGE projelerinde para var onunla uğraşıyorsunuz dedim. Meğer o değilmiş. Ergenekon ve Balyoz’un alt yapısını yapıyorlarmış. Sahte CD’ler delilleri nerede gerçek hale getirecekler. Onun için uğraşıyorlarmış. CHP’nin hiçbir milletvekili ve yöneticisi bunu anlayamadı. Türkiye’de hiçbir gazetede bunu anlamadı.

Orduyu, maliyeyi, zaptiyeyi hallettiler. Sakın ha canınızı sıkmayın. Tarih doğruysa, hukuk doğruysa, aydınlık karanlığı her zaman yenecektir. Bunu kazanacağız hiç kuşkunuz olmasın. Destek olmak için geldim. Teşekkür ediyorum milletvekillerimize. Bu haddini bilmezler, bizi birbirimize düşürmek isteyip parti içi sorunlarımızı kürsüden engellemek için müdahale edip çomak sokanlara canınızı sıkmayın. Onları bana bırakın. Onların haddi değil bizim parti için problemlerimiz. Amca oğlunu ben döverim sana dövdürmem. Biz doğruyuz, haklıyız… Biraz sabır. Yanlış işlerimiz olduğunda da söyleriz. Bugünkü eylemimiz kutlu olsun. Saygılar sunuyorum.” dedi.

http://www.yurtgazetesi.com.tr/politika/demokrasi-nobetini-ince-devraldi-meclis-kursusunden-akpli-vekilleri-h38169.html

HES şirketi Alakır Nehri'ni kuruttu, bunu gizlemek için başka dereden su taşıdı!




HES şirketi Alakır Nehri'ni kuruttu, bunu gizlemek için başka dereden su taşıdı!
Antalya Alakır Nehri'nde bir HES şirketinin debimetre hilesi ortaya çıktı. Firmanın debimetre cihazıyla ölçülen yüzde 10 oranındaki can suyunu bırakmadığı, bunu gizlemek için de yakınındaki bir dereden borularla taşıdığı suyu debimetrenin önüne saldığı öne sürüldü. 

Bu duruma zamanında müdahale etmediği iddiasıyla Devlet Su İşleri (DSİ) hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Türkiye'nin örtüaltı sebzedeki üretim merkezi Kumluca'nın en önemli su kaynaklarından Alakır Nehri'ni besleyen bir derenin, HES firması tarafından kurutulduğu öne sürüldü.

HES firmasının Alakır'ın yatağına bırakmak zorunda olduğu ve debimetre denen cihazdan ölçülen yüzde 10'luk can suyunu, yan dereden debimetre önüne salıp haksız kazanç elde ettiği iddia edildi.
HES firmasının, "Koca Dere" diye anılan derenin Alakır Nehri ile buluştuğu noktanın yaklaşık 500 metre yukarısında, dere yatağındaki çınarları kesip devirerek bir bent oluşturup, derenin bütün suyunu yerleştirdikleri 30 santim çapındaki boruya yönelttikleri fotoğraflarla belgelendi.

BORULAR KALDIRILDI

Konuyla ilgili haberin medyada yer almasının ardından, firmanın dere suyunu taşımak için kullandığı borular ve bent DSİ yetkilileri tarafından kaldırıldı. 

SAVCILIĞA BAŞVURDULAR

Olayla ilgili Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) başvuran bölge sakinleri Tuğba Pınar Günal ile Muharrem Birhan Erkutlu, DSİ Genel Müdürlüğü hakkında görevi kötüye kullanma suçlamasıyla Kumluca Cumhuriyet Başsavcılığına geçen hafta içersinde suç duyurusunda bulundu.
Yeraltı veya yerüstü su kaynaklarının korunmasının DSİ'nin görevi olduğu vurgulanan suç duyurusunda, debimetre ölçüm cihazından akan suyun Koca Dere'den taşıma su olduğu ve bu derenin yasadışı kurutulduğu, çevre tahribatı ve yasa dışı ağaç kesimi yapıldığının tespitine rağmen firmanın DSİ tarafından sadece uyarıldığı ileri sürüldü.


DSİ'nin bu konuda uygulaması gereken cezai işlemlere ilişkin kanun maddelerine de yer verilen suç duyurusunda şöyle denildi:


“Bahsedilen Koca Dere'nin hukuka aykırı kurutulması (TCK 154/3) ve Alakır deresine salınması gereken suyun salınmadığı ve başka dereden alınan su ile DSİ debimetresinin yanıltılmasının, eylemin edimin ifasına fesat karıştırmak olduğu (TCK 236) da sabitken, bu konularla ilgili olarak Dedegöl Enerji Yatırımları AŞ'ye karşı DSİ tarafından suç duyurusunda da bulunulmaması, DSİ'nin görevini hiç ve/veya gereği gibi yapmadığını kanıtlar niteliktedir."


DSİ FİRMANIN SUYUNU REDDETMİŞTİ


Firmanın borularla taşıdığı suyun can suyundan sayılması gerekçesiyle DSİ'ye yaptığı başvuru ise reddedilmişti. Firma olayın ortaya çıkması üzerine yan dereden debimetreye saldığı bu suyun cansuyu olarak değerlendirilmesi için DSİ Antalya Bölge Müdürlüğü'ne başvuru yaptı. DSİ Antalya Bölge Müdürlüğü, firmanın bu talebiyle ilgili olumsuz yanıt verdi. Firmaya, daha önce yeterli ölçüde cansuyu bırakmadığı için de bir kez 30 bin TL para cezası uygulandığı da açıklandı.

http://www.insanhaber.com/politika/hes-sirketi-alakir-nehri-ni-kuruttu-bunu-gizlemek-icin-baska-h99035.html

Meclis Başkanı Kahraman'a bütçeden 5 trilyon liralık makam aracı mı alındı?





Meclis Başkanı Kahraman'a bütçeden 5 trilyon liralık makam aracı mı alındı?
CHP'li i Barış Yarkadaş, Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın TBMM bütçesinden 5 trilyon lira değerinde makam aracı aldırdığını ileri sürerek Kahraman'a "Şahsınıza makam aracı olarak kullanmak üzere Mercedes Benz Maybach S600 araç alındığı doğru mudur? Aracın fiyatının yaklaşık 5 trilyon olduğu doğru mudur? Araç hangi bütçeden alınmıştır? Aracın ambulans özellikleri taşıyacak şekilde dekore edildiği doğru mudur? "diye sordu. 5 trilyon yaklaşık olarak 3 milyon 561 bin asgari ücrete denk geliyor.
CHP İstanbul milletvekili Barış Yarkadaş, Meclis'te düzenledği basın toplantısında Meclis Başkanı İsmail Kahraman'ın 5 milyon lira değerinde makam arabası aldığını iddia etti. Kahraman'ın arabasının bir ambulans gibi donatıldığını kaydeden Yarkadaş "İsmail Kahraman, Alman Mercedes Benz Maybach S 600 marka araç aldırdı. Arabanın içine, bir ambulansta olması gereken her şeyi koydurmuşlar. Kahraman, gezen bir hastaneyle dolaşacak. İşçilerin servisleri tasarruf tedbiriyle kaldırıldı. Taşeron işçiler, şimdi işe gidip gelmekte zorlanıyor. Meclis Başkanı ise Alman marka araçla caka satmaya hazırlanıyor. Sözleşmeyi iptal edin ve aracı geri verin. Halkın parasını çarçur etmeyin" diye konuştu.
Barış Yarkadaş, TBMM Başkanı İsmail Kahraman'ın yazılı olarak yanıtlaması için Meclis'e verdiği önergede şu soruları sordu:
"1-Şahsınızın kullanmakta olduğu makam aracı sayısı kaçtır? Bu araçların marka ve model bilgileri nedir?

2-Şahsınızın makam aracı olarak kullanmış olduğu Mercedes S 350 marka bir araç var mıdır? Varsa bu aracın 2017 yılındaki bakım - arıza - yakıt giderleri nedir? Bu araç soru önergesi tarihi itibariyle serviste midir? Bu araç servisteyken şahsınıza Başbakanlıktan Mercedes S600 marka zırhlı araç geçici olarak tahsis edilmiş midir?
3-Şahsınıza makam aracı olarak kullanmak üzere Mercedes Benz Maybach S600 araç alındığı doğru mudur? Aracın fiyatının yaklaşık 5 trilyon olduğu doğru mudur? Araç hangi bütçeden alınmıştır? Aracın ambulans özellikleri taşıyacak şekilde dekore edildiği doğru mudur?
4-Görevi biten TBMM başkanlarına koruma amaçlı verilen araçlar çerçevenizde şahsınıza Audi A8 Long zırhlı araç alınmış mıdır? Aracın fiyatının 1,5 trilyonun üzerinde olduğu doğru mudur? Bu aracı oğlunuzun makam aracı olarak kullandığı doğru mudur?"

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/