Gazete insan: “Babam Kayseri’den göç etmiş Münih’e 1974’de. İşaret diliyle ekmek aldıklarını anlatırlar.”

24 Haziran 2017 Cumartesi

“Babam Kayseri’den göç etmiş Münih’e 1974’de. İşaret diliyle ekmek aldıklarını anlatırlar.”





“Babam Kayseri’den göç etmiş Münih’e 1974’de. İşaret diliyle ekmek aldıklarını anlatırlar.”

Fotoğraflarla Türkiye’nin ilk göç hikayeleri: ‘Göçmenlik bir buğulu cam halidir’
“Bavul bir göçmenin geri dönüş umududur. Onu yatağın altına ya da bir depoya koymayız. Hep gözümüzün önünde olur ki umudumuzu canlı tutsun.”

“Adı şudur, şu fabrikanın işçisidir, adresi de budur diye yazıp yakamıza astılar. Gümrükte kaybolacak eşya gibi indirdiler Viyana’ya…”
“Göçmenlik bir ‘buğulu cam’ halidir. Ne sen dışarısını net olarak görebilirsin, ne de sana dışarıdan bakanlar içini tam olarak görebilir.”
“Biz eşimize mektup yazamazdık. Anne babamıza yazar, herkes iyi mi diye sorardık. Onlar da herkes iyi, sana da çok selamı var diye yazardı.”
Twitter’da önüme düşen birkaç satır ve bir fotoğraf… Sonra bir fotoğraf, bir fotoğraf daha…
Hesabın farklı iletilerinde dolaştıkça uzun uzun daldığım siyah beyaz kareler, sadece 140 karaktere sıkıştırılmış olmasına rağmen duygu yoğunluğu satırları aşıp yüreğinizin derinine işleyen hikâyeler…
Türkiye’den göçenlerin, göçüp başka memleketlerde kalanların, kısa bir süreliğine gidip hemen dönmek istediği halde bir ömrü gurbette geçirenlerin hikâyeleri…
‘DiasporaTürk’ adındaki Twitter ve Instagram hesapları, Türkiye’den Avrupa’ya giden milyonlarca göçmenin hikâyelerine fotoğraflar eşliğinde bir selam duruşu gerçekleştiriyor.
Halbuki hesaplarda yer alan onlarca fotoğrafı ve onlara eşlik eden hikâyeleri gördükçe, Türkiye’nin göç tarihinin bir selam duruşundan çok daha fazlasını hak ettiğini anlıyorsunuz.

Hesabın kurucularından editör Gökhan Duman, bir Twitter hesabıyla başlayıp ‘Göçüp Kalanlar’ kitabına kadar uzanan yolculukta karşılarına binlerce fotoğraftan oluşan ‘bir okyanus’ çıktığını söylüyor.
“İftar için radyo başında ezanın okunmasını beklerdik. İsveç’te yaşayıp Türkiye’ye göre oruç tutuyorduk ama kabul oluyor muydu Allah bilir.”
“Arkadaşlarla Türkiye’nin yurt dışında bir diasporası olduğunu, ancak hakkında yeterince çalışma yapılmadığını konuşmuştuk” diyen Duman, tamamen gönüllülük üzerine kurulu bir Twitter hesabı açmaya karar verdiklerini anlatıyor.
‘Göç konusunun işlenmeye ihtiyacı var’
BBC Türkçe’ye konuşan Duman, dört kişiden oluşan bir sosyal medya ekibi olarak önce ellerindeki göç fotoğraflarını paylaştıklarını, ardından da insanların ailelerinin fotoğraflarını göndermeye başladığını anlatıyor.
“Yurda yeni koydukları sigara otomatını bir tek Bahri abi kullanmayı biliyordu. Öyle saygı duyuyorduk ki kendisine, adını Profesör koyduk.”
Nerede ve nasıl çekildiğini anlatan hikâyeler eşliğinde fotoğrafları paylaştıklarını aktaran Duman, ailelerine ait fotoğrafları gönderen ama aslında tanımadıkları insanlarla aralarında duygusal bir bağ oluştuğunu belirtiyor:
“Fotoğrafları, hem fotoğrafın hakkını vermeye, hem de incitmemeye çalışarak yayınlıyoruz. Üzerine titrediğimiz bir yayın süreci izliyoruz, seçici davranıyoruz. Bizi hiç tanımadıkları halde fotoğraflarını hatta videolarını gönderenlerle bir aile gibi olduk, bize özel hikâyelerini de anlatıyorlar. Biz de sosyal medya iletilerini, insanların iş çıkışı saatlerinde tam çay içerken paylaşarak insanların ağzında hoş bir tat bırakmayı hedefliyoruz.”
Türkiye’de her ailede mutlaka Avrupa’nın bir ülkesine göç etmiş birilerinin bulunduğunu vurgulayan Duman, “Türkiye bir göç toplumu. Göç ve göçmenlik konusunun popüler kültürde işlenmeye ihtiyacı var” diyor.
‘İşaret ederek ekmek alırlarmış’
DiasporaTürk hesabına babasının fotoğrafını gönderen Tuba Aydemir de göç meselesinin Türkiye’de çok fazla ele alınmadığını düşünüyor.
1984 yılında Almanya’da doğan ve hâlâ ailesiyle Almanya’da yaşayan Aydemir, ‘göç meselesinin seçimler dışında neredeyse hiç konuşulmadığını’ vurguluyor.
“Grev sözcülüğüne 1 Yunan, 2 Yugoslav, 8 Türk başvurdu. Şef sordu derdiniz ne diye. Vallahi ne olsun Salih abi başvurunca biz de başvurduk.”

DiasporaTürk’ün Twitter hesabında bir fabrikada yemek yiyenlerin fotoğrafını gördüğünde çok duygulandığını ve ‘gurbet acısını içselleştirdiğini’ söyleyen Aydemir, ardından babasının fotoğrafını göndermeye karar veriyor.
Tuba Aydemir’in babası: “Kitaplarımız, kaset çalarımız hazır… Dersimiz Almanca!”
Aydemir, BBC Türkçe’ye ailesinin nasıl göç ettiğini ise şöyle anlatıyor:
“Babam Kayseri’den göç etmiş Münih’e, 1974’de. Bizim köyümüzden göç etmeyen kimse kalmamış, şu an köy boş diyebilirim. İşsizliğin yoğun olduğu bir dönem. Babamdan önce amcam göç etmiş.
Toplamda iki erkek altı kız kardeşler, iki erkek aileyi destekliyor Almanya’dan. Nereye gittiklerini bilmedikleri için çok zorlanmışlar. Biz şu anda dünyadan haberdarız ama onlar köylü çocuklar, okumamış çocuklar. İşaret diliyle ekmek aldıklarını anlatırlar.”
Birinci kuşak Türk göçmenlerin hastalıklarının bile birbirine benzediğini söyleyen Aydemir, ırkçı davranışların hâlâ devam ettiğini ve bir ikilemde kaldıklarını vurgulayarak, kendi kuşağı için “Hiçbir zaman tam olarak buraya ait olduğumuzu hissetmiyorum” diyor.
Aydemir, bu göçmenlik durumunun Türkiyeliler tarafından çok anlaşılmadığını, gidenlerin yaşadığı zorlukların mutlaka konuşulması gerektiğini vurguluyor: “Sadece gidip keyfen Almanya’da çok lüks içinde yaşayan insanlar değiller. Aslında Türklüğünü ve benliğini korumak için büyük mücadele veriyorlar.”
‘Dedemi bir Bavyeralıdan ayırt edemezlermiş’
DiasporaTürk’e annesinin fotoğrafını gönderen Akın Budakoğlu’nun da dedesi Kayseri’den Almanya’ya göçenlerden.
1960’ların sonunda dedesinin arkadaş grubuyla beraber Almanya’ya geldiğini anlatan Budakoğlu, BMW’da işe başlayan dedesinin fabrika kapısında çektirdiği fotoğrafın çok benzerini DiasporaTürk’ün Twitter hesabında gördüğünü söylüyor.
Budakoğlu, dedesinin de BMW fabrikasının girişinde bir fotoğrafı olduğunu anlatıyor.
BBC Türkçe’ye konuşan Budakoğlu, birinci, ikinci ve üçüncü nesil göçmenler arasındaki farka değiniyor:

“İkinci nesil annemlerin olduğu nesil, üçüncü nesil de benim olduğum nesil. Üçüncü neslin yüzde 90’ı Almanya’da doğdu. Üçüncü nesil biraz daha iyi, ikinci nesil ise maalesef çok kötü; çünkü asimilasyon kaynaklı bir benlik kayması var. İlk gidenlerde ise kozmopolit bir yapı görüyorum. Hem kendi kültüründen vazgeçmemiş hem de oradaki kültürel yapıya inanılmaz uyum göstermiş. Artık 10 yıl sonra orayı benimsiyorlar.”
Akın Budakoğlu’nun annesinin arkadaşının Almanya’da çekilmiş bir fotoğrafı
Budakoğlu, fötr şapkasının çok meşhur olduğu dedesinin Bavyera kıyafetleri giydiği fotoğraflarına bakıldığında bir Alman’dan ayırt edilemediğini gülerek anlatıyor.
Sentezi korumayı başaran dedesinin bundan rahatsız olmadığını vurgulayan Budakoğlu, ikinci nesilde ise arada kalmışlığın şiddet olaylarına varan derecede kendini gösterdiğini anlatıyor.
Gent’in yoksul mahallelerinde yetişen göçmen çocuklar (1973-Belçika)
Budakoğlu’na göre bunun sebebi, ‘Almanya’da ikinci derece bir vatandaş olarak hissetmeleri, Türkiye’de ise klasik Almancı yaftası sebebiyle para kaynağı olarak görülmelerinden’ kaynaklanıyor.
Budakoğlu, DiasporaTürk’ün Instagram hesabındaki fotoğrafların yüzde 90’ının annesinin ve teyzesinin albümlerinde de olduğunu, sadece karakterlerin farklı olduğunu söylüyor gülerek: “Hikâyeler aynı, fotoğraflar aynı, o kadar aynı ki…”
‘Türkler başta bandoyla karşılanıyordu’
DiasporaTürk hesabının kurucularından Duman, haklarında çok fazla bir şey bilinmediği için fotoğraf seçiminde daha çok birinci nesile odaklandıklarını söylüyor.
Almanya ile yapılan anlaşmanın başlangıçta iki yıllık olmasından dolayı herkesin ilk hedefinin para biriktirip dönmek olduğunu anlatan Duman’a göre, göçmenliğin farklı boyutları anlaşmanın uzatılmasıyla başlıyor:
“İki yıl içinde dönmek isteyen insan, hiçbir şeye alışmak durumunda değildi. Dil öğrenmek zorunda değildi, oranın kültürünü öğrenmek zorunda değildi; çünkü zaten kalacağı süre belliydi. Sadece para kazanıp dönecekti.
Hayata angaje olmuyorlardı, ne zaman ki iş mahalle ve şehir hayatına adapte olmaya geldi, o zaman farklı boyutlar ortaya çıkmaya başladı. Markete gitmek zorundaydı, pazara gitmek zorundaydı, çocuğunu okula kaydettirmek zorundaydı…
Dolayısıyla ilk dönemde büyük zorluklar oldu. Bu kalış bir travma yaratmamış değil. Tabii gurbetçilik edebiyatı da başlıyordu. Sorunların temelinde ise asıl olarak dil bilmemek yer alıyor.”
“Cenazesiyle birlikte her şeyini memlekete yolladık. Yalnız radyosu kaldı. Türkiye frekansı bozulmasın diye duvara sabitlemişti, ayıramadık”
Duman, Türkler ve Almanlar arasında ilk başta iyi başlayan diyaloğun, Türklerin sayısının artmaya başlamasıyla ırkçı cinayetlere kadar ulaşan bir ‘ötekileştirmeye’ dönüştüğünü vurguluyor: “İlk başta Türkleri bandolarla karşılıyorlar ancak sayılar arttıkça yerli halkta ‘işimizi alacaklar mı’ diye bir kaygı başlıyor. Öyle olunca ilk baştaki samimi duygular yavaş yavaş ötekileşmeye başlıyor.”

Aynı mahallede oturan Türk ve Alman komşular (1989-Herne)
61 fotoğraf 61 yazar
Bir sosyal medya projesi olarak başlayan hesap, bugün ‘Göçüp Kalanlar’ adıyla bir kitaba dönüşmüş durumda.
150 kişinin emek verdiği kitap projesi, Avrupa’daki göç müzeleri ve enstitülerinin inanılmaz bir işbirliği sergilemesi sayesinde iki yılda tamamlanmış.

Gilles Peress, Brigitte Kraemer, Candida Höfer ve Bertien van Manen gibi tanınmış fotoğrafçılar, çok küçük bir bütçeyle hazırlanan kitap için çoğu zaman telif hakkı dahi istemeyerek büyük katkılar sağlıyor.
Almanya, Hollanda, Belçika, Fransa, Avusturya ve Danimarka’daki göçmenlerin 61 fotoğrafına 61 yazar, gazeteci, sosyolog ve akademisyenin yorumları eşlik ediyor.
Duman ise özverili ve küçük bir ekip olarak ellerindeki kısıtlı imkanlarla kitabın nasıl oluştuğunu anlatırken, binlerce fotoğrafın arasından seçim yapmanın zorluğuna odaklanıyor.
Kıta Avrupası’nda toplamda 6 milyondan oluşan bir Türk diasporası olduğunu söyleyen Duman, ‘gurbetçilerin çocuklarından da günlük hayatlarını yansıtmaları için’ çok fazla talep aldıklarını anlatıyor.
Duman ise önce birinci ve ikinci neslin yaşadığı sorunlara odaklanmayı, hayat koşulları neydi, mahalle hayatları nasıldı, neden gittiler, neden geri dönemediler, bütün boyutlarıyla anlatmaya çalıştıklarını söylüyor.
Birinci nesilden gidip de bir daha haber alınamayanların ailelerine ancak ellerindeki fotoğrafları paylaşarak yardımcı olmaya çalıştıklarını anlatan Duman’a göre ilk gidenlerden anlatacak daha çok hikâye var.
kaynak: http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-40097483

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/