Gazete insan: Türkün S*ksle İmtihanı

22 Mayıs 2017 Pazartesi

Türkün S*ksle İmtihanı





Türkün S*ksle İmtihanı
Bir kısmınızın bildiği üzre birkaç sene önce radikal bir karar alarak Amerika’ya yerleşip hayatımın geri kalan kısmını orada yaşamaya karar vermiştim.

Fakat o iş hiç de öyle planladığım gibi gitmedi. Erkek kardeşimin ısrarla düğününe davet etmesi üzerine ülkeye dönüşüm ve bir türlü geri dönemeyişimle devam eden zincir olaylar. Ama şu an konumuz bunlar değil; Amerika’ya giderken ne sevişme hayalleriyle gittiğim ve nelerle karşılaştığım.

Aylardan aralık, eyaletlerden New Jersey. Elini sallasan Türk’e çarpma olasılığı yaklaşık %65 olan Paterson’un falafelci manzaralı bir dairesinde gurbetin ilk anlarını yaşıyorum. Ama her gurbete adım atan gibi kafalarda ‘ulan gün gelecek bu rezil günleri tebessümle yad edeceğiz’ hissiyatı.

Tabi Türkiye’de öyle bi hayatı bırakmışım ki geride, seviştiğim önümde sevişmediğim arkamda; yaşadığım ev İstanbul Otogarı’nın minik bir maketi gibiydi, tabi o zamanlar Twitter dutluk, ne yazsan RT’ler havalarda uçuşuyor, her twitin altına bi dünya yorum, mesaj kutusu akşama kadar kıpır kıpır, kızın biri Ankara’dan geliyor, ertesi gün onu uğurluyordum bir diğeri İzmir’den geliyordu falan…

Tabi erkekliği hayvani dürtülerden ibaret gördüğüm deli zamanlar yani. Şimdi nerde öyle bolluk, hey gidi. O dönem skora oynuyoruz; bi yattığımla bi daha yatmaya sıra gelene kadar kız sevgili yapıyo, o derece. Havam bin beşyüz. Amerika’ya giderken ‘Türkiye gibi bir ülkede böyleysem var yaa, Amerika’da tek rakibim Hugh Hefner olur’ kafasındayım. Üff görmen lazım.

Neyse, başladım operasyona. Tinderlar indiriliyor, OKCUPID’lerde profiller güncelleniyor, Manhattan siluetini arkama alıp afili pozlar koyuyorum falan. O biçim. Fakat unuttuğum bir şey var tabi: Amerikalı kadınlar. Bu ufak detayı atlamışım.

Zannediyorum ki iki kedi fotoğrafına tav olacaklar, iki DM atınca hoop kucaktalar falan. Yemin ediyorum, ilk sevişmemi ülkeye ayak bastıktan tam 3.5 ay sonra yaşadım. Türkiye’de bir seviştiğimle bir daha sevişmeyen ben, öyle bi an geldi ki neredeyse erkeklik fonksiyonlarımın sağlıklı bir şekilde devam edip etmediğinden şüphe eder hale geldim.

Tabi bu esnada sosyal medya uygulamalarında eşleşmeler oluyor; ama bi türlü sonu gelmiyor. Hatta buluşmalar oluyor, gayet keyifli muhabbetler yapılıyor, ben öğrendiğim tüm tensleri, relative clause’ları, efendime söyliyim conjunctionları tek cümlede cilalaya cilalaya ablalara takdim ediyorum maharetmişçesine ama bi türlü neticeye ulaşamıyorum.

Nihayetinde bir gün bir hanımefendi -ki ismi Christina idi- ‘Ay ne güzelmiş senin gözleriin, hep mavi gözlerim olsun isterdim, o yüzden seni çok kıskanıyorum’ deyip muhabbete girdi. Bende bi aydınlanma, bi gevşeme.. Neredeyse iki rekat şükür namazı kılacağım gözlerim için. Muhabbetler edildi, telefonlar alındı, ertesi gün akşam 8 için sözleşildi.

Ertesi gün işten erken çıktım, eve geldim, duşumu aldım, en janti kıyafetlerimi giydim, ucuz diye eve istiflediğim Calvin Klein’lardan bir şişenin çeyreğini falan üzerime boca ettim. Ama o kadar heyecanlıyım ki, Broadway’in en ciks mekanlarından birinde yer ayırtmışım. Gözümü kararttım, hesap ne girerse girsin, o kızla o gece sevişilecek!


Saat 7 gibi bir mesaj geldi. ‘Eve yeni geldim, duş alıp çıkmam uzun sürebilir. Konum atsam sen gelebilir misin?’ Yaklaşık 8 kere falan okudum. Hani anadilde de yazışmıyoruz ya, dedim acaba halüsinasyon mu görüyorum, beynim bana bi oyun mu ediyor falan diye. Cümleyi ögelerine ayıra ayıra translate ettim, valla öyle yazıyordu. Kör istedi bir göz; Allah verdi kontakt lens dükkanı. Havalı bir ‘OK. I’m on my way’ cevabından sonra evin önüne nasıl geldim anımsamıyorum.

Yukarı çıkıyorum ama bi taraftan da tırsmıyor değilim. O zaman anladım bizim kızların erkek eve çağırdığında ne hissettiğini lol. Ulan kız ilk buluşmada bana konum attı ve eve çağırdı. Ya keserse? Onca yıllık Dexter izlemişliğimiz var, az görmedik evdeki flörtlerin ceset torbasında sonlandığını. Bunları düşünürken bir yandan yukarı çıkıyorum. Kapıyı kibarca tıklattım, Christina bornozuyla açtı kapıyı.

Bornozun arasındaki manzaraya göre memenin teki bırak ben gideyim diyor, diğeri otur oturduğun yere daha işimiz var diyordu. Hoşgeldin faslından sonra mutfağa geçtik. Benim için sıcak çikolataya bandırılmış çileklerden buzluğa atmış. Kendi yapmış hem de. Yhaa, tam bi minnoş. Son çilek tanesini gömene kadar uzayan sohbetle biz epey bi açılıp saçılmış, hatta oracıkta önsevişmeye başlamıştık.

Bu kısmı sizleri çok ilgilendirmiyor tabi lol. Sonrası sıradan bildiğiniz yatak faslı, seviştik uyuduk, uyandık (x4) şeklinde seyreden bir gece. Sabah tüm Türklüğümle bir menemen yaptım. 3.5 aylık bekarlığıma son veren bu cennet parçasına daha ne yapsaydım yani? Tabii ki menemen ve tabii ki parmaklarını yedi.

Hiç tevazu yapamıycam bu konuda, üzgünüm. Kahvaltıdan sonra demlediğim tomurcuk kokulu çaylı muhabbetimiz esnasında ‘Cuma akşamı seni tekrar görebilir miyim?’ diye sordum. İşte tüm film burda koptu. İlk duyduğumda beyin mıncıklaması yaşamama sebep olan şu cevabı verdi: ‘I have another date on Friday’ Başkasıyla flörtü varmış.

Bikaç saniye algılayamadım tabi. Biz harika bi gece geçirdik, her şey çok güzel. E sen daha Allah’tan belanı mı istiyorsun karı, başka birisiyle çıkıcam ne demek?! O an resmen Türk’e bağladım. ‘What do you mean you have another date? What did we do last night? Were they all lie? How can you see another man right after you got out of bed with me’ Offf daha neler neler.

Yani mealen ‘Ne demek başka birisiyle görüşücem? Biz dün gece ne yaşadık? Hepsi birer yalan mıydı? Daha benimle yataktan yeni çıkmışken nasıl olur da başka bir erkeği görürsün?’le başlayan diyaloğumuz, arada subject-verb agreement dengesini kuramadığım ve bir İngilizce öğretmenine yakışmayacak gramer hatalarıyla dolu cümlelerim ve akabinde evden atılmamla son buldu. Evet. Harika bir gecenin sonunda bana ‘Eğer evden gitmezsen polis çağırıcam’ dedi ve ben de ömrümün kalan kısmını federal hapishanede geçirmemek adına usulca çıktım.

Ben şok. Ben iptal. Ah ben. Ah şu dilim… Bi süre arabada kendime gelmeye ve olanları kanıksamaya çalıştım. Ulan sanane kızın kimle görüşeceğinden. Bırak, kimi görürse görsün, sonra ister senle tekrar görüşür ister görüşmez. Ama yook, serde Türklük var abi. Ne demek benle görüşüp ertesi gün başka erkekle oynaşmak. Biz neyiz, godoş muyuz ulaayn falan.

E tabi bu Türklük bana Christina’yı kaybetmeme sebep oldu; kıza köpürüp kızarken bi cümle kurdu. Nasıl olur da daha bugün benle görüşmüşken yarın başka bir erkekle görüşürsün diye sorduğumda ‘I have to try all my options’ demişti. Tabi kavganın hararetiyle çok kavrayamamıştım; ama kız haklıydı. Diğer seçenekleri de görmeliydi. Aslında hepimizin yaptığı da buydu. Hayatımıza birilerini almadan önce daha iyisi çıkacak mı diye bakarız, ararız, araştırırız. Ve bu en doğal hakkımız. Daha iyisi varsa neden kötüsüne razı gelelim?

Belki de benim kaldıramadığım şey o kadının cesareti olmuştu. Burada hiçbir kadından duymadığımız, söyleyeceğine ihtimal vermediğimiz bir şeydi bu. Düşünsene, Merve ile buluşmuşsun, güzel bi gece geçirmişsin, Cuma akşamı buluşalım mı diyorsun, Merve de diyor ki ‘Mmm ya Cuma akşamı Berkle çıkıcam. Berk kim? Diğer flörtüm. Vuhuuu! Yürek mi yedin sen Merve? der insan.

Belki yetiştiriliş tarzı, belki de kültür farkı; ama şunu söyleyebilirim ki Christina’nın yaptığı dürüstlükten başka bir şey değildi. Bu dürüstlük özgüvenle bulanınca belki ilk etapta sert bir duvara toslamama sebep olmuştu ama, sonraları hak vermiştim yaptığına. Benden başkalarını denemeliydi ve bunu bana dürüstçe söyleyebilmeliydi.

Böyle böyle törpüleniyoruz işte, yanlışlar yaparak eğitiyoruz kendimizi. Bazen kaybettiğimiz bir Christina oluyor, bazen de koca bir ömür. En doğru seçimi yapmak için hala vaktimizin ve şansımızın olduğuna inanıyorum. Ama tüm seçenekleri denemek de biraz yorucu olabilir Christinacım. Açgözlülüğün alemi yok yani lol.

Özgüvenle kalın.

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/