Gazete insan: RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I LAHEY ADALET DİVANI TUTUKLATIRSA

30 Haziran 2017 Cuma

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I LAHEY ADALET DİVANI TUTUKLATIRSA

Résultat de recherche d'images pour "ERDOĞAN’ LAHEY ADALET DİVANI"
RECEP TAYYİP ERDOĞAN’I LAHEY ADALET DİVANI TUTUKLATIRSA
Birinci Dünya Savaşından galip çıkan İngiltere, ilk iş olarak Milletler Cemiyetini kurmuş, bizim siyasi edebiyatımıza “Cemiyeti Akvam” adıyla geçmişti.
Birleşmiş Milletler logosu
 Résultat de recherche d'images pour "Birleşmiş Milletler Logosu"
Atatürk bu kuruma ülkemizi derhal üye etmişti.
İkinci dünya savaşından galip çıkan Amerika Birleşik Devletleri bu kurumu “United Nation=Birleşmiş Milletler” adıyla tekrarladı ve İsmet paşanın emirleriyle buraya da üye olduk.
1961’de Avrupa Ekonomik Topluluğu kuruldu oraya da üye olduk.
Bu kurumların kendi özelliklerine göre, dünyayı yöneten büyük devletlerin de uymalarının şart olduğu bağlayıcı hukuk kuralları vardır.
Bu kurumlara üye olan devletler bu kurumların yasalarına uyacaklarını taahhüt etmişlerdir.
Bu yasalar arasında, ülkelerin birbirlerine karşı casusluk faaliyetleri yürütmeleri, terör örgütleri kurmaları, bunları desteklemeleri, silahlandırmaları ve hatta övmeleri dahi suçtur.
Ama başta büyük devletler olmak üzere bütün devletler bu yasak işleri yaparlar.
Ama nasıl?
Çocukluğumda bol bol, Tarkan, Karaoğlan, Kara Murat gibi çizgi romanlar okurdum. Bu kahramanlar resmen devletlerinin casusları olmalarına ve o zamanlar bu uluslararası bağlayıcı kurumlar olmamasına rağmen, padişah, Han, Hakan-Kağan kimse, görevi verirken şöyle der;
“-Falanca ülkede aleyhimize tuzakları hazırlanıyormuş,, falanca devletle birlik olup bize saldıracaklarmış deniliyor. Git, bak, aslı varsa gereğini yap veya gel bildir. Bu fermanı yardım alacağın kişiye göster ama yakalanırsan fermanı da yok et. Zira, bu devletle henüz savaşta değiliz, dostluk bozulmasın” denirdi.
Bond filmlerinde de daima, İngiltere Kraliçesini andıran bir kart karı, istihbarat kurumunun başındadır, Bonda’ a her türlü maddi ve teknolojik desteği, eğitimi verir gönderirken de “yakalnırsan İngiltere hükümeti seni tanımayacaktır” der.
Bazen de dış işleri bakanlığından bir yetkili veya bakanla tartışır, “Bond’u suçluyor diye, “İstanbul’dan çıkmayan” bu adamı bile, filmin etkisiyle korumaya kalkardık.
Bütün bunlar, devletin, “casusluk veya karşı casusluk faaliyetlerini” yürüttüğü ortaya çıkarsa büyük savaşlara uzayacak kötü oluşumların önlenmesi, devletin dünya kamuoyunda itibarının korunması içindir.
Casusun yakalanırsa ne yaparsın?
Tanıdığını inkar edip, yerine yenisini gönderirsin. Belge yakalatmışsa o ülkenin gönlünü alacak, ağzını kapatacak özür işlerine geçersin. Olmadı aracı koyarsın o da olmazsa başına gelene katlanırsın.
Ama, devletin Cumhurbaşkanı sıfatıyla ne terör örgütüne ne de başka bir ülkedeki kendi azınlıklarına veya terör örgütlerine, silah, ilaç bile olsa o ülkenin onayı olmadan bunu yapamazsın.

Bildiğimiz kadarıyla, Ortadoğu coğrafyasında işgal etmedik, rejimini değiştirmedik ülke bırakmayan 22 B.M ve NATO çetesi ülke, Beşar Esad rejiminin de değişmesini istemektedir.

Doğrudan işgalin doğurduğu tepkiler üzerine siyaset değiştiren bu küresel suç çetesi, ülkemizin başına musallat ettiği AKP iktidarını da araç olarak kullanmaktadır.

Hatta bu rejime karşı savaşan bütün terör örgütlerini de kendileri Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin sermayesi, bizim ve ABD’nin, İngiltere, Fransa gibi ülkelerin ordularınca da eğitimleri sağlanmıştır.
IŞİD-ISIS, CIA MALI, FRANSIZ LEJYONER ORDUSUNDAN KOMUTANI OLAN ÖRGÜT
Yazıma konu olan M.İ.T tırlarının yüklerindeki ağır silahların da bu büyük devletlerden geldiği, cumbhurbaşkanının “şahsi kurumu” haline gelmiş M.İ.T kurumunca da ülkemiz üzerinden karayoluyla nakledildiği öğrenilmiş, TSK Jandarma’nın operasyonuyla da yakalanmışlardır.
Ardından da basına yansımtılmıştır.
AKP hükumeti veya seçtikleri reisicumhurları ya da ikisi beraber bu “uluslararası suçu” işlerken suç üstü yakalanmışlardır.
Halkın Kurtuluş Partisi de, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu, eski İçişleri Bakanı Efkan Ala ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan hakkında “savaş suçu” ihbarında bulundu.
Mercimek kadar aklı olan devlet adamının yapacağı ilk iş bunu ret etmek, topu devletin üstünden atar atmaz, yakalananlar hakkında adli tahkikat başlatıp, yakalayanları ödüllendirmek, suçluları içeri tıkmaktı.
Tırlardaki silahları ille de yollayacaksın ki, bunları batılı devletler “yolla ya da kendin gir” talimatıyla yolladıklarından” görevini yapacaksın. O zaman, bunları adli emanetten alır, başka kamyona yükler, başka şahıslarla başka güzergahtan gönderirsin.
Bu bütün devletlerin yaptığı basit bir işlemdir.
Ama, aklı başında bir tane bürokratı devlet içinde bıramayan kendisidir.

Kendilerine “muhalif” diye tecrübeli bürokratları görevinden alan, emekli eden, yerlerine Cumhurbaşkanının kızı Sümeyye, onun ve diğer çocuklarının okul arkadaşlarını, hısım akraba taallukattan kim varsa 52.000TL danışman maaşıyla devlet kadrolarına doldurursan olacağı da budur.

Résultat de recherche d'images pour "52 bin tl maaş alan sümeyye"
Resmi hiç bir sıfatı olmayan, asla devlet memurluğu yapmamış kızına danışman olarak ayda 52.000TL maaş ödeniyor
Devlet, AKP döneminde, devlet olmaktan çıkartılmış, Rum, Ermeni, Yahudi kökenli, Türk milletine kini olan köktendinci devşirmelerin işgaline teslim olmuş, adı devlet olan bir işletme ortaya çıkartılmıştır.
Bunlar yetmedi, yakalanan silahların haberlerine, resimlerine basın yasağı getirilmesiyle devlet uluslararası suç işlediğini kabul etmiştir.
Bu da yetmedi, düne kadar kendi çıkarları için kalem oynatan kaypak gazeteci Can Dündar Ermenisi bunu “Cemaat-AKP kavgası babında gazetesinde resimleriyle yayınlayınca”, operasyonları bizzat yönettiği artık kendisince dahi inkar edilemeyecek kişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ulu orta televizyon kanalından, ulusal yayında;
“-“Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gazetecinin Türk İstihbarat Servisi tırlarının Suriye’ye silah taşıdığı haberi üzerine ‘bunun bedelini ödeyecek‘ “ diyerek tehdit etmesi, suçu resmen kabul ettiğinin belgesi olmuştur.
Bu olayın ardından, cumhurbaşkanının avukatları malum gazeteci hakkında “casusluk davası” açmışlardır. Bu da suçu resmileştirmiştir.
Olay bütün dünya basınına yansımış, ülkemizin cumhurbaşkanı resmen “suçlu” ilan edilmiştir.
Bu da yetmemiş, bu gün Fransa’nın başkenti Paris’te toplanan “Dünya Liderleri Toplantısında” olay gündemin merkezi olmuş ve Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, (haber başka yerlerde de var) Türkiye’den açıklama istenmiştir.
Fransa paris Dünya Liderleri toplantısında Mit Tırları soruldu
Bu durumda, Suriye’nin de geçmiş yıllarda yaptığı müracaata istinaden, Lahey Adalet Divanında açılmış davanın hızlandırılmasına geçileceği ortadadır.
Dava görülmeye başlandığında haliyle cumhurbaşkanımız, konumu dolayısı ile, duruşmaya “sanık ya da zanlı” sıfatıyla katılmayı ret edecektir. Hükümet de, “ülkemize komplo kuruluyor” gibi iddialarla en azından gurur yüzünden hükumetçe de teslim etmeyecektir.
Bu defa da Lahey Adalet Divanının yakalanarak getirilmesi kararı çıkartması halinde ya devlet ekonomik baskılar ve işgal edilme tehlikesiyle karşılaşacak ya da, Dünya Polis örgütü olan İnterpol’den gelen bir kaç görevli polisin cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı ellerinde yakalama kararıyla Lahey Adalet Divanına götürme teşebbüsleriyle karşılaşacağız.
En hafifinden ülkemize bir çok ekonomik, siyasi yaptırımlar dayatılacaktır.
Ne büyük bir utanç değil mi?
Oysa bu rezilliğin tek sorumlusu da kendi hükumeti bile değil, kendisidir. Zira o ne karar verirse ertesi gün hükumet Noter gibi isteğini yasalaştırmaktadır. Hükumet olarak değil, “13” yıldır, Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi kurumu olarak çalışmıştır.
Cumhurbaşkanının alenen bir gazeteciyi, prtaya çıkardığı suç olmasına rağmen tehdit edip dava açması, uluıslararasında ülkemizi de kendisini de terör suçlusu ilan etmiştir. Bu tehdit, açıkça suçun ikrarıdır.
Böyle bir utanç sahnesi yaşanırsa, bu utanç, milletimizi bağlamayacaktır. Hükumeti ile kendilerinin sorumlu olduğu bir rezilliktir, devleti küçük düşürmekten, komşu devletler hakkında yasa dışı olarak düşmanca faaliyet yürütmekten,, ülkeyi açık işgal ortamına sürüklemekten, nüfuz ticaretiyle bu silahlardan şahsi gelir temin etmekten bir davanın açılması, görevi süresince ailesinin ve şahsı adına geçirilmiş edindiği tüm malvarlıklarına da el konulması devleti büyük bir badireden kurtaracaktır.
Aksi halde yandı gülüm keten helva..
“Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmazmış” Der, atalarımız. Sen yılların tecrübesine sahip bürokratları kov, hısım, akraba devleti kur, olacağı da budur.
“Etme cahille sohbet, vur kıçına tekmeyi çekmesin zahmet” derler ya, işte cumhurbaşkanı ve hükumetinini düştüğü durum aynen , cahilliğin iktidar edilmesidir ve cehaletin sorumluluğu da ağırdır, deyimde olduğu gibi. Cumhurbaşkanı, saydığım en basit hataları yaptırarak, kendisini de devleti de bu hallere düşürenlerden şimdiden hesap sorsa iyi olacak.
Yakında buna fırsatı olamayabilir.
Türkiye’deki seçim sistemine zaten ne halk ne de yabancılar güvenmiyorlar.” Ben halkın seçtiği önderim” teranesini de kimse takmaz.
Takdir milletindir.
Hani bir “derin devlet” vardı, her şeyi gören, hesap soran.
Nerde bu devlet yav?
Sesi soluğu gitti de iyicene…
Ben yazımı bitirinceye kadar Birleşmiş Milletlerden açıklama geldi;
“Birleşmiş Milletler’den (BM), Cumhuriyet gazetesinin MİT TIR’larıyla mühimmat taşındığına ilişkin yayınlanan görüntülerle ilgili olarak, “Hangi taraf olursa olsun, hiç bir şekilde Suriye’de savaşan gruplara silah yollanmasına karşıyız” açıklaması geldi.
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/